Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
MUSTAFA KÖZ’DEN
‘UYANDIM DÜNYA DİYE BİR YERDEYİM
‘Annelerin acıları, çocuklarının
özgür bir yeryüzü düşleriydi
dizelerimin yol göstericisi!’
Şiirin bellek eğitme yöntemi olduğu bilinir. Sadece şairin ve okurun belleğini değil, insanlığın da belleğini eğitir şiir. Bu dünyada olup
bitene tanıklık için gereklidir bu. Şiir, bir tanıklıktır çünkü. İnsanın bireysel acılarına, varoluş sancılarına baktığı kadar, yeryüzünün
varlığına da ilişkindir. Belki de bunun için İlhan Berk, “Bu yeryüzü yazılmak için vardır” diyor.
Mustafa Köz de insanın, insanlığın vicdanında kanayıp duran bir “yeryüzü gerçeği”ne, şiirleriyle eğilmiş:
Cumartesi Anneleri ve kayıplar. Bir sabah evden çıkıp bir daha dönemeyen oğullarını, kızlarını bekleyen annelerin düşlerini, ağıtlarını,
umarsızlıkları yazmış. Annelerin, çocukları için söylediği sözleri şiirlerine “alınlık” yapan Köz, okurları da sözü edilen tanıklığa çağırmış.
Biz de şairin “kayıplara ve Cumartesi Anneleri”ne adadığı Uyandım Dünya Diye Bir Yerdeyim (Ve Yayınevi) adlı kitabı üzerine söyleştik.
T. Gautier’in Sanat, Mineler ve Oyma Akikler kitabın-
DİLRUBA NURAY ERENLER
dan altını çizdiğim şu sözler veriyor belki de sorunuzun ya-
nıtını: “Her şey geçer / Bir tek o sonsuzdur / Tanrılar bi-
“Oğluma ne oldu? / Kesriye Demir
le ölür / Ama yüce dizeler kalır / Tunçlardan daha güçlü.”
Masada bu tabak senin için oğulcuğum,/ şu
Iraklı şair Nazik El Melaike de şöyle diyor: “Nerden gelir
dilimlenmiş yapayalnız ay ışığı/ avluda fısıldayan
bunca acı / Nerden gelir bulur bizi / Hep o acı ezelden be-
yıldızlar ve fesleğen/ sır verir gibi geçmişinden,
ri / Düşlerimizin kardeşi / Dizelerimizin yol göstericisi”.
bizim geçmişimizden.
Annelerin acıları, çocuklarının özgür bir yeryüzü düşle-
Bir tarla kuşuydun yavrum, düşürdüler yuvandan/
riydi dizelerimin yol göstericisi. Dizeler, acılardan kalıcı-
ama binlerce kanadın var şimdi, bulmak için yolunu/
dır. Acılar da bütün bütüne silinemez. Annelerin sessiz, ya-
diz kırmak için ışıklı soframa,/ bölmek için yarının
ralı çığlıkları çağırdı beni oğullarını ve kızlarını yazmaya.
soylu, uysal ekmeğini.
Yüreciğim, gecede demirlenmiş bir gemi,/
‘DEVLET, İNSAN OLMAMALI. İNSAN GİBİ
bekliyor uğurlandığın limanda,/ nasıl beklerse
KIZIP ÖFKELENMEMELİ, KİN GÜTMEMELİ,
ilk suyu zambak tohumu/ döneceksin oğlum/
ÖNYARGIYLA DAVRANMAMALI’
yıldızların rüzgârıyla serinleyelim diye/ yalnız ve
Bu politik, etik yüzleşmelerde gözlemlediğiniz, duy-
n
onurlu titreyen o yıldızların.”
duğunuz müjdeli bir haber geldi mi bugüne kadar?
(“Yarının Ekmeği”)
Siyasal erk, hadi devlet diyelim, “insan” gibi davran-
dıkça o haber hiçbir zaman gelmeyecek. Devlet, “in-
‘ANNELER, ÇOCUKLARININ KALPLERİNİN
san” mı? Bu soruyu denemenin ustalarından Vedat Gün-
VE SÖZLERİNİN DİRENCİYLE YAŞIYORLAR’
yol da sormuştu. Bir denemesini de şu yargıyla bağlamış-
Arjantin’in Plaza de Mayo Anneleri’nin, ülkemi-
n
tı: “Evet, diyorum devlet bir insandır ya da devlet gücünü
zin Cumartesi Anneleri’yle birleşen acılarından, umut-
elinde tutanların ta kendisidir çoğu zaman. Louise XIV
larından söz ederek başlayalım söyleşimize.
boşuna mı demiş ‘Devlet benim’ diye”.
Taşlandılar, coplandılar, gaz yediler, vazgeçmediler.
Ben de diyorum ki devlet, insan olmamalı. İnsan gibi
Annelerin (kadınlar) bu gücünü, “ah”larındaki ısrar ve
kızıp öfkelenmemeli, kin gütmemeli, önyargıyla davran-
inat duygusunu nasıl yorumlarsınız?
Bu düşlerin yazılma süreci için neler söylersiniz?
mamalı. Ancak iktidarlar, böyle düşünmüyor. Kendi siya-
Nerede okudum şimdi anımsamıyorum, “Defne, ince bir
Düş de umut gibi yaratıp inandığımız ve sonra unuttu-
sal çarklarına çomak soktuğunu düşündüğü herkesi yok
ağaçtır, kendisiyle yetinmeyi bilir” diyordu yazar. Kimi ağaç-
ğumuz bir şey. Hem bize ait hem bizim dışımızda. Kayıp-
edilmesi gereken bir hedef görüyor.
lar bu gücü kendi ruhlarında saklar. Acı da yas da direnç
ların düşleri de böyleydi bu şiirlere başlarken.
Kaybedilen o çocuklar, eşit, adil, özgür, sömürüsüz bir
de sabır da oradadır. Umut değil, direnç. O anneler de kü-
Hem hayat kadar gerçek hem düşler gibi soyut. Ama
ülkenin düşünü kurdular. İktidarları öfkelendiren şeylerdir
çük, yaralı defneler gibi kendilerini sağaltmayı bildiler hep.
bir gerçeklik var ki o çocuklar için bu dünya uyuyup uya-
bunlar. Onlara göre, devletin güvenliğinin sürmesi için bu
Bu direnç, bu yekinme, anneliklerinin sezgi ve bilge-
nacakları bir yer değil artık. Onların yerine ben görüyo-
evrensel, insani değerlerin konuşulmaması gerekir.
liğiyle olduğu kadar, oğullarının, kızlarının anılarını di-
rum dünyayı ve onların rüyalarını.
Bu nedenle onca insan, dönem iktidarlarının hışmı-
ri tutmak içindi. Gücü, anılarından ve yaralarından aldılar
Acı veriyor bu bana. Onlar yokken ben onları yazdım.
na uğradı. Bir insanın kaybedilmesi nasıl açıklanabilir ki
diyebiliriz. “Ah”larındaki ısrar ve inat, buradan geliyor.
Hiçbir şey soramadım kardeşlerime. Bu dünyada olsalar-
başka? “Devletin bekası için” gibi tehdit ve şiddet içeren
Çocuklarının eşit, özgür bir yeryüzü düşlerinin ken-
dı neler söyleyeceklerdi kim bilir. Ama ben konuştum on-
bir sözle açıkladı devlet her toplumsal kıyımı o yıllarda.
di düşleri olduğuna inanıyorlar artık. Bunun için güçle-
lar için. Anneleri için de... Annelerin ve çocuklarının düş-
Bugün de öyle değil mi?
ri ve dirençleri tükenmiyor. Ardıç ağacının tohumuysa ar-
lerini yazarken kendi düşlerimi de yazdım aslında.
dıç kuşunun kursağında taşınmadıkça ağaca dönmezmiş.
Kayıplar kitaptakiler kadar değil kuşkusuz. Kaybolma ‘ŞAİRLER, VİCDANLARINI YİTİRDİ!’
Tohumlar, kayalıklara serpilerek yeşerirmiş. O annelerin
hikâyelerini bildiklerimi yazabildim yalnızca. Yüzlerce
Şiirlerde de okuduğumuz gibi hikâyeler değişse de
n
kalpleri de o tohumlar gibi sarp kayalıklara serpildi. Bu
kayıpsa yazılmayı bekliyor. Simgesel bir kitap diye düşü- ağıtların bitmediği gözyaşının dinmediği yeryüzünde, yaşa-
yüzden o ağaçlar gibi sabırlı, direngenler.
nebilirsiniz Uyandım Dünya Diye Bir Yerdeyim’i. nanlara tanıklık edenler bu olayın neresinde duruyorlar?
Anneler, çocuklarının kalplerinin ve sözlerinin diren-
Annelerin acıya bulanmış gözyaşlarını dizelere dö- Bu soruyu aymazlara sormak gerekir sanırım. Dünya-
n
ciyle yaşıyorlar. Önce onlar büyütmüştü çocuklarını, şim-
nüştürmek nasıl aklınıza düştü? da bunca zulüm varken neredesiniz? Şiirden söz ediyor-
diyse çocuklarının dirençleri, düşleri, düşünceleri büyütü-
“Karanlıklar geri veriyor bize ışığın paramparça etti-
sak bu soruya karşılık verecek olan şairlerdir. Onların ye-
yor annelerini.
ği her şeyi” diyor Boodsky. Işıktan yana mı karanlıktan rine yanıt vermemi isterseniz söyleyeyim:
‘DÜŞ DE UMUT GİBİ YARATIP İNANDIĞIMIZ yana mıyız? Bu soruya verilecek yanıt, yaşama ve insana Şairler, vicdanlarını çoktan yitirdi! Öyle özeleştiriyle,
bakışımızı da belirler. Işığın darmadağın ettiği bir karan- nedametle bulunacak gibi de değil o vicdan. Artık kimse-
VE UNUTTUĞUMUZ BİR ŞEY!’
Sonsöz’de “Bu şiirler açık bir cümle kapısının eşiğin- lıkta yaşamak mı yoksa ışığın sağaltıcı, eylemci aydınlı- yi inandıramazlar özeleştiri ve pişmanlıkla.
n
ğına inanmak mı? Kayıplar, 30 yıldır yakalarına yapıştı ama gören, duyan
de güz yaprakları gibi savrulan sözcüklerle yazıldı. O ço-
cukların taptaze alınlarına, uçsuz bucaksız düşlerine kü- Annelerin hayatları acıyla karartılmaya çalışıldı ama onlar, yok. Çılgın kalabalıklar gibi, kara kamu gibi şairler de üç
çücük bir andaç olsun, unutulmasınlar diye” yazıyorsunuz. hep ışığa yöneldiler. Onların ışığıyla, gücüyle yazıldı şiirler. maymun ne yazık ki!
n
10 12 Aralık 2024
VEDAT ARIK

