20 Ağustos 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Pazartesi 4 Eylül 2017 EDİTÖR: ALPER İZBUL TASARIM: İLKNUR FİLİZ haber 5 Türkiye’deKİ Kürt siyasal oluşumlarının Erbil referandumuna bakışları ‘Evrensel bir haktır ama kaygılarımız var’ ‘Ok yaydan çıktı...’ Ahmet Yıldırım (HDP Grup Başkanvekili) Partimizin bu konuda MYK kararı var. İlkesel tutumumuz şudur: Biz Birleşmiş Milletler’in tüm milletlere tanıdığı ‘Selfdeterminasyon hakkını’ savunuyoruz. Ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını tanıyoruz. Biz dünyadaki bütün ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkını tanırken, Kürt halkının bu hakkını kullanmamasını savunamayız. Bu eşyanın tabiatına aykırı. Ancak Irak Kürdistanı’ndaki Kürt siyasi partilerin kendi içinde problemleri var. Toplanamayan bir parlamento, yürütülemeyen bir hükümet ger çekliği var. Bu onları böyle bir kararı realize etme anlamında daha güçsüz kılacaktır. Bu anlamda ilkesel olarak karşısında olmadığımız bir süreci evrensel hak olarak tanıyoruz. Bu konuda Türkiye’nin karşı çıkmasını anlamakta güçlük çekiyorum. En fazla dış ticaret yaptığı federe devlettir bu. Bu bölge ile ticari ya da siyasi ilişkisi olmayan ülkeler, bağımsızlık referandumunu daha makul görüyorken, Türkiye’nin konjonktürel bir nedenle buna karşı çıkması, doğru değildir. Türkiye biraz daha gerçeklikle bağ kurarak hareket etmelidir. Bağımsız Kürdistan sürdürülebilir mi? Bu soru Bağdat ile ilişkiler düzeltilmedikçe gündemde olacaktır. Çünkü Bağdat ile 14 yıldır oturtulamamış bir ilişki var. Türkiye açısından ise aradaki ilişki bozulduğunda, 10 milyar dolarlık ticaret hacmini dikkate alırsak, bundan kim zarar görecektir? Türkiye buyurgan bir dille ‘zarar görürler’ diyor ama zarar karşılıklı olacaktır. O nedenle sağduyulu hareket edilmelidir. Bağımsızlığı sürdürmenin belli ölçüleri vardır. Birincisi evrensel hürriyetlere sahip olup olmama, ikincisi kendi halkının kahir ekseriyetinin rızasını alma ve üç olarak da dış ticaret ya da sınır ilişkileri gibi çevresel etkilerdir. Bize düşen halkların kararlarına saygı duymaktır. ABD’nin bu konudaki rolüne gelirsek. Bir erteleme olsun ya da olmasın, bu konuda karşı olmadığı anlaşılıyor. ABD bunu bir hak olarak görüyor ve sadece daha sağlıklı yürütülebilmesinin koşullarını arıyor. Bu kaygıyı biz de taşıyoruz. Oradaki Kürtlerin kendi içlerinde bütünleşmeleri ve dünyaya böyle bir mesaj vermeleri gerektiği gerçekliğinden hareket ediyor. Ancak Kürtlerin bağımsızlığına AKP, Türkiye, Tahran, Bağdat, Washington’dan ziyade, Hewler (Erbil), Süleymaniye, Duhok, Zaho gibi Kürtlerin kendi il ve ilçeleri karar vermelidir. Herkes de orada alınan karara saygı duymalıdır. K. Irak cephesinden referandum analizi Devletin adı kondu sandık bekleniyor ARZU YILMAZ Dr., Kürdistan Amerikan Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Irak Kürdistanı’nda 25 Eylül 2017 tarihinde yapılacağı ilan edilen bağımsızlık referandumunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tartışıladursun, kurulacak devletin adı çoktan kondu: Federal Kürdistan Cumhuriyeti. ‘Federal’ vurgusundan da anlaşılacağı gibi yetkilerin merkezde toplandığı bir ulusdevlet modelinden ziyade her bir federe bölgenin kendi meclisi ve hükümeti aracılığıyla kurulacak devlete dahil olduğu çoğulcu bir yapı hedefleniyor. Bu federe bölgelerin Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları dahilinde olan Erbil, Duhok, Süleymaniye, Halepçe vilayetlerinin yanında, referanduma halihazırdaki il meclislerinin aldığı kararla katılacak olan tartışmalı bölgedeki Şengal, Ninova Ovası ve Kerkük’ten oluşması planlanıyor. Teritoryal siyasi birlik Bu çerçevede, Ala Rengin olarak anılan Kürdistan Bayrağı’nın ya da Ey Raqip olarak anılan Kürdistan Ulusal Marşı’nın değişmesi bile gündemde... Yani murat edilen bir Kürt devleti değil. Referansını Kürtlerin anavatanı sayılan ancak sadece Kürtlerden ibaret olmadığı kabul edilen Kürdistan’dan alan, teritoryal bir siyasi birlik mesajı veriliyor... Nihayetinde, Ortadoğu’da ne Türk’ün ne Acem’in ne de Arap’ın beceremediğini Kürtler becerebilir ve ilkelerine, kurallarına ve kurumlarına sadık demokratik bir düzene işlerlik kazandırabilirler mi, meçhul. Zira Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 25 yılı aşan siyasal pratiği bu konuda umutvar olmaya imkân tanımıyor. İnanç ve irade Ancak bugün bağımsız bir Kürt devletini federal bir yapıda kurmanın bir tercihten çok zorunluluk olduğu da muhakkak. Hem Kürtler arası siyasi birliğin sağlanması hem de söz konusu devletin tasavvur edilen sınırları içinde yaşayan etnik ve dinsel azınlıkların onayının alınması federal bir sistem dışında mümkün değil. Bir başka ifadeyle, eğer Federal Kürdistan Cumhuriyeti kurulacaksa, hiç kuşku yok ki, bu Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını tanımaya dayalı uluslararası bir mutabakata değil, Federal Kürdistan Cumhuriyeti bir Barzani’nin kuracağı devletin adı çoktan kondu: Federal Kürdistan Cumhuriyeti. Ancak Ortadoğu’da ne Türk’ün ne Acem’in ne de Arap’ın beceremediğini Kürtler becerebilir ve ilkelerine, kurallarına ve kurumlarına sadık demokratik bir düzene işlerlik kazandırabilirler mi, meçhul... ARZU YILMAZ İran ve Türkiye’ye mesaj Barzani’nin Türkiye’nin ve İran’ın takındığı tutum konusunda verdiği mesaj ise Federal Kürdistan Cumhuriyeti’nin bir anlamda iç faktörlerinin uzantısı sayılabilecek bir başka dinamiğe işaret ediyordu. Barzani şöyle dedi: “Biz referandumdan dolayı komşu ülkelerin sınırları kapatmak ya da ilişkileri kesmek gibi yollara başvurma ihtimallerini hesapladık. İstediklerini yapabilirler. Ama her zaman söylediğim gibi, eğer bu ülkeler kurulacak devleti ortadan kaldırmak gibi bir yo la girerlerse bunun bedeli kendileri için çok daha ağır olur.” En son tahlilde, 25 Eylül 2017’de yapılacak referandumdan çıkacak sonuç her şeyden önce Kürtlerin kendi gelecekleri konusunda bir irade beyanı sayılacaktır. Ancak Federal Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun bundan daha fazlasına tekabül edeceğini ve olası bölgesel etkilerinin de bu yeni devletin kuruluş aşamasında alınacak pozisyonlar üzerinden şekilleneceğini söyleyebiliriz. liği içinde her bir etnik ya da dinsel grubun kendi geleceğini hem kültürel, hem siyasi hem de askeri açıdan güvenceye alabileceği inancı ve iradesine dayanacaktır. Yaşaması için demokrasi şart Peki, bugün için bir zorunluluk olan, amaç hâsıl olduktan sonra ‘zor’a dayalı bir Kürt devletinin ortaya çıkmasının ‘mazereti’ne dönüşür mü? En azından kısa ve orta vadede bu ihtimalin zayıf olduğunu varsayacak birçok neden var... Her şeyden önce tarihte demokrasi kriterinin hiçbir devletin kuruluşunda tayin edici bir rol oynamadığını, dolayısıyla bugün Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin demokrasi sicilinin de Kürdistan’ın bağımsızlığını ‘hayır’lamanın gerekçesi olamayacağını teslim etmek gerekiyor. Fakat demokrasi kriteri, Federal Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşu için olmasa bile yaşa ması için elzem olacaktır. Hatta içine doğacağı Ortadoğu konjonktüründe ayakta kalabilmek için başka şansının olmadığı bile iddia edilebilir. Zira Federal Kürdistan Cumhuriyeti’nin ne askeri ne ekonomik gücü maruz kalması muhtemel tehditlere karşı dirençli olmasına yetecektir. Bu bağlamda, halihazırda güvenilecek bir uluslararası toplum desteğinden söz edilemez. Böylesi bir destek olsa bile Mahabad Cumhuriyeti’nin (Ocak 1946’da kurulan ve aynı yıl içinde yıkılan BM’nin tanıdığı ilk Kürt devleti) akıbeti en azından Kürtlerin hafızasında oldukça taze... ArapKürt ittifakı Öte yandan, bu tabloya bakıp Federal Kürdistan Cumhuriyeti’nin yalnızca bir iç ittifaka dayalı kurulacağı ya da yaşayacağını varsaymak da yanlış olur. Henüz yeterince dillendirilmiyor olsa da kurulacak devletin bölgesel ölçekte bir ArapKürt ittifakını öngördüğü açık. Bu ittifakın yalnızca Federal Kürdistan Cumhuriyeti’ni içersemeyeceği, olası bir Kuzey Suriye Federasyonu ile dirsek teması içinde bulunması da bekleniyor. Bugünlerde, AKP medyasında ‘TürkKürt’ ittifakını, deyim yerindeyse hortlatma çabaları da söz konusu öngörünün bir yansıması olarak yorumlanabilir. Aslında böylesi bir ittifakın niteliği ve geleceği tartışmaya açık, söylenecek çok şey var. Ama Mesud Barzani’nin Arap medyasına verdiği röportajlara bakılırsa, en azından bugün Federal Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunda söz konusu ittifak etkin bir faktör olacak. En son Şark el Avsat’ta yayımlanan röportajında Barzani, Kürdistan’ın bağımsızlığı konusunda Arap devletlerine provokasyondan uzak tutumları için teşekkür etti. Barzani aynı röportajda, Arap devletlerinin ABD ve Avrupa devletlerinden çok daha dengeli açıklamalar yaptığını ve Arap Birliği Sekreteri’nden gelen mektubu bir destek mesajı olarak gördüklerini açıkladı. Mustafa Özçelik Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) Genel Başkanı Bağdat’ın yarattığı tablodan dolayı bağımsızlık referandumuna gitmek dışında kendilerine başka bir yol bırakılmadı. Güney Kürdistan’da haritaların değiştiği, Irak diye bir devletin kalmadığı bir ortamda, Bağdat’la Kürtlerin ortak olmadığı bir süreçte, Kürtler açısından zaten meşru bir hak olan bağımsızlık dışında bir yol kalmadı. Kürtlerin bu konjonktürü iyi okuyarak, bu tarihi adımı atmaları gerekiyor. Bu anlamda izlenen referamdum ve bağımsızlık siyasetini destekliyoruz. İran çok rijit ve çok boyutlu, müdahaleci bir siyaset izliyor. Türkiye’nin siyasetinde ise daha çok iç siyasete ve kamuoyuna, tribünlere yönelik bir siyaset güdülüyor. Ve elbette ki her iki ülkede de Irak Kürdistanı’ndaki Kürtlerin bir domino etkisi yaratabileceği ve kendi Kürtlerini de etkileyebileceği endişesi taşınılıyor. Bu anlamda Türkiye’nin tutumu ile İran’ın tutumu da yanlış. Ok yaydan çıktı. Bizim Türkiye ve İran’a çağrımız bu anlamda çok net. Bağımsızlık referandumundan korkmak yerine bunu bir tarihsel fırsata ve şansa dönüştürmek mümkün. Sorunların diyalog yoluyla ve barışçıl yollarla çözümü için tarihsel bir kapı açılabilir. ‘ABD barış istiyorsa Kürtleri desteklemeli’  Refik Karakoç Hak ve Özgürlükler Partisi (HAKPAR) Genel Başkanı   Biz referandumu, bu halkın kendi geleceği ile ilgili karar vermesi nedeniyle destekliyoruz. Bunun başarılı olması için hem Kürdistan’da hem de Türkiye’de ve özellikle de bölgede çalışmalar yapıyoruz. Ancak bölgedeki çalışmalarımız OHAL nedeniyle engelleniyor. Salon toplantıları yapamıyoruz, afiş asamıyoruz. Biz de il ve ilçe kongrelerimizde bu konuyla ilgili çalışmalar yürütüyoruz. Çünkü bu bir halkın kendi özgür iradesinin açı ğa çıkarılmasıdır. Bu irade açığa çıktıktan ve bağımsızlık ilan edilmesinden sonra birtakım sorunlar olabilir. Sadece İran ve Türkiye için değil, tüm Ortadoğu için Kürt sorunu birincil sorun. Artık bu sorunun çözümü gerekiyor. Bunun için de herkes daha duyarlı ve geniş çerçeveden bakmalıdır. Bütün dünyadaki Kürtler bu süreci canı gönülden destekliyor. ABD’nin desteği konusunda ise Amerika kendi projesini uyguluyor ve diplomatik mesajlar veriyor ama ABD, Ortadoğu’da barışı tesis etmek istiyorsa Kürtleri açıktan desteklemelidir. ‘Barış kazanacak şiddet kaybedecek’ Sertaç Bucak Kürdistan Demokrat Partisi (PDK) Genel Başkanı Bu referandum yapılacak. İran ve Türkiye bundan rahatsız. Amerika ise ertelenmesini istiyor. Referandumun ertelenmesini istemekle, yapılmamasını istemek arasında fark var. Bu referandum Irak Kürdistanı’ndaki halkın irade beyanıdır. Biz eğer dünyanın diğer halklarının iradelerini destekliyorsak, bunu da destekleyeceğiz. Üstelik de buradaki insanlar komşularımız ve akrabalarımız ise onların haklarını daha çok gözetmemiz gerekiyor. Referandum sonucunda yüz de 90’ın üzerinde destek çıkması halinde bağımsızlığın ilanının çok yakında olabileceği kanaatindeyim. Bu bağımsızlık sürecinin de çok barışçıl olarak yürütüleceğini düşünüyorum. Bu karar Kürt siyasetini çok etkileyecek. Ancak PKK tabanını değil de daha çok PKK’nin yönetimini etkileyecek. Bu karar alındığında bir defa Kürtlerin özgüvenleri yükselecek. İkincisi de Kürtlerde siyasetin şiddetle değil, konuşarak, karşısındakini ikna ederek yapılabileceği gündeme gelecek. Bu açıdan Kürdistan’da demokratik, barışçıl siyaset kazanacak, şiddet kaybedecek. ‘Komşu ülkelerin korkmasına gerek yok’ Sinan Çiftyürek Özgürlük ve Sosyalizm Partisi (ÖSP) Genel Başkanı Baas iktidarı döneminde Irak’ta halklara, mezheplere tek tip bir gömlek giydirilmişti. Şimdi de Şii Irak hükümeti aynı giysiyi giydirmeye çalışıyor. Bu Kürtlere bağımsızlıktan başka seçenek bırakmıyor. Biz hem Türkiye’de hem de dünyada sivil toplum kuruluşlarına çağrı yapıyoruz, referandum ile ilgili heyetler oluşturup gelip oylamayı izlesinler. Orada Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, Ermenilerin, Ezidilerin, Asurilerin, her etnik ve ulusal kesimlerin referanduma nasıl gönüllü katıldığını, evet ile hayır arasında bir ayrım yapılıp yapılmadığını, baskı olup olmadığı yerinde görüp öyle karar versinler. Bu dayatma ile olmuyor. Komşu ülkelerin bu referandumun sonucundan korkmalarına da gerek yok. Kürdistan yönetimi defalarca açıkladı. Türkiye’nin ya da çevre ülkelerin güvenliğini tehdit etmediklerini aksine onların güvenliği için bu referandumu yaptıklarını bildirdi. Egemenler eskiden verdikleri toprakları geri alıyor Ayetullah Aşiti (Azadi Hareketi Sözcüsü) Ulusların kendilerini yönetmesi dönemi başladı. Ama maalesef Osmanlı İmparatorluğu’nun lağvedilmesi sonrasında, İngilizlerin Ortadoğu’ya hâkimiyet kurmasını sağlamak için Kürt halkına kendi ulus devletlerini vermediler. Tabii emperyalistler Kürdistan’ı böldükleri zaman, Kürtlerin dindar kardeşlerine verdiler. İşin en acı tarafı da bu. Biz Kürtler olarak Müslüman kardeşlerimiz tarafından yüz yıldır sömürülüyoruz. Ben şöyle diyorum: Kürtler, İslam ümmetinin kölesidirler. Ama tabii Kürdistan bunla ra pay edildiği için Kürdistan kurulduğunda bunlardan alınacak. Osmanlı sonrasında Irak diye bir devlet mi vardı? Kürdistan’ın büyük çoğunluğu verildi ve Irak kuruldu. Suriye hakeza, Türkiye hakeza. Şimdi egemenler, eskiden verdikleri toprağı geri alıyorlar. Alırken İslam adınaydı, hoşlarına gidiyordu. Verirken ümmet bölünür diyorlar. Kürt halkının hangi açıdan bakarsanız bakın, bağımsızlık analarının sütü gibi helaldir. Şu anda İslam ümmeti de Kürtlerin hakları karşısında bir sınavdadır. C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle