23 Mayıs 2022 Pazartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Salı 27 Haziran 2017 12 Ankaraİstanbul ‘tuz’ hattı, kokmamak için Bazı toplumlar vardır; insanların dışarı, sokağa, parka, kafeye, sergiye, konsere, tiyatroya gitmesi istenmez. Baskı altındadır, kısıtlanmıştır, hatta birçoğu yasaklanmıştır. Bunlar faşist, dikta ile yönetilen ya da dincilik kullanılarak ezilen toplumlardır. Meydanlar, sokaklar, parklar sevilmezler. Orada insanlar kadınlı erkekli dolaşırlar, otururlar, sohbet ederler ya da eğlenirler. Faşizm bunları sevmez. Demokrasiden korkan baskıcı yönetimler sokağı, yolu, meydanı, kahveleri, salonları, kızlı erkekli karma okulları kendi iktidarları açısından bir tehlike olarak görürler. Kadınerkek eşitliği, yol, meydan, park, sanat, kültür salonları uygarlığın ve demokrasinin vazgeçilmez parçalarıdır. Birçok Arap ülkesinde kadının yalnız sokağa çıkması, parkta dolaşması, araba kullanması kısıtlanmıştır. Çağdaş ve uygar giysilerle dolaşmaları hoş karşılanmaz, hatta yasaklanmıştır. Kadın hamile ise sokağa çıkamaz, ev hapsindedir. Sokak (ve yürüyüş) bir semboldür. “Gezi”, halk için özgür kılmanın bir demokratik başkaldırısı olduğu için baskıcı çevreler bundan hoşlanmazlar. Hatta içlerine provokatörleri salarak bu demokratik eğilimleri hedefinden özellikle çıkarmaya çalışırlar. Son 55 yılın en çağdaş, uygar ve demokratik hareketi “Gezi”nin içine, PKK’den FETÖ’ye kadar kimi unsurları sızdırdıkları gibi. Ankaraİstanbul hattı mı? Enis Berberoğlu’nun bardağı taşıran damla olduğu bu yürüyüş, adaleti geri getirerek demokrasiyi sağlamak için atılan önemli bir adımdır. Bir anlamda, “Gezi’nin uygarlık haykırışının” örgütsel bir devamıdır. İnsanidir, çağdaştır, demokratiktir. Geçen hafta çarşamba günkü yürüyüşte Kemal Bey’in yanında Genco Erkal’ı, Yılmaz Büyükerşen’i ve Emre Kongar’ı kol kola görünce çok duygulandım: Yılmaz Büyükerşen’e üç yıl önce Truva Vakfı’nın “Atatürk Ödülü”nü ben verdim; değerli meslektaşım Emre, 1972 yılından beri yakın fikir ve dostluk beraberliğimiz olan bir insan; ve Genco Erkal, sık sık Bıçak Sırtı köşemde adını övgüyle andığım bir sanat abidesi. Yanlarında da büyük bir inançla uygarlığa, demokrasiye ve adalete yürüyen bu ülkenin güzel insanları. Keşke şu anda orada olsaydım diye düşündüm, bastonla bile yürürdüm. O güzel insanlarla beraber olmak ne büyük bir kıvanç, çirkinliklere ve adaletsizliklere karşı. Ve bir haber S.Arabistan Kralı kendi yerine geçecek kişiyi şimdiden belirlemiş; oğlu. Halkın ne düşündüğü ya da dediği mi? O dinci ve faşist ülkelerde böyle bir konu yok. Akrabalar, yakınlar güllük gülistanlık. Avrupa’da, Amerika’da, Hawaii’de, Monte Carlo’da hatta bizim Boğaz’daki villasında. Geri kalan yüzde doksan ahali ise çoğu zaten “gâvur takımı”, ırgat statüsünde, bir şantiyede işçi gibi. Ve bizim çağdaş dünya yerine ilişkilerimizi geliştirdiğimiz ülkelerin “düzeni” böyle. Kral, şeyh, emir ne derse o olur; bir de dışarıdaki en büyük patron. Geri kalan ahali, aşiret reisinin emrindeki köleler misali. Yürüyüş yok, sanat yok, eleştiri yok, kadınerkek eşitliği hak getire. Demokrasi mi, o da neymiş?.. İşte Ankaraİstanbul yürüyüşü bu tür ilkel bir dünyaya değil, demokrasiye yürümenin bir haykırışıdır. Kemal Bey’e Gandi sözünü ilk yakıştıranlardan biri galiba bendim. Fazla abarttığımı sanmıştım ama o beni meğerse haklı çıkaracakmış. Umarım Gandi gibi “tuz”a ulaşır, Türkiye’nin kokmaması için... 27 HAZİRAN 2017 SAYI: 33501 İmtiyaz Sahibi: CUMHURİYET VAKFI adına Orhan Erİnç İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay Genel Yayın Yönetmeni MURAT SABUNCU Yazıişleri Müdürü Yazıişleri Müdürü (Sorumlu) Haber Koordinatörü Bülent Özdoğan Faruk Eren Aykut Küçükkaya Yayın Danışmanı Kadri Gürsel Reklam ve Pazarlama Danışmanı Ayşe Cemal Reklam Grup Koordinatörü Deniz Tufan Rezervasyon ve Planlama Koordinatörü Bülent Gürel l Görsel Yönetmen: Hakan Akarsu l Ekonomi: Olcay Büyüktaş l Dış Haberler: Mine Esen l Spor: Arif Kızılyalın l Gece: Ayça Bilgin Demir l Yurt Haberler: Selin Görgüner l Fotoğraf: Uğur Demir l Düzeltme: Mustafa Çolak Web Koordinatörü: Oğuz Güven [email protected] Ankara Temsilcisi: Erdem Gül Güvenevler Mah. Güneş Cad. No: 8/1 Çankaya 06690 Ankara Tel: (0312) 442 30 50 İzmir Reklam Tel: (0232) 441 12 20 0530 430 74 17 Okur Temsilcisi: Güray Öz [email protected] Yayın Kurulu: Orhan Erinç (Başkan), Güray Öz (Bşk. Yrd.), Ali Sirmen, Hikmet Çetinkaya, Emre Kongar, Şükran Soner, Hakan Kara. l Muhasebe Müdürü: Günseli Özaltay l Satış Dağıtım: Tunca Çinkaya Yayımlayan ve Yönetim Yeri: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ. Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sk. No: 2 34381 Şişli/İstanbul Tel: (0212) 343 72 74 (20 hat) Faks: (0212) 343 72 64 eposta: [email protected] Reklam Yönetimi: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ. Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sk. No: 2 34381 Şişli/İstanbul Tel: (0212) 343 72 74 (20 hat) Faks: (0212) 251 98 68 eposta: [email protected] Yaygın süreli yayın Baskı: DPC Doğan Medya Tesisleri Hoşdere Yolu 34850 Esenyurt/İstanbul Dağıtım: Doğan Dağıtım Satış Pazarlama Matbaacılık Ödeme Aracılık ve Tahsilat Sistemleri AŞ Esenyurt/İstanbul Cumhuriyet’te yer alan haber, yazı ve fotoğrafların yeniden yayım hakkı saklı tutulmuştur. İzin alınmadan ve kaynak göstermeksizin yayımlamak Basın Kanunu gereğince hukuki ve cezai yaptırıma tabidir. İstanbul Ankara İzmir İmsak 03.24 03.16 03.50 NAMAZ VAKİTLERİ Güneş Öğle İkindi Akşam 05.25 13.13 17.11 20.48 05.13 12.58 16.53 20.29 05.41 13.20 17.13 20.47 Yatsı 22.39 22.16 22.29 haber/yorum TASARIM: MÜGE KAYGUSUZ Hafta içinde akşamüzerleri TRT Haber kanalında “sağlık sorunları” konusunda önemli bir yayın yapılıyor. Programa katılan tıp adamları, kendi uzmanlık alanlarına giren sağlık sorunları konusunda izleyicileri aydınlatıyorlar. Geçen hafta sonuna doğru Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Aydın Dalgıç da uzmanlığı ile bağlantılı konuda konuşurken bir ara şöyle dedi: “Biliyorsunuz akşamları TV kanallarında din adamları konuşuyorlar. Önceki akşam, bu din adamlarından birine bir izleyici ‘Amcamın oğlu ile evlenebilir miyim’ diye sordu. Din adamının yanıtı ise ‘Elbette evlenebilirsin! Ben de teyzemin kızıyla evlendim!’ Şaşırdım kaldım!” Prof. Dr. Dalgıç, daha sonra aile evliliklerinden sağlık sorunlu çocukların doğacağına dikkati çekti, izleyicileri bu konuda uyardı… Bu konuda uzman olan Hacettepe Üniversitesi “Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı”ndan Prof. Dr. Ayşegül Tokatlı’nın bilgisine başvurdum. Prof. Dr. Tokatlı “aile içi evlilikten doğan çocuklarda görülen hastalığın adının ‘fenilketonüri’ olduğunu söyledikten sonra özetle şu bilgiyi verdi: “Fenilketonüri kalıtsal bir metabolik (canlılarda enerjiyi sağlayan kimyasal değişimler) hastalıktır. Bu hastalıkla doğan çocuklar proteinli gıdalarda bulunan ‘fenilalanin’ adlı bir ‘amino asidi metabolize’ edemezler, sonuçta kanda ve diğer vücut sıvılarında artmış olan fenilalanin Akranlarından farklı ola rak oturma, yürüme ve ÖzAgecanr konuşma gibi becerileri kazanamazlar. Beyin gelişimleri normal olmadığından başları da küçük kalır.” Prof. Dr. Tokatlı, bu hastalıkla ilgili şu kıyas Kavşak lamayı yaptı: “Fenilketonü Aile İçi Evlilik! ri Amerika’da ve birçok Avrupa ülkesinde her 30 bin yeni doğanda bir gö rülmesine karşın, ülkemizde 6 bin 500 yenidoğan da bir görülmek tedir. Türkiye fe nilketonüri hasta lığının en sık gö rüldüğü bir ülke dir! Her yıl ülke mizde yaklaşık 200 çocuğun bu hastalık ile doğa cağı hesaplan ve onun artıkları çocuğun gelişmek maktadır. te olan beynine zarar verir ve çocu Her 25 kişiden birinin hastalığı taşı ğun ileri derecede zekâ özürlü olma yor olması ve ülkemizde akraba ev sına, sinir sistemini ilgilendiren da liliklerinin yüksek oranda yapılma ha birçok belirtilerin ortaya çıkması sı, hastalığın sık görülmesine neden na neden olur. olmaktadır. Türkiye’de her 100 kişi Hayatın ilk birkaç ayı içerisinde fe den 4’ü bu hastalık açısından taşıyı nilketonüri hastalıklı bebekleri, sağlıklı cı durumundadır.” bebeklerden ayıran özellikler fark edi “Fenilketonüri, erken teşhis edildi lemez. Tedavi edilmeyen fenilketo ğinde tedavi edilebilen bir hastalık ol nürili çocuklarda 56. aylardan sonra duğunu” da söyleyen Prof. Dr. To zekâdaki gerileme belirgin hale gelir. katlı şu bilgiyi verdi: “Fenilketonüri hastalığı ile doğan bebeğin, beyni etkilenmeden, erken olarak tanımlanması çok önemlidir. Özgen AcaBu amaçla geliştirilmiş her yenidoğan çocuğa uygulanabilecek pratik, ekonomik bir deney vardır. Hayatın ilk günlerinde bebek ideal olarak 48 72 saat beslendikten sonra özel bir filtre kâğıdına alınan bir damla kan teşhis için yeterlidir. Sağlık Bakanlığı’nın ‘Yenidoğan Tarama Programı’ içinde fenilketonüri hastalığı da aranmaktadır.” “Türkiye’de Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA)” verilerine göre ülkemizdeki akraba evliliğinin sıklığı, yörelerimize göre yüzde oranları ekteki çizelgede görülüyor. Akraba evliliklerinden kaynaklanan ve çocukta zekâ geriliğine yol açan fenilketonüri hastalığını ilk olarak Norveçli doktor Asbjörn Fölling tanımlamış. Her yıl 1 Haziran, dünyada olduğu gibi ülkemizde de “Ulusal Fenilketonüri Günü”  kabul edilmiştir. Yarın (28 Haziran) “Avrupa Fenilketonüri Günü”dür. Ülkemizde fenilketonürili hastalara yardım amaçlı “Fenilketonürili Çocukları Tarama ve Koruma Derneği” ile “Fenilketonüri ve diğer Kalıtsal Metabolik Hastalıklı Çocuklar Vakfı (METVAK)” adlı sivil toplum örgütleri bulunuyor. Bir din adamı televizyonda Türk halkına akraba evliliğini önererek bu tür hasta çocukların doğmalarının da yolunu açmış olmuyor mu? Bu din adamına dua yerine, beddua edilmez mi? ‘çArşı hep güzeldir’ çArşı’nın Sarı Cem’i Cem Yakışan, ‘çArşı, Beşiktaş’la bir bütündür. Ve Beşiktaşlı olmak her zaman iyi insan olmaktan geçer’ diyerek hesapsız kitapsız halkın yanında olduklarını söyledi Gezi Direnişi’nin en önemli muhalif kalelerinden biri olan Beşiktaş taraftar gru bu çArşı, Türkiye’de vicdan denince, varlığını ortaya koyan taraftar bütün lüğü, varlık, kültür ve direnişin adı... Ve çArşı deyince, akla gelen ilk isim, bu taraftar grubunun yıllarca önde ri olarak bilinen Cem Yakışkan. Ya kışkan, çArşı taraftar grubunun “Sa rı Cem”i. Kendi si, çArşı taraftar Grubu’nun Ge zi Direnişi’ne en önde saflarda ka tılması nedeniy le, Türkiye yargı sınca, “Darbe gi KEsuetlnudemir rişimine teşebbüs” suçlamasıyla, gözaltına alındı, suçlandı, yar gılandı. Yakış kan, beraat ettiği darbe davasında, “Darbe yapacak gücümüz olsaydı, ön ce Beşiktaş’ı şampiyon yapardık” de di. Yakışkan, şampiyonluğun ardın dan ilk kez sorularımızı yanıtladı. n Gezi Direnişi’nden sonra Beşiktaş’ın üst üste ikinci şam piyonluğu. Direniş, takımınızı ve çArşı’yı güzelleştirdi mi? Hep söyledik; yineleyeceğiz: “Fut bol hayattır, asıl olan hayattır, ha yat da Beşiktaş! Futbol, halkın ken dini ifade edebildiği, sporla bağdaş mış her bireyin kim ve ne olduğunu önemsemeden, eşit ve özgürce aynı renklere gönül vermesidir. çArşı da halkın gönlüne taht kurmuş ve halkı temsil eden iyi bir taraftar grubu. Bu nedenle, çArşı bir ruhtur deriz; bede ne indirgenemez. Dolayısıyla çArşı hep güzeldir. n Sizin beklediğiniz şampiyon luk muydu? Elbette şampiyonluk, o sene bu se ne, her yıl şampiyonluk. (Gülümsü yor.) Avrupa Ligi için takımın tak viyeye ihtiyacı olduğunu düşünü yorum. Biraz da şans ve ırkçı olma yan hakemler. (Gülümsüyor.) Türki ye Ligi’nde zaten şampiyonuz. Ama özellikle gelecek için altyapıya ihti yaç çok. Ve şampiyonluğumuzun en önemli nedeni, takımın inancı ve bü tünlüğüydü. n Bu yıl, Galatasaray ve Fe nerbahçe lige erken havlu atar ken, şampiyonlukta kamu kay naklarıyla yaratılan ve beslenen Başakşehirspor’la yarıştınız ve ka zandınız. Bu sizin için ne anlam ifade ediyor? Galatasaray ve Fenerbahçe biz ler için ezeli rakip ve bu rakipler le maç yapmak bizler için zevk. Fa kat bildiğiniz üzere futbol artık fut bol değil; endüstrileştirilmeye çalışı lıyor. Kulüp başkanları, kulüpler ab lukaya alınıyor. Büyük kitlelere hi tap eden camialar otoriteyle yönetil mek isteniyor. Passolig en net buna örnektir mesela. Endüstriyelleştiril mek istenen kulüplere elbette ki en düstriyel bir takım da yaratmak zo rundalar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i temsil eden bu kulüp lere karşı, Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu takım... (Gülümsüyor.) On ca desteğe rağmen, şampiyon belli.... Trajikomik. Cem Yakışkan, beraat ettiği darbe davasında, “Darbe yapacak gücümüz olsaydı, önce Beşiktaş’ı şampiyon yapardık” dedi. Dava boyunca çArşı grubu adliyenin dışında açtığı pankartlarla kendisine büyük destek verdi. n Bu arada teknik direktörünüz Şenol Güneş, şampiyonluk sonrası Mevlana’ya ait okuduğu iki dize nedeniyle kimi yandaş kalemlerce Fethullahçılık’la suçlandı. Siz de Güneş’ten bu anlamda kuşku duyar mısınız? İyi insan olunmadan Beşiktaşlı olunmaz. Ve Şenol Hoca bizim için önce insan, sonra insandır. Yandaş kalemlerin her gün şeriatı savunan haberleriyle gündemi ve insanları ne hale getirdiği alenen belli. Şenol Hocamız’ın cevabı az bile olmuş. Ben o yandaş kalemlere Mevlana’dan şunu söyleyim o halde: “Fitne ateşini yakan, içinde yanar.” n 4 yıl önce bugünlerde, Taksim’e çıkan on binlerce Beşiktaşlı, Gezi Direnişi’nde Atatürk Kültür Merkezi’ne (AKM), Optik Başkan’ın (Mehmet Işıklar) resmini taşıyan dev bir pankart açmıştı. Kimdir Optik? Optik... Sadece Beşiktaş ve çArşı için değil, memleketin her tarafı sever Optik’i... Optik iyi insan olmayı ve iyi Beşiktaşlı olmayı temsil eder. Ve 4 yıl önce AKM’ye çıktığımızda Optik’in doğum günüydü. (12 Haziran) Ve biz o gün orada yaşasaydı, bizimle olacak Optik’i Gezi’ye getirdik. Ruhu hep bizimle çünkü. Çoğu canımız daha 30’unu görmeden, belki sevdiği kıza açılamadan gitti yıldızlara... Yine de hepsi, onca yaşanan ve ödenen bedellere rağmen en son anda gülerek gittiler ölüme... Ve bu bir gelenektir bizde, ne olursa olsun: “Ölüm nereden gelirse gelsin/ mezarıma siyah, beyaz güller atılacaksa/ mezar taşıma Beşiktaş yazılacaksa/ böyle ölüm sefa gelmiş, hoş gelmiş...” Ve Kutlu; çok sevdik be abi, biz Beşiktaş’ı çok sevdik... n Gezi Direnişi’ne katılımınızın ardından, “Darbe girişimi” yapmakla suçlandınız. Hakkınızda müebbet hapis cezası istendi ve beraat ettiniz. Bu durum sizde hiç pişmanlık yarattı mı? Yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadım. Ve pişman olacağım bir şey yapmadım. Bizi üzen tek şey; yaşanan olaylardan sonra fitne ve fesatçıları kayda alıp bunu fırsata çevirenler. Ama gördük ki bu, süreçteki herkes için geçerli. Sabır diliyorum. Deniz Gezmiş’ler 2 ay 23 gün süren bir süreçte yargılanıp asıldılar. 25 yaşında gencecik fidanlar... Ardından çok genç aydınlar, güzel insanlar heba ol du. Olmaya da devam ediyor. İdam yasası onaylanmış olsaydı bugünün şartlarında biz de idamla yargılanıyor olacaktık. Müebbetin karşılığı bu! Ve Gezi benim için onurdur. Bizim her açıklamamızda bu böyledir, değişmez! İnsan, onurundan vazgeçtiği gün ölür. n Sizi yargılayan hâkim ve savcılar da 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından FETÖ üyelikleri nedeniyle meslekten ihraç edildi, tutuklandı. Bu durum sizin için şaşırtıcı oldu mu? Hayır, olmadı. Bizi yargılayan savcının o sırada yurtdışı yasağı vardı. Bu soru bana şunu hatırlattı. n Nedir? Çoğumuz bilir: Türkiye solunun efsane önderlerinden Deniz Gezmiş yargılandığı mahkeme salonunda güler. Deniz’in güldüğünü gören hâkim ona kızar ve sorar: “Neye gülüyorsun?” Deniz’in cevabı şu olur: “Arkanızda adalet yazıyor.” n Ya Gezi Direnişi’ndeki sizin rolünüz? Valla aslında kimse bir şey yapmadı; sanırım herkesin canına tak ettiği noktadaydık ve biz ardımıza döndük. Çocuklar Gezi’de olanları haber alıp Kazan’da toplanmışlardı. Ayağımda terlikle gitmiştim.. Gittiğimde insan sayısı beş yüzdü. Ara sokaklardan Taksim’e çıkmayı kararlaşmıştık. Köyiçi’nden Osmanbey’e ulaştığımızda sayımız 15 bini aşmıştı. Sonra on binler, milyonlar. Sanırım halkız biz. (Gülümsüyor.) Güveniyorlar. n Gezi’de çArşı’nın hangi değerleri harekete geçmişti? çArşı, her daim vicdanı ve insanı savunur. Ve o günlerde ellerinde çiçek, kitap olan çocuklar şiddet gördüler. Gezi her şeye bir, “yeter artık” demekti. Egemenlerin halk üzerindeki baskısına “dur” diyebilmekti ve amacına ulaştı bence. n çArşı, Beşiktaş taraftarlığıyla birlikte hangi değerler bütünü? çArşı, Beşiktaş’la bir bütündür. Ve Beşiktaşlı olmak her zaman söylediğimiz gibi iyi insan olmaktan geçer. Fakat Gezi’den sonra bizi Beşiktaş’a siyaset bulaştırmakla suçlayanlar, çArşı’yı Beşiktaş’tan izole etmeye çalışırken, milyonlarca insansa başka takımları tutarken bile, “Yükselenim çArşı” dedi. Sanırım yaptığımız şey doğruydu ve bu doğru sadece ve sadece hesapsız, kitapsız halkımızın yanında olmaktı. n Türkiye’nin en çok cezaevinde yatan siyasi hükümlülerinden avukat ve yazar, sıkı Beşiktaşlı, gözleri görmeyen Eşber Yağmurdereli, “Muhalif olduğum için Beşiktaş’lı olmadım. Beşiktaş’lı olduğum için muhalif oldum” der. Katılır mısınız kendisine? Eşber Ağabey... Bunca acıya bu kadar güzel insan olur mu? Olur. Eşber Ağabey buna en iyi örneklerden biridir. 2012 yılının 1 Mayıs’ıydı. Sanırım Eşber Ağabey ile kol kolaydık. Gurur duyduğum anlardan biridir Eşber Ağabey ile olmak. Eşber Ağabey, bu memlekette gözcülük yapmaktan yargılanıp, tutsak edildi yıllarca. Ama tanıyanlar bilir; Eşber Ağabey’in gözleri görmez. Gözleri gerçekten görmesine rağmen yürekleri yerine ceplerine teslim olmuş insanların çoğunlukta olduğu bir memlekette Beşiktaşlı ve muhalif olmaktan başka bir yol var mı? n Ya sizce? Ben size sorayım: Var mı insanı insandan ayırmayan, halkların kardeş olabileceğine inanmaktan başka çaremiz? Barışı savunmak, ekmeği ve emeği savunmaktan başka bir çaremiz var mı? Ve iyi insan olmaksa amaç Beşiktaşlı olmadan önce; Beşiktaşlı olup muhalif olmamak var mı? n Ya, “çArşı her şeye karşı” sloganın derinliği nedir? “çArşı her şeye karşı” sloganını yeni nesiller iyi analiz etmeli. Bizim hiçbir sloganımızın içi boş değil... Sadece deplasmana gidip takı mın peşinden gitmekle değildir bu sloganın karşılığı. Kimin, kimlerin, neden ve ne bedeller ödediğini özümseyerek, Beşiktaş değerlerine sahip çıkmalılar. Cem Yakışan C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle