Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
Months
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
Bir sesin çoğaldığı söz iklimi: Nilay Özer
AŞILAYICI BİR DUYARLILIK! ipliğini/ çekmekle alçalmıyor gök unut/ soğuk
Nilay Özer’in şiir evrenine yolculuğa çı- bu ateş bu gövdeye hırçınlık/ ve ölüm çağırıyor
karken, derin bir sessizliğe, sözün çağıltısı- gülün felaketinden/ dalgalara yutulmuş bir
na, hafızanın kanayan yanlarına dönük bir
mendirek oradasın/ sırrını sulara gömdüğün
duygu / düşünce yoğunluğuyla karşılaşa- yerde hançer/ bir hançer parıldıyor ellerin
bileceğimi düşünmemiştim nedense. Daha yok ki hatıralara değsin/ ay böyle mi silinirmiş
naif, çocuksu bir duyarlılığın yansımalarını geceden”.
bekliyordum sanki! Bunda sanırım yazdığı
ÖZGÜN BİR DİL EVRENİ!
masalsı öykülerin etkisi olmalı.
İmgelemi güçlü bir şair dedim. Kurduğu
“Gece Ayinleri”nin dört şiirini birkaç kez
duygu / düşünce ve dil evreni, şiirinin yas-
okuduğumda “Dur” dedim, “Bu bambaşka bir
landığı dize kurma, ses ve ritim, akışkan
ses, anlatım”. Sonra sözünün açılan kapıların-
söyleyiş, anlatımcı duyarlılık bileşkesiyle o
dan geçerken anlatımcı yanı, duyuşu / sezi-
“kendine özgülük”ü var eden özellikler ola-
şindeki düşünsel töz; bir şiiri şiir yapan düs-
rak karşımıza çıkıyor.
turu bilen duyarlılıkla karşılaştığımı gördüm.
“oradaydım sözcüklerin dövüldüğü
İçsesi güçlü bir anlatıcı vardı karşımızda:
o harda/ uzun maşalarla tuttum adının
“kim bilir şu hüzün kimin icadı/ gölge gibi
anlamını” (“sevgilim beni ölü ele geçirdin”).
engel/ fırtınanın dağıttığı bir gemi omurgası/ ah ölgün
sırnaşıyor gövdeye/ çocuktunuz nehir henüz
“türlü sıfatlar buldum ruhun yırtılışına,/ kalın lifli karanlık bir
zamandı/ gecenin ağzından aktım size” (“Gece Ayinleri”) (*). sularda sürüklendiğim yeter”.
uykuyu yazarken.” (“buldum ölenlerin gözlüklerinden bir dağ).
Kedersiz günün sağanağında Arzen’de Zaman ro-
SÖYLENSEL BAKIŞ!
“yas bir gövde ötedeydi ağaçların zamanından/ inmek
manımı yazarken yol arkadaşı ettim kendime bu şiirle-
Kurduğu duygu dili ise; söylensel bir bakışı, ışıltılı, ba- senin anlamın değildi belki esvet” (“Koro”).
ri. Özer’in söz evreninden bir epigraf ararken gördüm ki
zen kederli biçimde karşımıza çıkarır:
yazılan bir göç / sürgün, yersizyurtsuzluk öyküsüne eşik
‘YÜZÜ KELEBEKLERLE ÖRTÜLÜ’
“mektup kaç günde gider/ her birinde deli bir pars
olabilecek binbir söz var orada.
“yüzü kelebeklerle örtülü”ye (***) geldiğimizde, o anlatımcı
koşan sözlerim/ kaç günde varır sesinin ayazmasına/ aşk
Besleyici, kanatlandırıcı hatta aşılayıcı bir duyarlılık di-
şiir yordamının daha evrensel bir söylemi içerdiğini gözleriz.
ateşten uçkuna külün tarihi/ kursağına takıldım hasret bir
yorum ben buna: “nefti bir alakasın daha fazlası değil/ yü-
Nilay Özer, itirazları olan, yer yer öfkesini de yükselten
ölümlük yel/ gemiler kalafatta uçaklar kara kutu/ yolsa
reğimle çürüyen köklerin arasında/ petrol mü yüze vuran
bir sese büründürür şiirini. “marikula’nın köklerine
yol… geldim işte ellerim hep nar/ zamana dağılan bir şey
geçmiş günler mi yoksa/ ne yana baksan şimdi boz bir dokunduğu ağaçlar” uzun şiiri şairin bu açılımını gösterir.
var sende” (“yolsa yol geldim”).
kuyu belirir.” (“Kuyu”)
Sözünü öbekleştirmeden kurar. Yani bağlı, bağlantılı,
Duyarlılık dedim, çoğalan ses dedim... Özer’in şiir evre-
dize/ses/ ritim korunaklı davranmaz. Akışkandır anlatımı
ninde var olan en temel gerçeklik, o anlatıcı yanını duygu
İMGELEM ZENGİNLİĞİ
görselliği içerdiği gibi derinlikli bir gözlem tanıklığı da içe-
Sözü duygudan ve yaşanmışlıklardan geçen bir anlatı- dili üzerine kurmasıdır. Salt söyleyen, anlatan değil; his-
rir. Adeta bir “romans”tır anlatılan.
cı, Özer. Kendi dil evrenini kurarken imgelem zenginliğini settirendir ve içgözünüze seslenendir.
Kuşkusuz şiirden edinilecek bilgi değil, duyarlılık ve dü-
de öne çıkarır. İşte şairin poetikasını var eden “yordam” “Aşk Karbon”ın daha ilk dizeleri hem gösteren, uyaran
şüncedir. Ve getirilip yansıtılan tanıklık. İnsanlığın tarihi-
dediğimiz de budur. “babam için bir sonsuz” şiiri bu özel- hem de hissettiren sesi taşır bize:
ne, yeryüzünün nereye nasıl evrildiğine ilişkin düşünce...
“kaldırımı kırmızıdan başlatma gecikiriz/ ellerimizi alır
liğini belirgince öne çıkarır:
Özer’in bu kitabı öylesi tanıklıkları getirir.
“daha çok sever miydim uçmasını bilseydin/ babamsın o gül emanetçisi/ çimenlerin saçlarımızdan emdiği
Bir şiir ne/yi anlatır diye sorunuz varsa eğer yüzünüzü Ni-
ah keklik burcu bir talan!/ ekinler sararırken doğdun acıya durak/ gecemizi geri vermez oteller/ yok sayılır
lay Özer’in şiir evrenine dönmeniz, onu yol arkadaşı edin-
mühim bilgidir/ on kardeşin küçüğü ölüleri saymazsam/ imdat sokaklarında/ ölümü kulaçlarken kenti taşırdığımız/
menizi öneririm. Şu dizelerini de taşıyorum buradan size:
yıkandın tuzlandın kundaklandın sıkıca/ orak sıcaklarında nice hayretlerden kaçırdığımız/ gözlerimizi tramvayda
“gün kırılgan ve yüklü/ biri bir şey söylese -neden söy-
avlarlarlar (**).
bir pembe oğlan/ evlerin önünde küçük bir hayat/
lemesin ki/ eskimiş elektrik kabloları gibi/ bir kıvılcım ata-
kımıl kımıl dipdiri çiltenler karıncalar/ ve toprak dediğin “sıradan bir hançer”i okurken, duralıyorum. Romanda
cak dışarı zaman/ yanacağız yanmakla belirlendik/ ateş
cana musallat”. hikâyesini anlattığım Dr. Bahaeddin Şakir (Baha Bey) ile
işte külünü de kazısan/ insan çıkar altından/ ne desem/
Öyle ki, şiirin bütününe yansıyan öykü bir zaman ça- onun fedaisi / katibi Nail Bey’in aralarında bir hançer kes-
sözcükleri yorduğumla kalıyorum/ çünkü ne yas/ ne ya-
ğını da anlatır bize. Özer’in şiirindeki anlatımcı yan, ku- kinliğinde duran mesafelerini düşündüm.
sa...” (“Teneffüs”).
ran / söyleyen / taşıyan o imge yordamı anlatıcının içsesi- Sıradan bir halk çocuğuyla “Tehcir’in mimarı” bir
Ben de henüz bulup okuyamadığım ilk kitabı “zamana
Komitacı’nın çatışmasını, yaratılan o trajedinin bu şiire
nin nasıl çoğaldığını da gösterir. “vasati kırık çöp”te o ses
dağılan nar”ın (1999) izini sürmeye veriyorum kendimi.
n
bambaşka biçimde çoğalacaktır: yansımasını okudum bir anda!
“çıkıp bana yeni bir gövde bakalım/ yan yatmış gemilere Biliyorum, çok da ilintisi yok. Ama Nilay Özer şiirinin (*) Ol!.., Nilay Özer, Komşu Yay., 78 s., 2005.
bakar gibi uzaktan/ ve parmakla göstermeden adıyla katmansal yanını, çağrışım evrenini göstermesi açısından (**) Korkuluklara Giysi Yardımı, Nilay Özer, Yasak
seslenmeden/ analım rüzgârını sarı solgun taşranın/ önemli buldum. İşte oradan bir ses: Meyve Yay., 102 s., 2015.
“insan çakıl taşlarından geçiyor/ zorluyor bir şeytanminaresinin (***) Yüzü Kelebeklerle Örtülü, Nilay Özer, Everest
beni gökmen bir kuş doğurmuş madem/ zorlayalım
dağların yüksek bahtını/ ben evlere keder yolculuklara keskin dönemecini/ yağmurun uzak ihtimallerden dokunmuş Yay., 80 s., 2024.
ÖMÜR İKLİM DEMİR’DEN ‘KUM TEFRİKALARI’
üzgâr hiç durmadan esiyor sayfaların arasında, her şey bir Doğan Kitap tarafından yayımlanan Kum Tefrikaları, kuytunun,
görünüp bir kayboluyor ya da bir kaybolup bir görünüyor.
saplanıp kalmanın, kendine gömülmenin, uzaklara düşmenin,
R
Yutuyor kenarları, köşeleri, arabaları, evleri kum; yutuyor öteki bile olamamanın, boşluğun, hevesin, meşgalenin, Doktor
günleri, takvimleri, atları, uçakları ve de hepsinden mürekkep
Mithat’ın, Murat Hoca’nın, Yurdanur Hala’nın, Şevket Kemal
hayalleri. Bozkıra bakan izbe balkonlar Boğaz’a açılıyor bir vakit;
Bey’in, ölülerin, kelimelerin, telgraf tıkırtısının, tozun, rüzgârın,
ölümler umuda, umutlar çaresizliğe benziyor yavaş yavaş.
bulutların, bütün o yılların ve de üstümüzden esip geçen diğer
Her kavram değişip dönüşürken Türkiye’nin son yüz yılında
şeylerin hikâyesi. Bir iyi dilek, bir ilk roman.
n
dolanıyor Ömür İklim Demir; geçmişle geleceğin arasında
Kum Tefrikaları / Ömür İklim Demir / Doğan Kitap /
sabırla mekik dokuyor ve “kumdan, buhardan, hayalden ibaret”
bir romanla buluşuyor okuyucularla. 552 s. / 2025.
15 Ocak 2026 13

