22 Ocak 2026 Perşembe Türkçe Subscribe Login

Catalog

( ) 18 OCAK 1689 / 10 ŞUBAT 1755 MONTESQUIEU’DEN ‘İRAN MEKTUPLARI’ Doğu ve Batı arasında çöp ve mertek sorunu! Fransızların FERDA FİDAN sadece Doğu’ya ait olduğuna inandıkları BİR MEKTUP ROMAN! despotizm aslında İran Mektupları*, 1721 yılında yayımlandığında, çeşitli kisveler altında kısaca Montesquieu adıyla bilinen Fransız filozof Batı’da da vardır. Charles-Louis de Secondat, Baron de la Brède et de Usbek ve Rica’nın Montesquieu’ye büyük ün kazandıran bir mektup Paris izlenimleri XIV. romandır. Louis iktidarının son Filozof ruhlu iki İran soylusu, Usbek ve Rica, yıllarına rast gelir. O Avrupa uygarlığını yerinde incelemek amacıyla zaman Avrupa’nın İsfahan’dan yola çıkarlar. en güçlü hükümdarı Uzun bir yolculuktan sonra vardıkları Paris’te olan Fransa kralından kendilerininkine hiç benzemeyen dinsel ve kültürel şöyle söz eder Rica: geleneklerle tanışırlar ve bu konudaki fikirlerini “Bu kral büyük bir burada kaldıkları sekiz yıl boyunca, İran’da kalan sihirbaz: Erkini kulları yakınlarına yazdıkları mektuplar yoluyla anlatırlar. üzerinde kullanarak ca- Montesquieu, çok sesli mektup romanının nı nasıl isterse öyle dü- modern yaratıcısıdır. İran Mektupları’nda bu şünmelerini sağlıyor.” edebi türü felsefi, sosyolojik ve siyasal analizlerle Mutlak monarşi zenginleştirirken çoklu anlatıcı kavramını da rejimini yani kralın her kurumun üstünde olan saltık aynı olayın değişik bakış açılarından çeşitli gücünü, yasaları keyfine göre yazıp bozduğunu, şekillerde yorumlanabileceğini göstermek için kullarının ona salt korku ve endişeyle itaat ustalıkla kullanır. ettiklerini çeşitli anekdotlar aracılığıyla anlatır. Çünkü amacı çok sesli bir eser yaratmak, Doğu Kralın iktidarı dinsel temellere dayalı bir yönetim ve Batı temalarını değişik açılardan çözümlemektir. olduğundan, alaycı yorumlarında Kilise’nin erkini Bu nedenle de yazılışından otuz yıl sonra kaleme temsil eden Papa’yı da unutmaz: aldığı bir yorumda eserinden “Bir tür roman” diye “Kraldan da güçlü bir sihirbaz daha var, kendi söz eder. aklına hâkim olduğu kadar başkalarının aklına da hükmediyor. Bu sihirbazın adı da Papa.” MONTESQUIEU’YE GÖRE HERKES GÖZÜNDEKİ MERTEĞİ DİKKATE ZORBALIKTAN KAÇAN FAKAT NE ALMAKSIZIN BAŞKALARININ YAZIK Kİ KENDİ ZORBALIĞININ GÖZÜNDEKİ ÇÖPE ODAKLANMAYA FARKINDA OLMAYAN USBEK! GAYRET EDER! İsfahan’daki sarayından ayrılan Usbek, henüz İranlı gezginin gözlemleri aracılığıyla Tebriz’deyken yazdığı bir mektupta yeni bilgiler Montesquieu görelilik felsefi temasını da romana dahil geçip gittiğini, o güne kadar etrafını saran şaşkınlık ve edinmek amacıyla yola çıktığını söylese de aynı dostuna ederek ahlaki değerler, görenekler ve yargıların gözlemcinin hayranlık dolu bakışlardan eser kalmadığını görerek buruk Osmanlı topraklarına girdikten sonra Erzurum’dan sosyal, kültürel ve siyasal bakış açısına göre bütünüyle bir ruh haliyle, terzisinin biçtiği yeni giysiler yüzünden bir yazdığı ikinci bir mektuptan, İran’dan asıl ayrılma değişebileceğine dikkat çeker. anda halkın ilgi ve saygısını kaybettiğini ve “korkunç bir nedeninin zorbalıktan kaçmak olduğunu öğreniriz. İranlılar Fransa’yı nasıl gördüklerini anlatırken boşluğa” düştüğünü fark eder. Şahın sarayında doğru bildiklerini pervasızca dile Avrupalıların normal saydıkları bazı uygulamaların başka Bu sosyal deney sayesinde Fransızların kendisine merakının getirdiği için zamanla bir sürü düşman edinmiş ve sonunda kıtalarda çok tuhaf karşılanabileceğini gösterir. ne kadar yüzeysel olduğunu anlamış ve bu aşırı ilgiden aslında İsfahan’ı terk etmek zorunda kalmıştır: Fakat aynı zamanda kitap, Doğulu seyyahların normal hiç de rahatsız olmadığını itiraf etmiş bulunur. “Seyahate çıkarak düşmanlarıma kurban olmaktan saydığı siyasal yönetim ve sosyal yaşam şekillerinin de Bir topluluk içine girdiğinde önce kimse onunla kurtuldum” diye noktalar mektubunu: “Yolculuğumun aslında kabul edilemez gerçekler barındırdığını kanıtlar. ilgilenmese bile olur da birisi onun İranlı olduğunu söylerse gerçek sebebi işte bu.” Öyle ki Montesquieu’ye göre yaşamda herkes gözündeki bütün yüzler ona çevrilir: “Ah! Ah! Beyefendi İranlı imiş! Fakat zorbalıktan kaçan Usbek ne yazık ki kendi merteği dikkate almaksızın salt başkalarının gözündeki çöpe Olağanüstü bir şey bu! İnsan nasıl İranlı olabilir?” zorbalığının farkında değildir. Cariyelerine yeterince odaklanmaya gayret eder. Bu ünlü soru cümlesi Avrupalıların ne kadar etnik sahip çıkmadığından kuşkulandığı Kızlar Ağası’na şu Usbek ve Rica, Paris’te karsılaştıkları farklılıklar merkezci olduğunu kanıtlar: Onlar için Fransız ya da satırları yazar: “Siz kim oluyorsunuz ki kendi keyfime hakkındaki şaşkınlık ve düşüncelerini İran’da kalan Avrupalı olmayan bir bireyin yeryüzünde gerçekten var göre parçalayabileceğim sıradan aletler değil de nesiniz, yakınlarıyla paylaşırlar, ancak yaşamlarında ilk defa bu olması neredeyse olanaksız bir olgudur. itaat etmeyi bildiğiniz sürece, benim yasalarım altında kadar uzaktan gelen insanlarla karşılaşan Fransızlar da onlar yaşamak ya da salt bir emrimle ölmek için bu dünyada var AYDINLANMACI MONTESQUIEU, ZORBALIK kadar şaşkınlık içindedir. olan, benim mutluluğum, sevgim, hatta kıskançlığım sizin YÖNETİMİNİ ELEŞTİRİR AMA HİÇBİR alçaklığınıza ihtiyaç duyduğu sürece nefes alan sizler, evet, ETNİK MERKEZCİ AVRUPA! SİYASAL REJİMİ ÖRNEK OLARAK SUNMAZ! kim oluyorsunuz siz?” Usbek’ten daha genç ve daha muzip olan Rica, Paris’te Rica, İranlı dostlarına İsfahan kadar büyük olan Paris’te kısa bir süre içinde inanılmaz bir şöhrete kavuştuğunu yazar KADINLARIN DURUMUYLA İLGİLİ mimarlık sanatının tamamen farklı olduğunu yazar: yakınlarına. Her yerde herkes ondan hayretle bahsetmekte, Evler o kadar yüksektir ki “sanki müneccimler otursun GÖZLEMLERİ DE DEVRİNİN ÖTESİNDEDİR! hatta portreleri çizilmekte ve bütün dükkanların kapılarını diye” inşa edilmiştir. Kalabalık sokaklarda yürümekte Montesquieu bize, zorbalığa karşı çıkanların da pekâlâ süslemektedir. zorluk çektiğini, son sürat giden at arabalarının giysilerini başkalarına karşı zorbalık yapabileceğini, kimsenin Ancak içine bir kuşku düşer: Bu aşırı şaşkınlığının gerçek çamur içinde bıraktığını, telaş içinde koşuşturan yayaların kimseyi kolayca eleştirebilecek bir konumda olmadığı, sebebi ne olabilir? Gerçekten Rica’nın kim olduğu mu, yanından dirsek ya da omuz atarak yel gibi geçtiklerini ve zira kimsenin sandığı kadar masum olmadığı bir dünyada yoksa nasıl göründüğü mü? “daha yüz adım atmadan, on fersahlık yol katetmiş gibi” yaşadığımızı hatırlatır. Hemen bir terziye gider, kendine Batılı giysiler yaptırır ve bitkin düştüğünü anlatır. Yazarın kadınların durumuyla ilgili gözlemleri de Doğulu giysilerini atarak Avrupalı kıyafetiyle tekrar sokağa çıkar. Tam bir Aydınlanma çağı filozofu olan Montesquieu devrinin ötesindedir. Usbek, cariyelerinin mutlu bir yaşam Sorusunun yanıtını bulmuştur. Artık kimsenin ilgi zorbalık yönetimini eleştirmesine eleştirir ama hiçbir siyasal sürdüğüne o kadar kanidir ki onları harem ağalarının odağında olmadığını, insanların suratına bile bakmadan rejimi örnek olarak sunmaz bize. gözetimi altında, dünyaya kapalı bir yaşam sürdükleri için >> 10 15 Ocak 2026
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear