19 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Pazartesi 18 Eylül 2017 EDİTÖR: NECDET ÇALIŞKAN TASARIM: BAHADIR AKTAŞ İstihdam değil, ucuz işgücü seferberliği! Yılın ilk 5 ayında sigortalı sayısı 1.1 milyon arttı. Ancak bu sayının 938 bini çırak, stajyer ve kursiyerlerden geldi. Zorunlu sigortalılardaki artış sadece 172 bin Hükümet ve Çalışma Bakanlığı’nın sık sık kullandığı “Seferberlik ile 1 milyonun üstünde istihdam yarattık” sözlerine karşın, bu yılın ilk beş ayındaki zorunlu sigortalı sayısındaki artış sadece 172 bin kişi oldu. İstihdam seferberliğinin başlatıldığı Ocak 2017’de 13.9 milyon olan zorunlu sigortalı sayısı Mayıs 2017’de 14.1 milyona ancak çıkarılabildi. Söz konusu dönemde aktif sigortalı sayısı hükümetin de sık sık kullandığı gibi yaklaşık 1.1 milyon artarken, bu artışın yaklaşık 938 bini “çırak, stajyer ve kursiyerler”den geldi. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi’nin (DİSKAR) “İşsizlik ve İstihdam RaporuEylül 2017” çalışmasında, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Haziran 2017 dönemi Hanehalkı İşgücü Araştırması ile aynı döneme ilişkin İŞKUR’un işe yerleştirme ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) sigortalı verileri birlikte değerlendirildi. Çırak ve stajyer patlaması “İstihdam seferberliği yok! Çırak, stajyer ve kursiyer patlaması var...” denilen rapor da, zorunlu sigortalı işçi sayısı azalırken, çı rak, stajyer ve kursiyer sayısının yüzde 312 arttığına dikkat çekildi. “İş başında eğitim adı altında çırak, stajyer ve kursiyerlerin ucuz işgücü deposu olarak kullanılması uy gulamasına son verilmelidir” çağrısı yapılan raporda, “Çırak, stajyer ve kursiyer sayısı 1 milyon 250 bin arttı. İŞKUR’un işe yerleştir me oranı geriledi. İŞKUR bir önceki yıla gö re sadece 113 bin yeni işe yerleştirme yaptı. İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı bir yılda 566 bin arttı. Gerçek işsiz sayısı 6 milyona yakın. Ekonomideki büyüme istihdama yansımı yor. Genç ve kadın işsizliğinde artış devam ediyor” tespitlerine yer verildi. hdaEmkonsomızik büyüm büyü menin istihdama yansı madığı hatta “istihdamsız bü yüme” yaşandığını vurgulayan DİSKAR, şu değerlendirmeyi yaptı: “2. çeyrekte ekonomide yüzde 5.1 ora nında büyüme yaşanırken, aynı dönem de istihdam artışı yüzde 3.8 ile sınır lı kaldı. Asıl vahim tablonun yaşandı ğı imalat sanayiinde Haziran 2017’de yıllık üretim artışı yüzde 3.8 iken, istihdam artışı ise sadece yüzde 0.5’te kaldı.” e! eYhğaarpyeaatlyii.,,.. DİSKAR’ın işsizlik ve istihdamla ilgili öneri ve değerlendirmeleri şöyle: n Dar tanımlı işsizlik yüzde 10’un üzerinde seyrederken, yaratıldığı söylenen istihdam yapay, hayali ve eğreti niteliktedir. n TÜİK’e göre istihdamda son bir yılda 1 milyon 52 bin kişilik bir artış yaşandı ancak TÜİK istatistikleri istihdamda yaşanan artışın gerçek nedenlerini ortaya koymamaktadır. n SGK verilerine bakıldığında gerçek tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmaktadır. SGK verilerine göre çırak, stajyer ve kursiyer sayısında son bir yılda 1 milyon 250 bin artış yaşandı. n İşsizlik Sigortası Fonu’nun amaç dışı kullanımına son verilmelidir. “Herkesin çalışması için, herkesin daha az çalışması” ilkesi doğrultusunda haftalık çalışma süresi gelir kaybı olmaksızın 37.5 saate düşürülmelidir. Kadınlarda işsizlik yüzde 34’e dayandı TÜİK’in Haziran 2017 için açıklanan dar tanımlı işsizlik oranının bir önceki aya göre aynı kalarak yüzde 10.2 olarak gerçekleştiğinin hatırlatıldığı DİSKAR’ın çalışmasında şu tespitlere yer verildi: n Toplam işsiz sayısı bir önceki yılın haziran ayına göre 124 bin kişi artarak 3 milyon 251 bin olarak hesaplandı. n Son dört yıldır haziran aylarında 6 milyon civarında gerçekleşen geniş tanımlı işsiz sayısı Haziran 2017’de 5 milyon 914 bin oldu, oranı ise yüzde 17.3 olarak gerçekleşti. Haziran verilerine göre 586 bin işsiz ise iş bulma ümidini kaybetmiş durumda. n Tarım dışı genç işsizliği 1.5 puanlık bir artışla yüzde 24.5’e yükseldi. En büyük yükselişin yaşandığı tarım dışı genç kadın işsizliği 5.2 puan artarak yüzde 33.9 olarak gerçekleşti. l Ekonomi Servisi Hazine’ninumudu altında TİM büyükelçilerle Antep’te buluştu Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından gerçekleştirilen 4. TİM Büyükelçiler Buluşması’nda 72 ülkeden 176 büyükelçi, misyon şefi ve bürokrat Gaziantep’te bir araya geldi. Toplam 44 büyükelçi düzeyinde katılım gerçekleşirken, IMF, AB Türkiye Delegasyonu ve Arap Ligi’nin Türkiye temsilcileri de buluşmada yer aldı. TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Samimiyet kurmak çok önemli. Daha sonra ihracat ile ilgili sorunları halletmek daha kolay oluyor” dedi. l Ekonomi Servisi ‘Çiftçi enflasyonun sorumlusu değil’ Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, sürekli tekrar etmelerine rağmen, enflasyonun sorumlusunun çiftçi olarak görülmeye devam edildiğini bildirerek, “Sanki fiyat artışlarının sorumlusu çiftçimizmiş gibi gerçekle ilgisi olmayan açıklamalar bizi rencide ediyor. Son 10 yılda çiftçimizin ürettiği 166 üründen 99’undaki fiyat artışı enflasyonun altındadır. Hangi kritere bakılırsa bakılsın, çiftçi enflasyonun sorumlusu değil” dedi. Bayraktar, 20062016 döneminde yıllık ortalamalar karşılaştırıldığında TÜFE yüzde 118.12 artarken, tarım ÜFE’de artışın yüzde 106.08’de kaldığına değindi. l Ekonomi Servisi Yüksek kamu harcamaları nedeniyle yılın henüz ortalarında borçlanma limitlerinin sonuna dayanan Hazine’nin son umudu yastık altı altın oldu ‘Sebze ve meyve fiyatlarını zincir marketler şişiriyor’ Mersin Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği Başkanı Münir Şen, sebze ve meyve sektörünün Türkiye’deki zincir marketlerin tekelinde olduğunu, fiyatların buralarda yüzde 750’ye varan farklara ulaştığını söyledi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ah met Eşref Fakıbaba’yı Mersin Hali’ne davet eden Şen, hal çıkışı 50 kuruş olan sivri biberin marketlerde 3 lira 75 kuruşa vatandaşa ulaştığına dikkat çekerek, “Bu marketler yaklaşık 30 bin şube ile sektörü kilitlemiş durumda. Bu tekelin kırılması lazım” dedi. Şen, şöyle konuştu: “Mersin halinde domates 50 kuruş ve satılmıyor. Şeftali 50 kuruş ve satılmıyor çöpe dökülüyor. Üretici bankaya borçlu, iflaslar çığ gibi. Yatlara verdikleri 1 lira 95 kuruşluk mazottan üreticiye de verirlerse daha ucuza da yedirebiliriz.” l DHA Hazine Müsteşarlığı, yastık altında bekleyen ve 2 bin 200 tonu bulduğu tah min edilen altınlar üzerinden yeni kaynak yaratılabilmesi için ekim ayında tahvil ihracı yapacak. Ekonomiden sorumlu Baş bakan Yardımcısı Meh met Şimşek, Türkiye’de yas tık altındaki altının değeri nin 300 milyar lirayı buldu ğunu söyledi. Şimşek, Hazi ne Müsteşarlığı’nın ihraç aşa masına geldiği altın tahvili ve altına dayalı kira sertifika sı kapsamında ilk ihracın 26 Ekim’de yapılacağını bildirdi. Şimşek, İstanbul’dan baş layacak olan ihraçların Tür kiye genelinde etap etap ya pılacağını belirtti. Şimşek, al tınını devlet güvencesi altın da değerlendirmek iste yenlerin evlerinde ya da kasalarında sakla dıkları altınlarını, Zi raat Bankası şubele rine teslim edeceğini, teslim sırasında isterlerse ver dikleri altın karşılığında altın tahvili almayı talep Mehmet Şimşek edebileceği ni söyle di. l Eko nomi Servisi ekonomi 9 ‘Otoriterlik’ ve demokrasi Faşizmden farklı olduğu varsayılan bir “otoriterlik” Avrupa’da, ABD’den Filipinler’e, enerjisini neoliberalizme, küreselleşmeye, düzenin seçkinlerine güvenlerini kaybeden halktan alarak (faşist hareket de öyleydi) yükseliyor. Karizmatik bir siyasetçi, bu enerjiyle, seçimleri kazandıktan sonra yasama, yürütme ve yargıyı kendi elinde toplamaya, medyayı denetimi altın almaya, muhalefeti, devletin denetlemedengeleme organlarını etkisizleştirmeye başlıyor (faşist lider, hareket de öyle yapmıştı). Bu süreçte, “bize” yabancı bir “öteki”ni hedef alan nefret ve şiddet işlevsel oluyor (faşizmde de öyleydi). “Yeni otoriterlik” savına göre, bir kişinin (Orban, Trump, Erdoğan olabilir) otoriter eğilimlerine karşı, demokrasiyi savunmamız gerekiyor. Ancak, “bir kişinin otoriter eğilimlerine” odaklanan bakış, o kişiyi, o eğilimleri uygulama noktasına taşıyan, orada tutan özgün toplumsal hareketi, tarihsel koşulları göremiyor. Savunmamız istenen “demokrasi” de oldukça sorunlu. Demokrasi Demokrasi, eşit, özgür insanların, kendi kendilerini seçtikleri temsilciler aracılığıyla yönetmesi demek. Ya seçilenler seçildikten sonra, seçenlerin değil de başka çıkarları, ya da kendi çıkarlarını ön plana koymaya başlarsa? Demokrasilerde, bu soruna çare olarak, devletin, seçilmemiş ama seçilenlerin verdikleri sözlere (üzerine yemin ettikleri yasalara) bağlı kalmasını sağlayacak denetleme, dengeleme organları, güçler ayrılığı modeli var. Ancak dengeleme, denetleme organları, belli tarihsel koşullarda şekillenmiş değişken bir siyasi ekonomik yapıyı (kapitalizmi) korumayı amaçlayan yasaların, ideolojikkültürel ortamın belirleyiciliği altında işliyor. Örneğin, kapitalizmin bir kriz yönetme rejimi olarak noliberalizmle, eşitlik ve özgürlük kavramlarının içeriği, farklı kimliklerin piyasa ilişkileri içindeki eşitliği ve piyasa ilişkilerine katılma özgürlüğü olarak, yeniden tanımlanmıştı. Böylece çalışanların hakları ve özgürlükleri, bir önceki büyüme dönemine kıyasla belirgin biçime gerilemişti. “Demokrasiye” kuşkuyla bakmak için başka nedenler de var. Örneğin yasalar önündeki eşitlik, ekonomik kaynaklara, servete, bilgiye ulaşma olanakları arasındaki farkların etkisiyle pratikte anlamını yitiriyor. Çoğunluk, kendisini yönetecek olanları özgür bir ortamda seçiyor olsa bile, bunları her zaman, ekonomik kaynaklara, bilgiye ulaşma, bilgiyi üretme (üniversite, dini kurumlar, medya vb...) kapasitesi yüksek, çoğu kez siyasi partilerde örgütlenmiş bir azınlık içinden seçiyor. Ekonomik kaynakların yönetimi, dağılımı söz konusu olduğunda bu azınlık, her ekonomik kriz döneminde, ekonomik kaynakları kapitalizmi ve kendisini korumakta kullanırken, krizin mali yükünü çoğunluğun üstüne, ya sosyal hizmetleri kısarak, ya da vergileri artırarak yıkmaya başlıyor. Bu çoğunluktan alıp azınlığa verme pratiğine yönelik itirazlar da, medyanın yardımıyla yaratılan, “yoksa her şey çöker” (sonra, Naziler, Hiroşima, iç savaş, terör vb.) korkusuyla, düzenin işleyişine ilişkin açıklamalara yönelik şüpheler de, düşünmeye vakit bırakmayan, eğlence endüstrisinin, tüketim kültürünün ürünleriyle, iş güvensizliği borç kıskacı altında etkisizleştiriliyor. Böylece, demokrasi, pratikte (Peter Sloterdijk’in kimi kavramlarını ödünç alırsak) azınlığın yönetiminin, (oligocracy), “mali çıkarların yönetiminin” (fiscocracy), “korkunun yönetiminin (phobocracy) adı oluyor. Çoğunluk da, bu duruma itiraz ederken, seçkinleri (oligocracy) ve medyayı (phobocracy) hedef alan, bilgiye değil kanaatlere dayanan kolay çözümleri öneren “yeni otoriter” liderlere yöneliyorlar. Gerçekten de otoriter liderlerin gücü halktan geliyor; peki, Brecht’in sorduğu gibi “Halktan gelen bu güç nereye gidiyor?”: Demokrasi görüntüsüyle gizlenen “oligokrasi”nin de gerisine, gittikçe ağırlaşan totaliter blr “otokrasiye” (faşizme) doğru. Öyleyse, ya “oligokrasi” (demokrasi), ya “faşizm” seçeneklerini reddedip, “oligokrasi”nin görüntüsü olmayan bir başka demokrasinin yaşayabileceği bir başka toplumu amaçlamak gerekiyor. CCI’dan 500 milyon dolarlık bono ihracı Anadolu Grubu’nun ana hissedarı olduğu Türkiye, Ortadoğu, Orta Asya ve Pakistan’da faaliyet gösteren CocaCola İçecek (CCI), yedi yıl vadeli 500 milyon dolarlık Eurobond ihracı gerçekleştirdi. CCI Üst Yöneticisi (CEO) Burak Başarır, bono ihracına çoğunluğu ABD ve İngiltere olmak üzere İsviçre ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu ülkelerdeki 300’ün üzerinde yatırımcıdan 9 katı talep geldiğini söyledi. l Ekonomi Servisi İsti C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle