Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
Months
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
11 OCAK 2026
5
ürkiye’nin karmaşık toplumsal
yapısını anlamak, yalnızca bugünü
değil, günü yaşayan kuşakların hafıza
katmanlarını okumayı gerektiriyor.
‘Sermaye ilk kez ciddiye
TKuşak araştırmacısı ve yazar Evrim
Kuran; verilerin ötesine geçerek bizi Türkiye’nin
altı farklı kuşağının sessiz çığlıklarına,
güven yorgunluğuna ve özellikle Z kuşağının
gereksinimlerine bakmaya davet ediyor. Kuran
alınmama tehlikesi yaşıyor’
ile etiketleri reddeden gençlerden, “kesişimsel”
eşitsizliklere, siyasetin yeni dilinden sermayenin
kayan bu duruşu, Türkiye’de siyaseti
samimiyet imtihanına uzanan bir söyleşi
“bağırarak ikna etme” dönemini
Kuşak
gerçekleştirdik.
kapatmaya zorluyor. Tabii bu sesi
araştırmacısı ve
u 2026’da, Türkiye’de artık ‘kuşak’
duyabilen birileri varsa.
kavramının ötesinde bir “zaman ruhu”
yazar Evrim Kuran ile
YAŞANMAMIŞ
(Zeitgeist) değişimi gözlemlenebiliyor. Sizce
Z kuşağının dünyaya
bu yıl, Türkiye’nin kolektif hafızasında bir HAYATIN TORTUSU
“iyileşme” yılı mı olacak, yoksa yeni bir
u “Gençlik” dönemini bakışını ve bunun
belirsizlik eşiği mi?
tamamlamış kuşakların,
sonuçlarını konuştuk.
Zaman ruhunu (Zeitgeist), kuşak yaklaşımını
kendinden sonra gelenlerin
yatayda kesen bir kavram olarak görüyorum.
“metaforik” olarak
Kuşaklar “kim olduğumuzu”, zaman ruhu ise
zorbalaması daha önce
“neyin içinde yaşadığımızı” anlatıyor. 2026
görülmemiş bir davranış değil.
Türkiyesinde birbirinden farklı altı kuşak, yani
Peki bu davranışın altında
altı ayrı hafıza katmanı var. Ancak bugün bu
gençliği kıskanma dürtüsünün
farkların üzerine çöken ortak bir atmosfer var:
kitlesel bir yansıması da yok mu?
Güven yorgunluğu ve sürekli tetikte olma hali. Bu
Burada kitlesel bir kıskançlık kırıntısı
duygu 25 yaşındakiyle 55 yaşındakini aynı anda
var ancak bu gençliğe imrenmekten çok
yakalıyor. Artık mesele kuşakların ne istediği
yaşanamamış bir hayatın tortusudur. DENZI
değil. aynı iklime karşı nasıl farklı savunma
Kendinden sonra gelen kuşağı küçümsemek
ÜLKÜTEKIN
mekanizmaları geliştirdikleri. 2026, Türkiye’nin
tarih boyunca vardı ancak bugün fark
kolektif hafızasında bir “iyileşme yılı” olmayacak.
yaratan şu: Gençler daha mutlu değiller
Çünkü toplum son 10 yılın krizlerini, pandemiyi
ama itiraz etme ve vazgeçme ihtimaline sahipler.
ve depremi henüz sindiremedi. Normalleşme
Önceki kuşaklar çoğu zaman hayatla pazarlık
isteği, iyileşme sanılıyor oysa değil. 2026’da
yapmadan sisteme uyum sağladı. Bugünün gençleri
derin bir toparlanma değil, “sessiz bir dayanma”
ise “Ben bu oyunu oynamayabilirim” diyebiliyor.
göreceğiz. İnsanlar büyük umutlar kurmak yerine,
İşte asıl rahatsızlık burada başlıyor. Gençlere
küçük riskleri azaltmaya çalışıyor.
yönelen “dayanıksızlar”, “şımarıklar”
Araştırmalarımız şunu net
gibi etiketler, aslında bir
gösteriyor: Farklı kuşaklar
üstünlük dili değil, bir
aynı anda ama farklı
savunma mekanizması.
Lise bekleme
yerlerden yoruldu.
Gençlerin sınır
Gençler kaçış
çizmesi, önceki
odası değil
planı yapıyor,
kuşaklara
orta kuşaklar
u Son dönemde liseler; siyasal duyarlılıktan mesleki şu soruyu
tükenmişlik yönelim sorunlarına, akran zorbalığından şiddet ve taciz
hatırlatıyor:
kıskacında, vakalarına kadar pek çok kritik başlıkla gündemde...
Biz neden
üst kuşaklar Lise çağındaki gençlerde üç temel bulgu gözlemiyorum:
çizemedik? Bu
Yüksek kaygı, düşük kontrol duygusu ve görünmeme hissi. Bu yaş
ise tanıdıkları
bireysel değil,
dünyanın grubu hem gelecek konusunda endişeli hem de bu geleceğe dair söz
kolektif bir
kayboluşunu söyleme alanları dar. Akademik başarı baskısı ile belirsiz mesleki
pişmanlığın
izliyor. Ortak yönelimler birleştiğinde ortaya çıkan psikolojik yük zorbalık, şiddet
yan ürünüdür.
bir “iyi olma” ve taciz vakalarıyla dışa vuruyor. Peki, biz nerede hata yapıyoruz?
Yıllarca
hikâyesi henüz Öncelikle davranışı konuşup duyguyu atlıyoruz; başarıyı
“Böyle gelmiş
yazılamıyor. merkeze koyup insanı ihmal ediyoruz. Gençlerin kimlik ve
böyle gider”e
yetenek arayışı cevapsız kaldığında, mesleki yönelim
razı olanların,
u Türkiye’de
sorunu bir kariyer meselesinden çıkıp kimlik krizine
gençlerin ağzından
siyaset hâlâ
dönüşüyor. En büyük hatamız ise lise yıllarını “asıl
çıkan tek bir “hayır”
kemikleşmiş
hayat başlamadan önceki bekleme odası”
ile kendi esaretlerini
kimlikler ve mahalle
gibi görüp bu dönemi
görmeleri tepkiyi
kavgaları üzerinden
küçümsemek.
sertleştiriyor.
yürüyor. Ancak yeni
kuşaklarda, kendilerine miras
u Kuşak tartışmalarında
kalan bu ideolojik ve kültürel
genelde sınıfsal farklar göz ardı
tanımları önemsemeyen bir “etiket reddi”
ediliyor. Ancak sosyal medyanın yarattığı “dijital
görüyoruz. Gençlerin bu duruşu, Türkiye’deki
evren”, kalburüstü bir ailenin Z kuşağı bireyi
alışılmış siyaset dilini ve toplumsal yapıyı sizce
ile dar gelirli bir ailenin Z kuşağı bireyini aynı
nasıl bir dönüşüme zorlayacak?
mecrada buluşturabiliyor. Sizce sosyal medya,
Türkiye’de siyaset uzun zamandır kim
sınıfsal uçurumların üzerine dijital bir örtü mü
olduğumuzdan çok, kime ait olduğumuz üzerinden
çekiyor yoksa ortak bir kuşak dili mi doğuyor? Daha az ‘harikayız’, daha çok
konuşuyor. Gençlerde gördüğümüz “etiket reddi”
Z kuşağını sınıfsal bir körlükle okuyan
ise bu dili karşısına almıyor, doğrudan boşa
yaklaşımlara hep itiraz ettim. Benim kuşak
‘burada eksik kaldık’
düşürüyor. Bunu bir kopuştan çok bir mesafe
okumam hiçbir zaman “homojen bir Z” anlatısı
Geleneksel pazarlama dili kusursuzluk üzerine
u Z kuşağının çok güçlü bir ‘samimiyet
alma olarak okuyorum. Gençler “şu taraftayım”
olmadı. Dijital ortaklık, sınıfsal eşitlik anlamına
radarı’ var. Ortamda ufacık bir yapaylık kuruludur oysa Z kuşağı kusursuzluktan
demek yerine, “Bana rağmen tanımlanan hiçbir
gelmez. Sosyal medya gençleri aynı ekranda
sezdiklerinde ya ironiyle yanıt veriyorlar çok tutarlılık arıyor. Bir marka “samimiyet”
yere sığmak zorunda değilim” diyor. Siyasetin
buluşturuyor olabilir ama onlara aynı hatayı yapma
ya da o alanı tamamen terk ediyorlar. Sizce
anlatırken çalışanına farklı müşterisine farklı
iktidarıyla muhalefetiyle yeni nesli hâlâ doğru
lüksünü vermiyor. Bugün Türkiye’de sınıflar arası
markaların geleneksel reklam ve pazarlama
davranıyorsa o radar anında çalışıyor. İletişim
okuyamadığı kanaatindeyim. Mevcut sistem,
bir geçişkenlikten çok bir “kesişimsellik” toplumu
stratejileri, bu “filtrelere takılmama”
diliyle kurum davranışı arasındaki en küçük
gençlerin bu duruşunu “apolitiklik” olarak
görüyoruz. Kesişimsellik, bir kişinin hayatını
çabasında ne kadar başarılı?
çatlak, filtreye takılıyor. Z kuşağı reklama
nitelendiriyor. Oysa gençler siyaseti terk etmiyor,
belirleyen eşitsizliklerin sadece sınıf değil cinsiyet,
Z kuşağının “samimiyet radarı” bir hayatta
değil, kanıta bakıyor: Bu marka hata yaptığında
siyasetin dili onları terk etmiş durumda. Alışılmış
coğrafya, etnik köken ve dijital erişim gibi birden
kalma refleksidir. Her şeyin “hikâye”leştirildiği
ne dedi? Kriz anında nasıl davrandı? Sermaye,
siyaset kimlikler üzerinden sadakat üretmeye
fazla eksenin kesiştiği yerde oluşmasıdır. Sınıf
bir dünyada sahiciliği ayırt etmek onlar için bir
ilk kez “ciddiye alınmama” riskiyle karşı
çalışırken, gençler anlam bekliyor ve somut
tek başına bir kader belirlemiyor, gerçek eşitsizlik
zorunluluk. Markalar ise bu filtreye takılmama
karşıya. Dönüşmesi gereken şey, daha az “biz
bir soru soruyor: Hayatım nasıl değişecek? Bu
bu farklı kimliklerin kesişim kümesinde ortaya
konusunda pek başarılı değiller çünkü
harikayız” diyen ve “burada eksik kaldık”
dönüşüm ani olmayacak ancak mahalle siyaseti
çıkıyor. Bu gerçeği kabul etmeden ne kuşakları
sahiciliği hâlâ bir iletişim taktiği sanıyorlar.
diyebilen şeffaf bir yapı.
etkisini kaçınılmaz olarak kaybedecek. Gençlerin
anlayabiliriz ne de geleceğe dair yol haritası
kolektif kimliklerden bireysel özgürlüklere
çizebiliriz.
Beden hafızası: Cildimizin altındaki hikâye
azen insanın vücudunda taşıdığı yatmadan önce elini istemsizce izine Yaraların izini taşıyan bireylerde, yeniden
iz bir yaranın değil, bir sessizliğin götürüyordu. Her dokunuş hafızanın eski bir anlam bulma süreci üzerine yapılan araştırmalar
şeklidir. Başınızda gezdirdiğiniz yankısını canlandırır gibiydi. İnsan beyni da umut verici. Yapılan bir çalışmada travma
parmaklarınızda hafif bir çıkıntı, travmayı yalnızca hatırlamaz. Onu şekle yaşayan bireylerin yaklaşık yüzde 60’ının,
Bsaçların arasına gizlenmiş sokar, iz bırakır, gölge yapar. Araştırmalar, zaman içinde kendi deneyimlerine yeni
çizgisel bir iz… İlk bakışta anlamlar yükledikleri ve bunun psikolojik
travma sonrası fiziksel izlerin psikolojik
YAŞAM
kimsenin fark etmeyeceği kadar yansımasının yara iziyle ilişkili beden algısı dayanıklılığı artırdığı gösterildi. Travma sonrası
GÜNLÜĞÜ
küçük ama sahibinin yaşamını bozukluğunu belirgin şekilde artırdığını gelişim denilen bu süreç, kimlik algısının
yeniden kurduğu bir sınır çizgisi. göstermiştir. Yani yara izi ne kadar görünürse yeniden örgütlenmesinde merkezi bir rol
Seçil’le ilk karşılaştığımda beden imajına ilişkin içsel yankılar da o kadar oynuyor.
saçlarını ensesinden yukarı doğru genişliyordu. Seçil’in hikâyesi eşliğinde şunu düşündüm:
toplamıştı. Gözlerine yerleşmiş Bir gün bana, “Orada bir şey kaldı” demişti. Bazen insanın en kırılgan yeri, en dayanıklı
birinde bunu şöyle ifade etmişti:
derin karanlığı fark etmem uzun “Nerede?” diye ameliyatlı bölgesine bakarak tarafı olur. Karanlık, içindeki en sert taşları
“Hayatta kaldım ama eski ben gibi
sürmedi. Kafasının sağ tarafında, sordum. Hafif tebessümle yanıt verdi, “İzimde dökmüş, geride daha sağlam bir zemin
olamadım.”
kulak üstünden başlayan eğik değil. Benim içimde.” Bu yanıt beden bırakmıştı. Çünkü derinin altındaki hikâye,
Bu tür ifadeler yalnızca edebi
bir ameliyat izi vardı. Üç yıl karanlıktan geçse bile sonunda hep bir ışığa
ÖMÜR TANYEL arkeolojisinin gerçeğini bütün açıklığıyla ortaya
metaforlar değildir. Bilimsel
önce beynindeki kötü huylu koyuyordu. Beden, bir zamanlar yaşananları doğru yürür.
çalışmalarla ortaya konan gerçekler
sayılabilecek tümör cerrahi olarak yalnızca hatırlamakla kalmaz, onları kendi Hemingway’in yıllar önce “Silahlara Veda”
olduğunu söylemek abartı olmaz. ABD’de
çıkarılmasından sonra bıraktığı çizgi… dokusunda yeniden inşa eder. kitabında yazdığı o cümle, Seçil’in hikâyesinin
yapılan kapsamlı bir meta-analiz, kafa travması
Zamanın kendisinin işlediği bir hat gibiydi. yankısı gibiydi: “Dünya herkesi kırar. Sonra
‘ARTIK KORKMUYORUM’
veya beyin operasyonu sonrası bireylerin
Ameliyatlar bazen mucizevi sonuçlar verir çoğu, kırıldıkları yerden daha güçlü çıkar.”
Zamanla Seçil, izini saklamaktan vazgeçti.
yaklaşık yüzde 50’sinin travma sonrası stres
ama sinir sistemindeki “sessizlik”, öyle
Daha önce saçlarıyla iyice kamufle ettiği
bozukluğu (PTSB) semptomları gösterdiğini Not: Travmanın bedende bıraktığı
çabuk kaybolmaz. Yapılan bir çalışmada
bölgeyi özgür bırakmaya başladı. Aynada
ortaya koydu. Travma yalnızca fiziksel bir yara izleri ve iyileşmenin mümkün yollarını
beyin cerrahisi geçiren hastaların yüzde
daha uzun süre durduğunu anlattı bana bir
değil, sinir ağlarında iz bırakan biyolojik bir anlamak isteyenler için Bessel van der
30–40’ının ameliyattan yıllar sonra hâlâ
gün. “Artık korkmuyorum” dedi ve devam
olaydır.
Kolk’un Türkçeye çevrilen “Beden Kayıt
duygu düzenleme, dikkat ve benlik algısı
etti: “Eskiden bu iz beni mahvetti sanıyordum.
Seçil’in karanlığı dışarıdan sessiz, içeriden
üzerinde nörokognitif değişiklikler yaşadığı Tutar” adlı eserini bu yolculuğu daha
Meğer beni yeniden başlatmış.”
uğultulu bir karanlıktı. Bazı gece yarıları
gösterilmişti. Seçil’le görüşmelerimizden iyi anlamak için öneririm.

