26 Ağustos 2026 Çarşamba Türkçe Subscribe Login

Catalog

Months
Days
Pages
9 AĞUSTOS 2026 PAZAR 2 PAZAR YAZILARI Paris’in kaybolan Cumhurbaşkanı Van der Bellen festivaldeki konuşmasında, “vatan” kavramının suiistimal edilmesine karşı çıktı. ‘yaz’ı Salzburg Festivali’nde ‘vatan’ uyarısı ünyanın önemli müzik şans”tır. Avrupa Birliği ğustos ayında boyunca yürürken Dve sahne sanatları yurttaşları özgür, demokratik a ğustos ayı, Paris’in turistlere bir başkent nasıl sessizlik daha da kaldığı, Parislilerin ise şehri buluşmalarından Salzburg ve müreffeh bir kıtada Asessizleşir? belirginleşiyor. terk ettiği zamandır. Ve Paris en Festivali 106’ncı kez yaşadıkları için “büyük çok kalabalık olduğunda değil, Paris’i görmek için en iyi Normalde öğrenciler, düzenleniyor. Mozart’ın ikramiyeyi kazanmış” eksildiğinde kendini ele verir. zamanın ilkbahar olduğu genç aileler, doğduğu kent; barok durumdadır. Bu, Avrupalıların meydanları, dar sokakları, birbirleriyle “kanlarının son söylenir. Rehber kitapları, bisikletliler ve köpek diye temizlik işçileri mo- Salzach Nehri ve damlasına kadar”, insanlığın kartpostallar ve turizm gezdirenlerle dolu olan la veriyor. Biraz ileride ki- Hohensalzburg Kalesi’yle en dibindeki “sıfır noktasına” broşürleri bu kıyılar sanki tap tezgâhlarının yarısı kapalı. festival günlerinde büyük dek savaşmalarının ardından konuda neredeyse bambaşka yerlere Yaşlı bir sahaf, “Eskiden ağus- bir açık hava sahnesine ulaşılan eşsiz bir medeniyet ağız birliği dönüşmüş tosta daha çok Fransız müşte- kafede çalışan Ahmed’le dönüşüyor. başarısıdır. eder: Çiçek durumda. Su ri olurdu” diyor, “Şimdi şehir Festivalin simgesi sohbet ediyorum. Fas kökenli, açan ağaçlar, aynı su, köprüler dünya fuarı gibi”. Özgür demokrasi “Jedermann” Domplatz’da SÜLEYMAN on iki yıldır Paris’te yaşıyor. Seine kıyısında aynı köprüler Saint-Germain-des-Prés’ye sahnelenirken programda Van der Bellen, geçmişin TOSUNOĞLU “Parisliler gidince bizim yürüyen çiftler, ama şehrin vardığımda akşamüstü Bizet’nin “Carmen”i, ırkçı anlayışını şu sözlerle iş başlıyor” diyor. “İzin kaldırımlara ritmi çekilmiş ışığı binaların cephelerine Mozart’ın “Così fan tutte”si, anımsattı: “Sözde bu ‘ulus yapmıyoruz; tam tersine taşan kafeler... Oysa ben Richard Strauss’un bedenine’ ait olmayan gibi. Geriye fotoğraf çeken vuruyor. Hemingway’in, daha çok çalışıyoruz.” Bu “Ariadne auf herkesin sınır yıllardır yaşadığım bu kentte turistler, teslimat yapan Sartre’ın, Simone de cümle, Paris’in görünmeyen Naxos”u ve dışı edilmesi başka bir Paris tanıdım. motosikletliler ve çalışmaya Beauvoir’ın oturduğu dengesini anlatıyor. Şehir Goethe’nin gerektiği Bana göre Paris’in en ilginç devam eden göçmen işçiler kafelerin önünde yine “Faust”u yer alıyor. söyleniyordu. boşalmıyor aslında, yalnızca uzun kuyruklar var. Ama zamanı ağustos ayıdır. Çünkü kalmış. BİROL KILIÇ Asmik Grigorian, Nereye olursa sahip değiştiriyor. bu kuyrukların dili artık ağustos, Paris’in turistlere Jonathan Tetelman, olsun. Kimin ait Marais sokaklarında yü- Büyük göç Fransızca değil. Paris, kendi kaldığı, Parislilerin ise şehri Philipp Hochmair, olduğunu, kimin rürken bazı galeri ve tasarım Fransa’da ağustos tatilinin hikâyesini başkalarının terk ettiği zamandır. Yuja Wang, Igor Levit ve olmadığını keyfilik ve onun dükkânlarının kapalı olduğu- bu kadar güçlü bir gelenek gözünden izliyor. Bastille Meydanı’ndan yü- Grigory Sokolov öne çıkan tetikçileri belirliyordu. Bütün nu görüyorum. Yan tarafta ise Yıllardır bu kentte haline gelmesi tesadüf değil. rümeye başlıyorum. Sıcak, sanatçılar arasında bulunuyor. bunlar yeterince bilinmeli. Ya yaşlı bir fırıncı çalışmaya de- dolaşırken fark ettiğim şey Bunun kökeni 1936’ya, taş binaların arasında biri- 30 Ağustos’a dek da bilinmiyor mu?” vam ediyor. Raflarda baget- şu: Paris en çok kalabalık Léon Blum’un Halk Cephesi sürecek festivalin resmi Avrupa’da nefret ve kiyor, dar sokaklardan ge- ler, kruvasanlar ve tartlar di- olduğunda değil, eksildiğinde açılışı 26 Temmuz’da yok etmenin yeniden hükümetine uzanıyor. O çerken insanın omzuna gö- Felsenreitschule’de yapıldı. yaşanmaması için “istesek de kendini ele veriyor. Ağustos yıl ücretli yıllık izin hakkı zili. “Herkes gidiyor ama ek- rünmez bir yük gibi çökü- Belaruslu flüt sanatçısı ve istemesek de birlikte çalışmak ayında romantik kartpostal geniş kitlelere tanındığında mek her gün gerekiyor” di- yor. Meydan kalabalık ama insan hakları savunucusu zorunda olduğumuzu” görüntüsünün arkasındaki milyonlarca işçi ilk kez deniz yor omuz silkerek. Belki de bu kalabalığın büyük bö- Maria Kalesnikava da söyleyen Van der Bellen, 1945 çalışma düzeni, sınıfsal gören trenlere bindi. Tatil, lümü turistlerden oluşu- Paris’in en eski gerçeği bu- özgürlük, demokrasi ve sonrasında Avusturya’da ayrımlar ve gündelik emek yor. Fransızca konuşanla- Fransa’da yalnızca dinlenme dur: Tatil bir ayrıcalık olabilir sanatın direniş gücü üzerine bütün farklılıklara karşın görünür hale geliyor. rın azlığı hemen hissedili- değil, sosyal bir hak ve ama şehir her sabah yeniden konuştu. uzlaşmalar bulunduğunu Akşam Seine kıyısında yor. Birkaç sokak sonra ka- kültürel bir alışkanlık haline kurulmak zorunda. hatırlattı. otururken güneş yavaşça geldi. Aradan doksan yıl geçti Vatan kavramı palı dükkânlarla karşılaşıyo- “Avusturya’yla gurur batıyor. Tur tekneleri Dünya fuarı gibi ama ağustos geldiğinde Paris Cumhurbaşkanı Alexander rum. Cama iliştirilmiş küçük duyuyorum” diyen Van der geçiyor, köprülerin altından Öğleden sonra Seine kıyısı- Van der Bellen, Bregenz hâlâ o büyük göçü yaşıyor. Bellen, Avrupa yurtseveri notta, “Fermé pour congés serin bir rüzgâr yükseliyor. Festivali’nde liberal olmak için de her türlü neden Şehir, kendi sakinlerini na indiğimde güneş taş basa- annuels (Yıllık izin nedeniy- Paris yine güzel. Ama bu demokrasinin savunulması bulunduğunu söyledi. Bir birkaç haftalığına kıyılara, makları kavuruyor. Nehir bo- le kapalı) yazıyor. Paris’in güzelliğin içinde hafif bir çağrısı yapmasından dört vatanı paylaşan herkesin dağ köylerine uğurluyor. yunca yürüyen turistler Notre- ağustos ayındaki gerçek ta- eksiklik hissi var. gün sonra, Salzburg’da temel kurallara uyması ve République Meydanı’nda belası budur. Dame’a doğru ilerliyor. Bir siyaset, kültür ve ekonomi dışarıya karşı “vatan için ayakta açık bulduğum küçük bir Saint-Martin Kanalı köprünün gölgesinde bele- tosunoglu.sul@gmail.com dünyasına seslendi. Bu kez durması” gerektiğini belirtti. Avusturya’da “Heimat”, yani Medeniyetin büyük kazanım- “vatan” kavramının suiistimal larının Avrupa’da doğduğunu, edilmesine karşı çıktı. bunların “en önemsiz olmaya- Göç ve vatan üzerine son dö- nının” özgür ve liberal demok- nemde daha fazla düşündüğü- BRISTOL’DA GÖRSEL ŞÖLEN rasi olduğunu vurguladı. Bu de- nü belirten Van der Bellen, ai- mokrasinin ifade özgürlüğünü, lesinin Sovyet makamlarından İngiltere’nin eşitliği, kuvvetler ayrılığını, sa- duyduğu korku nedeniyle bu- hatta nat özgürlüğünü, insan hakla- günkü Estonya’dan ayrılışını ve a vrupa’nın rını ve azınlık haklarını güvence Tirol’deki Kaunertal’de yeni bir en büyük altına aldığını, ancak aynı za- yuva buluşunu anlattı. Kauner- sıcak hava balonu manda “insani ödevler” de ta- tal Belediye başkanının yıllar etkinliklerinden biri olan lep ettiğini söyledi. önce söylediği ve kendisini hâlâ Bristol Uluslarası Balon f estivali önceki gün Konuşmasının sonunda va- duygulandıran cümleyi aktar- başladı. h ava koşullarının uygun olmasıyla ilk tan kavramını iklimin korun- dı: “Buraya bir mülteci çocu- uçuş sabah saatlerinde yapıldı. Göğe yükselen masıyla ilişkilendiren Van der ğu olarak geldin ve şimdi, şim- rengârenk 70 sıcak hava balonu izleyenler için Bellen’in son sözleri şöyle ol- di bizden birisin.” görsel bir şölene dönüştü. a ynı anda yükselen du: “En güzel vatan bile 40 Van der Bellen, “yüce ve onlarca balon adeta kartpostallık manzaralar santigrat derecenin üzerin- önemli” olarak nitelediği sundu. Kentte balon uçuşlarının yanı sıra a shton de yaşanmaz hale gelir. O hal- vatan kavramının siyaseten Court’ta yiyecek-içecek stantlarının, eğlence de iklim krizini hayal edip et- kötüye kullanılmasına ise parkurlarının, piknik alanlarının yer aldığı festival mediğimizi, rüzgâr türbinleri- “Vatan kavramı adı altında alanı da açıldı. h er yıl olduğu gibi bu yıl da hem nin şık görünüp görünmediği- çok tehlikeli saçmalıklar yerel halkın hem de turistlerin yoğun ilgisiyle ni, gerçek karın abartılıp abar- yapıldı ve hâlâ yapılıyor. Ve karşılaşan festival bugün akşam saatlerinde tılmadığını tartışmayı bıraka- bu benim hoşuma gitmiyor” sona erecek. Geçmişi 1979 yılına uzanan ve bu yıl lım. Haydi işe koyulalım.” diyerek tepki gösterdi. 48’incisi düzenlenen festival günümüzde dünyanın Van der Bellen’in sözleri Cumhurbaşkanına göre dört bir yanından pilotların katıldığı büyük bir uzun süre alkışlandı. vatan bir lütuf ve şanstır; organizasyona dönüşmüş durumda. “doğum piyangosundaki pbirolkilic@gmail.com izbon’a ilk geldiğim günlerde şeh- yok olmuş bir dünyayı, özgürlüğün uzak Lrin ışığının beni nasıl hayrete dü- ve mutlak bir ânını. Dünyanın aksolotla şürdüğünü hatırlıyorum. Hatta def- ait olduğu bir zamanı.” terime şöyle not almıştım: “Burada Lizbon, beyaz şehir Paul da tıpkı aksolotl gibi mekânı ve ışık, görmeye yardımcı olmuyor; yal- zamanı askıya almış gibidir, iki kavra- nızca hissetmeyi sağlıyor.” mın da aynı kapta çözülmeye uğradı- sinde zamanın geriye doğru akması, fil - Geçen hafta İsviçreli yönetmen Alain ğı bir çözelti içinde hareket eder. Wim me dönmek isteyebileceğimiz ya da on- Tanner’ın “Dans la ville blanche” (Beyaz Wenders’ın ‘94 yapımı “Lisbon Story” dan uzaklaşabileceğimiz bir merkez nok- a lain tanner’ın Şehir) filmini izledim. 1983 yapımı film- filmindeki Winter karakteri de Paul ile tası verir: Paul duvardaki saati gösterir ve “Beyaz Şehir” filminde de Lizbon’un eski hâli Paul’un karşısında benzer bir ruh hali içindeydi. Bu iki yö- şöyle der: “Bu saat geriye doğru işliyor.” Lizbon’a atfedilen hem düş hem tehdit olarak yoğun, derin netmenin Lizbon’a dair gördüğü ortak Rosa onu ilgisizce yanıtlar: “Hayır, ol- beyazlık imgesi, gizlerle belirir. imge, Lizbon’un aylaklığı ödüllendiren kör edici bir ışığın ması gerektiği gibi.” Petrol gemisinde mühendis bir şehir olması gerek. altındaki yön bulma Günler ilerledikçe Paul için olarak çalışan Paul, gemi çabasında görülebilir. Her yaratıcı eylemin bir şekilde ikili gerçekle gerçekdışı arasındaki yeniden yola çıkmaya ha- bir yaşam içerdiğine inanıyorum. Bir sınır, şehrin beyazlığı içinde gi- zır olana kadar birkaç gün- ği Rosa ile başka bir yönden kurarız. Pa- lim” diye yazan Paul bir noktada kendisini yanda sürdürmek zorunda olduğumuz derek silikleşmeye başlar. Rosa yaşam, diğer yanda yaratıcı enerjinin lüğüne Lizbon’da kalacak- ul ne kadar köksüz, bulanık ve dağınık- bir aksolotl (bir su semenderi türü) ola- AYşENUR ile bir ilişki yaşarken aynı za- biriktiği karanlık bölgeler. Paul gemisine tır. Paul, amaçsızlığın ver- sa, Rosa o kadar saplanıp kalmış, rutin rak tanımlar. TANRIvERdİ manda İsviçre’deki kız arkada- dönene kadar aklındaki soruların diği sarhoş edici özgürlük- içinde yaşayan biridir. Çalıştığı hostelde Aldığı mektuplardan birinde Elisa, Julio şı Elisa’ya mektuplar yazar ve hiçbirine cevap bulamaz, çünkü le bir sokaktan çıkıp diğeri- hem barmenlik yapmak hem de temiz- Cortázar’ın aksolotllarla ilgili bir pasajın- ona çektiği fotoğrafları gönderir. Bir gece aslında hiçbir soru sormamaktadır. Işık lik işlerini üstlenmek zorundadır. Patro- dan söz eder: ne dalar. Yokuşlu sokaklar, onun düşün- sokakta soyulduğunda ve bütün parasını sadece her şeyi biraz daha görünmez nun taleplerine karşı gelir, onunla tartı- “Beni büyüleyen şey onların hareketsiz- celerindeki boşluğun beşiği gibidir ve Pa- kaybettiğinde, Rosa sayesinde sonsuzlu- kılmaktan başka bir şey yapmaz. Ama şır, hakkını savunur ama yine de oradan ul bundan büyük bir keyif alır. liğiydi. Aksolotlları ilk gördüğümde, kısa ğun ortasına attığı çıpa da artık yoktur. en azından vardığı bir sonuç vardır artık ayrılamaz. Rosa gerçekliğin gardiyanıdır Günlerini el kamerasıyla şehri dolaşa- bir süre sonra onların gizli arzularını an- Filmin başlığında şehre atfedilen be- ve defterine şöyle yazar: “Gerçekten ve Paul buradan içeri giremez. rak ve defterine küçük notlar alarak geçi- ladığımı düşündüm: mutlak bir kayıtsız- yazlık imgesi, kör edici bir ışığın altında- sevdiğim tek ülke, deniz.” Elisa’ya mektubunda “Özgürüm. Hiç- ren Paul, rastgele girdiği bir hostelin ba- ki yön bulma çabasında görülebilir. Film lıkla mekânı ve zamanı ortadan kaldır- rında Rosa ile tanışır. Bu tanışma sahne- boyunca Paul ile kurduğumuz özdeşli- bir şey yapmıyorum. Ama tatilde de deği- mak. Bir şeyi gözlüyor gibiydiler- uzak ve aysenurtanriverdi@gmail.com haftanın fotoğrafı
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear