23 Şubat 2025 Pazar English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

8 30 MART 2014 / SAYI 1462 Bu bir Akdeniz albümü Luz Casal Akdeniz şarkılarıyla altı yıl aradan sonra “Almas Gemelas” isimli yeni albümüyle döndü. Albüm duygularıyla, hisleriyle, fikirleriyle, arzuları ve amaçlarıyla Casal’ın içsel yolculuğunu anlatıyor. “Almas Gemelas” dört dilde bütünleşen farklı ritimler ile büyük bir serüven. Yüzyüzeyken Konuşuruz Belki de samimiyet fazlalıkları atmaktır DENİZ ÜLKÜTEKİN Çay demleme üzerine sözler, kendi evinde yaşanılan deplasman hali, hepsi tek tek ayıklanmyı hak eden dizeler, bir akustik gitar, kimi zaman davul ve bas. “Yüzyüzeyken Konuşuruz”, son günlerin en çok ilgi çeken gruplarından. Bu ilginin sebebini, gruptan Kaan Boşnak’a sorduk. CENK ERDEM M üzik dünyasının ünlü EastWest stüdyolarında, Los Angeles’ta kaydedilen albümde Luz Casal Portekizce, Fransızca ve İtalyanca şarkılar da söylüyor. Albümün prodüksiyonunu Luz Casal’la daha önce de birlikte çalışan Fransız prodüktör Renaud Letang ve Javier Monforte’nin üstleniyor. Son albümünün bizdeki ilk röportajını gerçekleştirirken, hem yeni şarkılarını, hem Luz Casal’ın kendi favorilerini hem de İspanya’ya çok yakın hissettiği ve kahve keyfini de çok sevdiği İstanbul’u konuştuk. 6 yıllık bir aradan sonra “Almas Gemelas” yepyeni albümünüz, nasıl bir albümle geri dönüyorsunuz? Albüm duygularıyla, hisleriyle, fikirleriyle, arzuları ve amaçlarıyla benim için bu dönemin özel bir günlüğü gibi. Aynı zamanda da bende hayranlık uyandıran müzikleri yansıtıyor. Eleştirmenler son çalışmanızın şimdiye kadar yaptıklarınız içinde uluslararası markete en çok hitap eden albüm olduğunu söylüyorlar, siz “Alma” albümünüzü öncekilerle nasıl kıyaslarsınız? Dört dilde şarkı söylemek şüphesiz bu albümü uluslararası bir hale getiriyor. Aynı zamanda daha önceki 13 albümümde kullanılmamış olan orijinal ritimler ve sesler de böyle bir çeşitlilik ve etki yaratıyor. Fransızca, İtalyanca ve Portekizce şarkılar söylediğinize göre aslında tam bir Akdeniz albümü olmuyor mu? Kesinlikle. Üç tane bossanova kaydetmiş olmama rağmen bir Akdeniz havası ve kıvraklığı olduğuna inanıyorum. Özellikle İtalyanca ve Fransızca şarkılarla “Alma” tam da bir Akdeniz albümü. Albümde efsanevi Brezilyalı caz piyanistlerinden ve besteci Eumir Deodato dört düzenleme birden yapmış, sizce Deodato’nun şarkılarınıza dokunuşu nasıl bir fark yaratıyor? Daha önce Bolero’ya bir övgü albümü olarak hazırladığım “La Pasion” albümünde de çalışmıştık ve hem düzenlemelerin zenginliği hem de albümün gördüğü ilgi açısından inanılmaz bir tecrübe olmuştu. Eumir Frank Sinatra, Björk, Antonio Carlos Jobim’le gibi ünlü isimlerle gerçekleştirdiği çalışmalarından da öyle doğallıkla bahsediyor ki. Tam bir usta! Sizce yeni albümünüzde hâlâ o çok sevilen meşhur “Piensa En Mi” yorumunuz gibi öne çıkacak yorumunuz hangi şarkıyla olur? Bana kalırsa kendi şarkılarımdan en çok “Si Pudiera”yı öne çıkarırım. Ödünç aldığım şarkılar arasında da “Mi Sono Innamorata di te” parçasını dinlemeniz lazım, açıkçası söylerken de müthiş bir zaafım var. İstanbul’a daha önce de gelmiştiniz ve yeni şarkılarınızı ilk kez 21 Nisan’da Cemal Reşit Rey‘de söylüyor olacaksınız; İstanbul’un en çok nesini sevmiştiniz? İstanbul’da hoşuma giden öyle çok şey var ki! Yemek hoşuma gidiyor, tatlılarınız ve mutfağınızın lezzetleri, özellikle kahve… Şehrin, günlük hayatın susmayan sesi... Pek çok eski binanın mimarisi de çok güzel. Aslında İstanbul’da tüm bu güzel duygularla evden uzakta olmanın verdiği duygular ve İstanbul’a çok yakın hissetmenin verdiği keyif de birbirine karışıyor… l h.cenkerdem@gmail.com Grubun ismiyle başlayalım; nereden çıktı bu isim? 2011’de bir yanlış anlaşılma üzerine kurulduk. Ozan’la internette konuşurken birkaç isim önerdim, “yüz yüzeyken konuşuruz” dedi. Sonrasında insanlar bu yanlış anlaşılmayı beğendi, biz de devam ettik. Yüzyüzeyken Konuşuruz ismi ve ayrıca şarkılarınızda yer alan pek çok söz günlük hayatta pek de dikkat etmeden kullandığımız cümle kalıplarını içeriyor. Bu bilinçli bir çalışmanın ürünü mü, yoksa yol sizi buna mı getirdi? Fazlalıkları atmakla alakalı. Belki insanların samimiyet dedikleri şey de fazlalıkları atmaktan ibarettir. Müziğinizde insanı mutsuz etmeyen bir melankoli olduğunu düşünüyorum. En azında melankoli sınırlarında geziyor gibi. Sizin için müzikle bu tam da adlandıramadığım hissin birleşen bir yanı var mı? Biz bu konuya sizin gibi objektif bakamadığımız için öyle bir şey hissetmiyoruz. Hissetmediğimiz için de o hissi tanımıyoruz. Tanımadığımız için de ne olduğu hakkında bir bilgimiz yok. Şarkılarınız genelde bas gitar ve davul içeriyor. Günümüzde çok sayıda deneysel enstrüman kullanan ve farklı sesler arayan müzisyen ve gruplar görüyoruz. Sizin müziğinizin farkı nerede? Bizim müziğimizde anlatılan bir hikâye olduğu için, hikâyeye eşlik edecek asgari sayıda enstrüman yetiyor. Geri kalan dinleyenlerin ne duyduğuyla alakalı. l facebook.com/yuzyuzeykenkonusuruz Döküm EDUARDO BERTI DÜSLENEN , ÜLKE roman Roza Hakmen'in çevirisiyle Dünyanın en değerli şeyi nedir? diye soruyor. Ölü bir karatavuk, diye cevap veriyorum. Ölü bir karatavuk mu? diye tekrarlıyor. Peki kaç altın tael eder? Değeri de bundan kaynaklanıyor zaten, diyorum. Bedelini kimse bilemez, bu yüzden de paha biçilmezdir. Benim bir keresinde kendisine anlattığım bir öyküyü hatırlıyor: Bir karatavuk kazara bir saraya gelir, sarayda yaşayan soylu onu müziklerin en güzeliyle, şarapların en iyisiyle ağırlar. Karatavuk her şeye rağmen kederli ve sıkıntılı görünmektedir. Soylunun ısrarıyla birkaç yudum şarap içer, gürültülü müziğin ortasında tek notalık bir ötüşe bile cesaret edemez. Birkaç gün sonra bahçede ölü bulunur. "Ne oldu?" der soylu, anlayamaz. Bir bilge ona basit bir açıklama yapar: Soylu kendisi nasıl ağırlanmak isterse öyle ağırlamıştır karatavuğu, onun isteyeceği şekilde değil. Arjantinli yazar Eduardo Berti'den yüzyıl kadar önce Çin'de geçen, ama mekânı ve zamanı aşan bir roman. Yitirilen fırsatlar, elden kayıveren duygular, toplumun köşeye sıkıştırdığı hayatlar, herşeye rağmen açılan yeni yollar üzerine aynı anda sade, narin ve sarsıcı olmayı becerebilen unutulmaz bir metin... bana geçmişin dökümünü soruyorlar. diyorum ki; önce yapraklarımız sonra da dallarımız döküldü... Hissentır Mehmet Tuncer Kesin bilgi “Kesin bilgi, yayalım: Yavuzluğun sonu, uyuzluktur.” Adil İzci Off the record Yoksul hissetmek hasta ediyormuş! Demek hırsızın sağlıklı görünmesi ondanmış. Misafir şair Yaşamın sırrı Bir kedi mırıltısı mı? Sıcak bir pati veya Kedidili bisküvi Belki yaşamın sırrı Bir yağmur damlası Çoğalınca sel Azalınca çöl Yaşamın sırrı ne mi? Sev beni sadece sev Gündüz gece ötsün bülbül Ya da bir kadın kahkahasında gizli Yaşamın sırrı Ya da sırsız bir aynada... Gülcan Altan Misafir çizer: Zuleta Sanchez Dağ gibi sorunlarına bahar gelmedi daha memleketimin!.. İbrahim Ormancı metis İpek Sokak 5, 34433 Beyoğlu, İstanbul T 212 2454509 F 212 2454519 E bilgi@metiskitap.com W metiskitap.com Utandırma servisi Hayatımızdan yıllarımızı, cebimizden paramızı çaldılar! Kemal Ateş C M Y B Rüyaşop
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle