17 Mayıs 2024 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
2 21 MART 2020 CUMARTESİ [email protected] EDİTÖR: ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR TASARIM: SERPİL ÜNAY olaylar ve görüşler Türkiye’nin koronavirüs mücadelesi Hekimler başta olmak üzere tüm sağlık çalışanları ülkemizin yaşadığı bu zor günlerde özveriyle çalışmaya her zamanki gibi hazırdır. Ülkemizin kurucusu bugünleri görerek “Beni Türk hekimlerine emanet edin” demiştir. Bizler de şimdi kendimizi Türk hekimlerine emanet ediyoruz. Op. Dr. Fikret ŞAHİN CHP Balıkesir Milletvekili ESKİ Balıkesir Tabip Odası Başkanı 31Aralık 2019 tarihinde Çin’in Wuhan şehrinde etiyolojisi (sebebi) bilinmeyen pnömoni (zatürree) olarak başlayan koronavirüs enfeksiyonu hızla yayılarak son 100 yılda görülen en büyük bulaşıcı hastalık salgını haline geldi. Bu derece yaygın, pandemi (tüm dünyada görülen) halindeki salgınını en son 19181920 yıllarında Birinci Dünya Savaşı sonrası başlayan “İspanyol gribinde” görmüştük. Adı her ne kadar “İspanyol gribi” olsa da bu salgında Çin’den başlamış ve tüm dünyaya yayılarak en az 40 milyon insanın ölümüne neden olmuştu. Dünya Sağlık Örgütü, koronavirüs salgınını 30 Mart 2020 tarihinde “Küresel Acil Durum”, 11 Mart 2020 tarihinde “Pandemi” olarak ilan etti. Vaka sayısı tüm dünyada 200 bini aştı. 2020 yılının ilk 2 ayında (ocakşubat) salgının odak noktası Çin iken, mart ayında salgının odak noktası Avrupa kıtasına kaydı. Mart ayında, Çin’deki vaka sayıları her geçen gün azalırken Avrupa’da özellikle İtalya başta olmak üzere İspanya, Fransa ve Almanya’da hasta sayısı giderek arttı. Hatta İtalya’da koronavirüs salgını nedeniyle yaşamını kaybedenlerin sayısı Çin’i geçti. Çin’de azalıyor 20 Mart 2020 tarihinde Çin’de toplam koronavirüs vaka sayısı 81 bin 235’di. Bu vakaların 70 bin 547’i (yüzde 87) hastalığı geçirmiş ve iyileşmişken 3 bin 250 kişi (yüzde 3.9) hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi, kalan yüzde 9’luk hasta da halen tedavi olmakta. Öyle görülüyor ki Çin, salgını atlatmak üzere ama İtalya ve Avrupa genelinde durum daha da ağırlaşarak devam etmekte. İtalya’da 20 Mart 2020 tarihinde tespit edilen vaka 35 bin 713, iyileşenlerin sayısı 2 bin 941 iken hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bin 978’i buldu. Pek çok hastanın da tedavisi halen devam etmekte ve salgının İtalya’da nasıl seyir izleyeceğini tam olarak bugünden kestirmek mümkün değil. Salgın Çin’de iki ayda sonlanmaya yaklaştı, ilk bir ayda yükselme eğiliminde olan salgın, ikinci ay düz bir seyir izlemiş ve ikinci ay sonrası giderek azalma eğilimine girmiştir. Eldeki veriler bize İtalya’nın salgını daha ağır geçireceğini gösteriyor. Çin ve İtalya arasındaki farklılığı bilim insanları şöyle açıklamakta: İtalya nüfusunun Çin’e göre daha yaşlı olması ve ileri yaşla birlikte predispozan faktörlerin (diabet, KOAH, kalp hastalıkları...) fazla olması ve İtalya’nın salgının ciddiyetini geç anlaması, tablonun bu kadar ağır seyretmesine neden olmuştur. Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 11 Mart 2020 tarihinde tespit edildi ve duyuruldu. Böylece koronavirüs salgını Çin’de ilk tespit edildiği tarihten 70 gün sonra ülkemize gelmiş oldu. Acil eylem planı Türkiye’de salgının yönetim aşamalarını 3 basamakta değerlendirmemiz mümkündür: 1. basamak, salgının Türkiye’ye gelmesini engellemekti. Bunu dünyanın pek çok ülkesi gibi başaramadık ve gecikmeli olsa da koronavirüs ülkemize ulaştı. 2. basamak, salgının ülkemizde mümkün olduğunca yayılımını engellemek ve yavaşlatmaktı. Umreden gelen risk grubundaki kişilerin izolasyona alınmadan toplum içine yaşamalarına izin verilmesiyle bu basamakta da hastalığın yayılımına engel olunamadı ve hastalık sayısı artmaya başladı. Umreden gelen vatandaşlarında tıpkı Çin’den tahliye edilenler gibi 14 günlük izolasyon ve takip sonrası evlerine gitmelerine izin verilmeliydi. Umreden gelen yaklaşık 20 bin kişinin sadece 5 bin civarı yurtlarda gözetime alınmış, 15 bin kişi izolasyona tabi tutulmamıştır. Her ne kadar yapılan test sayısı oldukça kısıtlı kalsa da Türkiye’de vaka sayısı her geçen gün katlanarak artmaktadır. 20 Mart 2020 tarihi itibarıyla tanı konulan kişi sayısı 359, kaybettiğimiz kişi sayısı 4’e ulaşmıştır. Ülkemizde salgının seyrinin son günlerde hızlı artmasıyla, Çin’den ziyade İtalya örneğine benzeme yolunda ilerlemektedir. 3. basamak, tanı konmuş hastaların toplumdan izolasyonu ve tedavilerinin yapılmasıdır. Ülkemizde şu ana kadar yapılan test sayısın az olması nedeniyle tanı konmamış fakat virüsü taşıyan ve bulaştıran hastaların daha da fazla olduğu gerçeğini kabul etmek durumundayız. Bu nedenle test sayısının en kısa sürede artırılarak koronavirüs yö nünden toplum taraması yapılması hayati önem taşımaktadır. Koronavirüs taşıyan hastaların en kısa sürede tespit edilerek sağlıklı kişilerden izole edilmesi sağlandığı takdirde, hastalığın yayılımının yavaşlatılması ve yok edilmesi mümkündür. Güney Kore’nin salgını en az hasarla atlatmasının altında yatan neden, yaptığı test sayısının fazlalığı ve hastalıklı bireyleri kısa sürede tespit ederek izolasyona tabi tutmasıdır. Türkiye olarak artık salgının 3. basamağına geçmiş durumdayız yani salgının yayılımını yeterince kontrol edemedik ve hastaların tedavi aşamasına geçtik. Bu aşamada bir taraftan hastalığın daha fazla yayılmaması için sosyal uzaklaşma, mümkün olduğunca evde kalma, el ve solunum hijyeni sağlanırken diğer taraftan ileride sağlık kuruluşlarına başvuracak hasta sayılarının artacağı düşünülerek acil eylem planı hazırlanmalıdır. İlk 1 aylık süreç Bu salgın aynı zamanda ülkelerin sağlık altyapı kapasitelerini de test etmektedir. Sağlık hizmetleri kapasitesinin üzerinde vaka olduğu takdirde telafisi mümkün olmayan mağduriyetler yaşanması kaçınılmazdır. O nedenle, salgının ilk 1 aylık sürecinde kontrol altına alınma çabalarına toplumun tüm kesimlerinin tavizsiz şekilde katkı vermesi hayati önemdedir. Bu başarılamadığı takdirde İtalya’da olduğu gibi sağlık sisteminin kapasitesinin üstünde vaka patlamasıyla karşılaşılabilir. Bu pencereden baktığımızda, hastanelerimiz zaman kaybedilmeden aşırı hasta başvurusu öngörüsüne göre hazırlanmalıdır. Öncelikle aciliyet gerektirmeyen elektif operasyonlar ve poliklinik muayeneleri ertelenme, gerekli durumlarda hastaların ilk olarak aile hekimlerine başvurmaları tavsiye edilmelidir. Ayrıca Koronavirüs hastası olduğundan şüphelenilen hastalarla, kronik hastalığı nede niyle acil sağlık hizmetine ihtiyacı olan hastaların bulundukları illerde başvuracakları hastaneler ayrılmalı ve bir an önce duyurulmalıdır. Bu sayede toplumdaki riskli gruplarla koronavirüs enfeksiyonu olan grupların aynı hastanede karşılaşmaları engellenmiş ve salgına yakalanma olasılıkları minimalize edilmiş olur. İtalya’da sağlık hizmetleri sunumundaki aksaklıkları yaşamamak için bir an önce hastanelerin yoğun bakım kapasiteleri artırılmalı ve burada hizmet verecek personele şimdiden eğitim verilmelidir. Belki yeri gelecek tüm hekimler branşı ne olursa olsun yoğun bakım hekimi gibi görev yapmak zorunda kalabileceklerdir. Halen ülkemizde 25 bin 466 erişkin yoğun bakım yatağı bulunmakta, bunun 13 bin 211’i ileri düzeydedir yani ventilasyon (solunum destek cihazına) sahiptir. Bu yoğun bakım kapasitesinin bir bölümü, yoğun bakım servislerinde tedavileri devam eden hastalar tarafından kullanıldığını düşünürsek salgın için kullanabileceğimiz yoğun bakım kapasitemiz daha da azalmaktadır. O nedenle zaman kaybedilmeden hastanelerin uygun bölümleri yoğun bakım ünitelerine çevrilmeli ve solunum destek cihazı sayımız arttırılmalıdır. Yoğun bakımda kullanılacak muhtemel ilaçlar ve tıbbi malzemelerde bugünden stoklanmalıdır. Türk hekimlerine emanetiz Diğer önemli bir husus sağlık personelinin ihtiyacı olan maske, tulum, önlük, eldiven, gözlük, yüz siperliği ve el dezenfektanları gibi koruyucu malzemelerin temin edilmesi ve stoklanmasıdır. Ayrıca ileri günlerde çok uzun süre, ağır şartlarda çalışmak zorunda kalacak sağlık personellerinin dinlendirilmesi ve acil çalışma koşullarının planlanması gerekmektedir. Topyekun mücadele verilmesi gereken bu zorlu süreçte her kesim bu mücadeleye dahil edilmeli herkesin desteği alınmalıdır. Bu bağlamda bakanlığın dediği gibi “sorun küresel mücadele ulusal” ise ki öyle, o zaman başta Türk Tabipleri Birliği olmak üzere tüm sağlık meslek örgütleri bu mücadeleye dahil edilmeli onların da desteği istenmelidir. Hekimler başta olmak üzere tüm sağlık çalışanları, ülkemizin yaşadığı bu zor günlerde özveriyle çalışmaya her zamanki gibi hazırdır. Ülkemizin kurucusu bu günleri görerek “Beni Türk hekimlerine emanet edin” demiştir. Bizler de şimdi, kendimizi Türk hekimlerine emanet ediyoruz. Sağlıklı günlerde görüşmek dileğiyle... ÖMER LÜTFÜ AVŞAR Emekli ikramiyelerine zam yok mu? Şükrü KARAMAN Gazeteci Koronavirüs ekonomi paketinde en düşük emekli aylığının 1500 liraya çıkarılması milyonlarca dar ve sabit gelirli kitleyi sevindirirken, bin liralık bayram ikramiyelerine zam yapılmaması beklentilerin karşılanmaması adına üzücü. Küresel salgına dönüşen ölümcül virüste en riskli grubu 65 yaş üzerindeki emekli oluşturuyor. Birçok ülke emekliye yönelik yardımları devreye sokarak evlerinde izolesini sağladı. Hükümetin açıkladığı ekonomi paketinde virüse karşı riski yüksek olan 65 yaş üstündekilere maske ve kolonya dağıtılması, en düşük emekli aylığının 1500 liraya çıkarılması, maaş promosyonu ödemelerinin banka şubelerine gitmeden doğrudan hesaplarına yatırılması, bin liralık bayram ikramiyelerinin nisan başında ödenmesi yer alıyor. En düşük emekli aylığının 1500 liraya çıkarılması, bayram ikramiyelerinin Şeker Bayramı beklenmeksizin nisan başında ödenmesi milyonlarca dar ve sabit gelirli kitle adına olumlu adım. Ancak iki yıl önce verilmeye başlanan 1000 lira tutarındaki bayram ikramiyelerine 500 lira zam yapılması beklentisi vardı. 13 milyon emekli, aradan geçen iki yıllık süreçte enflasyondan ötürü bin liranın erdiği gerekçesiyle ikramiyelere 500 lira zam yapılmasını talep ediyor. İsteklerini siyasi iradeye çeşitli kez iletmesine karşın olumlu yanıt alamadı. Ekonomi paketinde de talepleri karşılık bulmayınca hayal kırıklığı yaşadı. Kısa çalışma ödeneği Siyasi irade yeniden değerlendirme ile bayram ikramiyelerini en az 1500 liraya yükselterek gariban yoksul emekliye iki bayramı bir arada yaşatabilir. 13 milyonluk kitle hükümetten taleplerini yeniden dikkate almasını umuyor. Açıklanan 19 maddeden oluşan pakette bulunan önlemlerin çoğunluğu işverenlere yönelik. Durgunluktan ötürü işini yitirme kaygısı taşıyan emekçiyi ilgilendiren başlık sayısı çok az. Bunlar, işverenlere 75 liralık asgari ücret desteğinin sürmesi, esnek ve uzaktan çalışma modellerinin daha etkin hale getirilmesi, kısa çalışma ödeneği nin devreye sokulması gibi. Kısa çalışma ödeneği ile çalış malarına ara veren işyerlerindeki emekçiye geçici bir gelir desteği verilirken, işverenlerin maliyetlerinin azaltılması amaçlanıyor. İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ödenecek kısa çalışma ödeneği en az işçinin brüt aylık ücretinin yüzde 60’ı, en fazla yürürlükteki brüt 2 bin 943 liralık asgari ücretin yüzde 150 tutarında belirlenecek. Yani en yüksek ödenek 4 bin 414 lira olacak. Kısa çalışma ödeneği zor durumdaki işletmelerde çalışan işçiye üç ay süre ile ödenecek. Bu süre 6 aya çıka rılabilecek. Kısa çalışma ödeneği, uzak ve esnek çalışma modelleri ile işçinin işini yitirmesinin önüne geçilmesi amaçlanıyor. Öncelik emekçiye katkı Aslında 131 milyar lirayı aşan birikimiyle devasa paraya sahip İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işçilere 1000’er lira koronavirüs yardımı yapılabilirdi. Öncelik zor durumda kalan, işini yitiren asıl sahibi olan emekçiye katkıda bulunmaktır. Fondan yararlanma koşullarının ağır olmasından ötürü kusuru olmaksızın işini yitiren işçiye çok yararı olmuyor fonun. Bugüne dek yapılan işsizlik ödemelerinin düşük, sürenin kısa olması yakınmalara yol açıyor. Fondan amacı dışında başka yerlere kaynak aktarılırken, gerçek amacı olan işsize çok az aylık verildi. Hiç olmazsa şu zor günlerde fondan yararlanma koşulları kolaylaştırılarak daha çok işsize daha yüksek ve uzun süreli para ödenebilir. C. IKTI
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle