20 Ağustos 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Salı 5 Eylül 2017 12 Amerikancı, Avrupacı, Rusçu, Çinci, Arapçı seçenek olamaz Esas olan Türkiyeci, Atatürkçü ve çağdaş uygarlıktan yana olabilmektir. Atatürk bu nedenle “Ne mutlu Türküm diyene” sözü ile kendi kimliğimizi, kültürümüzü etnik ayrımcılıklardan soyutlamış: çağdaş, uygar, laik ve demokratik bir tanımlama getirmiştir. Osmanlı’nın son dönemindeki İngilizci, Amerikancı ya da Almancı ifadelerinden hiçbir farkları yoktur, bugünkü “çakma” sözcüklerin. İçeride biz kendimiz olmadıkça, Türkiye “Türkiye” olmadıkça, Amerikancı ya da Rusçu olmak kötü sonucu değiştirmez. Meseleye sadece “ideolojik olarak ya da her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak” diye bakanlar Amerikancılığa, Rusçuluğa ya da Arapçılığa soyunurlar. Türkiye’nin bu coğrafyadaki konumu, ülkeyi bu tür, kaotik yaklaşımların hep içinde tutmuştur. Örtülü ve açık mandacılık hep var olmuştur. De Gaulle, “Uluslararası ilişkilerde ideolojiler değil ulusal çıkarlar esastır” dememiş miydi? Bunu ondan önce de en iyi uygulayan insan büyük Atatürk olmuştur: Kurtuluş Savaşı’nda ve Cumhuriyetin kuruluşunda Sovyetler Birliği’ni arkasına alarak (kullanarak) Avrupa’nın Sevr dayatmasını önlemiş ve Lozan’a ulaşmıştır. Moskova’ya veya Londra’ya dayanmamış: Amerikan ya da İngiliz mandacılığına karşı çıkmıştır. Batı ile Doğu arasında denge kurarak Türkiye’nin bütünlüğünü ve ulusal çıkarlarını korumuştur. 40’lar ve 90’lar Türkiye 40’ların sonunda Atatürk Türkiye’sinin politikasından uzaklaşmış, “Batı kulübünün eşit üyesi değil, bağımlısı” durumuna sokulmuştur. 90 sonrası Sovyetler dağılınca da, İslamcılar aracılığı ile BOP’un uygulayıcısı haline getirildik. Bu iki darbe, ülkeyi bugünkü kaosun içine soktu. Dün Gülen ve PKK ile yakın duranlar, 15 Temmuz 2016’da ABD ve FETÖ’den darbe yiyince, ardından Avrupa ile kriz yaşayınca şaşırdılar; “Bizim de siyasal İslamcı olarak Batı’dan kopmak işimize gelir”, Rusya’ya dönelim demeye başladılar. Oysa ABD, AB, Rusya ve Çin “Ortadoğu’da ve Pasifik’te çok daha büyük pazarlıkların içindeler”. Eğer yarın ABD ve Rusya, Ortadoğu’da yakınlaşırsa birini bırakıp diğerine yanaşan iktidar (ve Türkiye) yeniden ortada kalmaz mı? İdeolojik boyut İşin ideolojik boyutunu Türkiye’de Turgut Özal’dan Doğu Perinçek’e, Prof. Zeyyat Hatipoğlu’ndan Prof. Özer Ertuna’ya kadar pek çok kişi ve dost ile 4050 yıldır tartışan bir insanım. Çok da kavgasını yaptım. 50’lerden sonra Türkiye’de üç temel ideoloji etkili oldu. Radikal kapitalistler, katıksız Asyacı sosyalistler ve siyasal İslamcılar. Üçü de birleştirici değil kutuplaştırıcı etki yaptı. Düşünürlerin ve siyasetçilerin kafalarındaki şahsi tercihleri ile uluslararası ilişkilerin ulusal çıkarlara hizmet eden “akılcılığı” ayrı şeylerdir, çok kere de çatışırlar. Siyasilerle birebir görüşme ve tartışmalarımda da bunu gördüm. Demirel, Ecevit, Özal, Çiller, Yılmaz, Gül ve Erdoğan ile bu konuları aynı masada, yüz yüze konuşmuş bir insan olarak bunları “Yolumun Kesiştiği Ünlüler” kitabımda tek tek yazdım, ortaya çıkardım. Ve Atatürk’ün büyüklüğünü daha iyi gördüm. Bir denge insanı olarak Türkiye’nin politikasını, ekonomisini, kültürünü “ulusal çıkarları ve kimliği ile, çağdaş uygarlık değerlerini bütünleştirerek bir sentez yapmıştır”. Doğu ve Batı arasında karşılıklı çıkarlarımızı dengeli bir biçimde korumuştur. Amerikancılık, Rusçuluk ve Arapçılıktan önce bizim “biz olmamız” gerekir: siyasal partilerimizle, parlamentomuzla, demokrasimizle, çağdaş uygarlık değerleri ile bütünleştirdiğimiz ulusal kimliğimizle... Kendimizi Amerikanlaştırmadan, Ruslaştırmadan, Araplaştırmadan, biz kendimiz olalım ve Atatürk’te birleşelim, tek çıkış yolumuz budur, gerisi mandalaşma ve sömürgeleşmedir, hangi uçtan olursa olsun. İdeolojik öncelikler ve dinci saplantılar yerine ulusal çıkarlar, çağdaşlaşma ve hukukun üstünlüğü için varımızı yoğumuzu artık ortaya koymalıyız. 5 eylül 2017 SAYI: 33571 İmtiyaz Sahibi: CUMHURİYET VAKFI adına Orhan Erİnç İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay Genel Yayın Yönetmeni MURAT SABUNCU Yazıişleri Müdürü Yazıişleri Müdürü (Sorumlu) Haber Koordinatörü Bülent Özdoğan Faruk Eren Aykut Küçükkaya Yayın Danışmanı Kadri Gürsel Reklam ve Pazarlama Danışmanı Ayşe Cemal Reklam Grup Koordinatörü Deniz Tufan Rezervasyon ve Planlama Koordinatörü Bülent Gürel l Görsel Yönetmen: Hakan Akarsu l Ekonomi: Olcay Büyüktaş l Dış Haberler: Mine Esen l Spor: Arif Kızılyalın l Gece: Ayça Bilgin Demir l Yurt Haberler: Selin Görgüner l Fotoğraf: Uğur Demir l Düzeltme: Mustafa Çolak Web Koordinatörü: Oğuz Güven [email protected] Ankara Temsilcisi: Erdem Gül Güvenevler Mah. Güneş Cad. No: 8/1 Çankaya 06690 Ankara Tel: (0312) 442 30 50 İzmir Reklam Tel: (0232) 441 12 20 0530 430 74 17 Okur Temsilcisi: Güray Öz [email protected] Yayın Kurulu: Orhan Erinç (Başkan), Güray Öz (Bşk. Yrd.), Ali Sirmen, Hikmet Çetinkaya, Emre Kongar, Şükran Soner, Hakan Kara. l Muhasebe Müdürü: Günseli Özaltay l Satış Dağıtım: Tunca Çinkaya Yayımlayan ve Yönetim Yeri: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ. Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sk. No: 2 34381 Şişli/İstanbul Tel: (0212) 343 72 74 (20 hat) Faks: (0212) 343 72 64 eposta: [email protected] Reklam Yönetimi: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ. Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sk. No: 2 34381 Şişli/İstanbul Tel: (0212) 343 72 74 (20 hat) Faks: (0212) 251 98 68 eposta: [email protected] Yaygın süreli yayın Baskı: DPC Doğan Medya Tesisleri Hoşdere Yolu 34850 Esenyurt/İstanbul Dağıtım: Doğan Dağıtım Satış Pazarlama Matbaacılık Ödeme Aracılık ve Tahsilat Sistemleri AŞ Esenyurt/İstanbul Cumhuriyet’te yer alan haber, yazı ve fotoğrafların yeniden yayım hakkı saklı tutulmuştur. İzin alınmadan ve kaynak göstermeksizin yayımlamak Basın Kanunu gereğince hukuki ve cezai yaptırıma tabidir. İstanbul Ankara İzmir İmsak 04.58 04.45 05.11 NAMAZ VAKİTLERİ Güneş Öğle İkindi Akşam 06.28 13.10 16.46 19.39 06.13 12.54 16.30 19.23 06.37 13.17 16.52 19.44 Yatsı 21.02 20.44 21.03 haber TASARIM: MÜGE KAYGUSUZ AKP eski MKYK üyesi Ayhan Oğan’ın “Yeni Devlet kuruyoruz. Kurucusu Erdoğan!” sözleri olağanüstü tepki çekti. AKP Reisi Umumisi, yıllardır “Yeni Türkiye’yi kuracağız!” demiyor mu? İkisi arasında ne fark var? HHH ÖzAgecanr türban takmasınlardı ki... HHH “Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM)” Başkanı Prof. Dr. Ömer Demir, “İlgili personelin Bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı kasıt taşımayan dik ile Kurban Bayramı örtüştü... TBMM Riyaseti koltuğunda Kavşak katsizlikleri sonucu ortaya çıkan yerleş Türkiye Rabiaoturan “kahraman” havasında ki zatı muhterem 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutladı, ama ağzı tirme hatası nedeniyle görevden ayrılma talebimi ilgili maka Cumhuriyeti’ne Doğru!na Atatürk’ün adını almadı. Otur duğu koltuğun yaratıldığı 23 Ni (5) ma sundum!” diyerek onuruyla istifa etti. san kutlamasında da Atatürk’ün 30 Ağustos Zafer adını anmayınca TBMM’de tartış Bayramı töreninde ma çıkmıştı. AKP Reisi Umumi Osmanlı hayranı o zatı muhte si, daha çok “15 Tem rem, 30 Ağustos konuşmasında muz” olayına yer vere ağzından “A” harfi çıkarken Ata rek, sanki İstiklal Sa türk yerine yanlışlıkla Abdülha vaşı kazanmış gibi ko mit sözcüğünün çıkacağından nuştu. Konuşmayı çekiniyor olmalı. O, kimi insan Erkânı Harbiye Reisi ların ya atası değildir ya da onlar Osmanlı vatandaşıdırlar. Bir hüzün ve MİT müsteşarı da dinlediler. HHH Bir su Peki, 15 Temmuz Çankaya Köşkü’nde, özür di bay kızı günü üçü de görevleri başındaydı lerim Külliye’de 30 Ağustos Za olan mes lar. Bu olayların önlenmesinden on fer Bayramı kutlandı. Tören, Kuran Bir özlem lektaşım lar sorumlu değiller miydi? Neden okunuşu ile başlamıştı, ama İstik Mine Kı Prof. Demir gibi davranmadılar? lal Marşı’nın çalınıp çalınmadığını rıkkanat şöyle yorumladı: “Durum HHH öğrenemedim! ları çok zor. Ürperiyorlar. Sürekli bir Hürriyet gazetesinin haberin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ünlü 26 üşüme, devamlı bir tedirginlik. Valla de, Isparta’da General İhsan Alper Ağustos törenlerinde Erkânı Har çok zor, acıyorum...” Kışlası’nda, F.T. adlı er; başında biye Reisi denilen paşa hazretle Herhalde bu davranış şu gelişme fes, cüppe ve şalvar ile görüntülen ri yoktu. AKP’nin Reisi Umumisi ile nin habercisi olmalıydı: Erkânı Har di. Erin bu giysilerle çarşı iznine çık Malazgirt’e gitmeyi yeğlemişti! biye Riyaseti, bundan böyle kadın ması engellendi. Gazetelere Külliye’deki törenden subay ve astsubaylar ile askeri öğ Er F.T., İsmailağa Cemaati men ilginç bir resim yansıdı. Erkânı Har rencilerin türban takmalarına ola subu olduğu, medrese eğitimi aldı biye Reisi’nin zevcesi türbanlı değil nak sağlayan yönetmelik değişikli ğı için bu kıyafeti giydiğini açıkladı. di, ama Kuran okunurken başını ört ği yaptı. Gerekçe türbanlı milletve Aynı gün gazetelerde bir de şu ha me gereğini duymuştu. kili varsa, neden kadın subaylar da ber yayımlandı: “İsmailağa Cemaati’ne bağlı İslami İlimler Akademisi’ne kayıt olmak için öğrencilere ‘Liseyi dışarıda bitirin’ talimatı geldi. Türkiye’de, ‘Ma Özgen Acrifet Derneği’ adıyla birçok ilde öğ renci yurdu açan Nakşibendi geleneğinin ülkedeki en etkin grubu olan İsmailağa Cemaati’ne bağlı İlkseç Vakfı’nın İmamı Azam İslami İlimler Akademisi’nin yeni dönem ders müfredatı açıklandı.” Aynı gün bir başka haber özetle şöyleydi: Maarif Nezareti, “Atatürkçülük” bölümlerini ilköğretim 5. sınıf sosyal bilgiler kitabından çıkardı! HHH 11 Eylül’de Cumhuriyet çalışanı beşi halen Silivri’de tutuklu olan, 15 arkadaşımız yargı önüne çıkacak! Almanya’da iken hakkında gıyabi tutuklama kararı olan Akın Atalay tıpış tıpış kendisi Türkiye’ye geldi. Herhangi bir korkusu olsaydı gelir miydi? Yargıdan kaçmayan Atalay da aylardır içeride... Gereğinde “Reisi Cumhuru” yargılama yetkisi bulunan Teşkilatı Umumiye Reisi Zühtü Arslan, törende sanki Abdülhamit’in önünde iki büklüm selam duruyordu! Şurâyı Devlet (Danıştay) Reisi Zerrin Güngör hanfendinin 30 Ağustos’ta mevcut adaleti savunması da ayrı bir şaşkınlık yaratmadı mı? Cumhuriyet ve Sözcü çalışanlarının yargılanmalarının tek nedeni “Atatürkçülüğü” taşıyan sütunlara sıkı sıkı sarılıp korumaları değil mi? HHH AKP Reisi Umumisi şu sözleri ile her şeyi açıklamıyor mu: “Alışılmış bir cumhurbaşkanı olmayacağım! Olmadım, olmayacağım...” Olaylar ve GOrUSler EDİTÖR: NAZAN ÖZCAN [email protected] Öğretmenlere sürgün ALAADDİN DİNÇER Eğitimci Sürgün, Türk Dil Kurumu sözlüğünde bir kimsenin oturduğu veya çalıştığı yerden başka bir yere kendi rızası dışında gönderilmesi, bu yolla kişinin cezalandırılması olarak tanımlanıyor. Sürgün dün vardı, bugün de devam ediyor. Ülkede gerçek anlamda demokratikleşme sağlanmadığı sürece gelecekte de yaşanacak gibi görünüyor. Yasalarda “görev yeri değişikliği” memurlar ve halk arasında “sürgün” olarak nitelendirilen uygulamanın mevzuattaki geniş karşılığı “çalışmakta olduğu görev yerinde çalışması sakıncalı görülenlerin, görülen lüzum üzerine başka bir görev yerine gönderildiniz” diye gerekçelendirilen uygulama idari bir tedbir ve tasarruf olarak nitelendiriliyor. Binden fazla ev Eğitim emekçilerinin sürgünleri ile sınırlı tutacağımız bu yazı, sendikanın aldığı karara katılarak 29 Aralık 2015’te bir gün iş bırakma eylemi yapan eğitim emekçilerinin yaşadığı sürgün uygulamalarını ve yaratacağı mağduriyetlerine bakıyor. Bayram öncesi gündeme gelen ve sayısı 1.190’a ulaşan tamamına yakınını (Artvin hariç) Doğu ve Güneydoğu illerinde görev yapan eğitim emekçisinin oluşturduğu il dışı görev yeri değişiklikleri uygulayanlar tarafından idari tedbir diye ifade edilse de bize göre yapılanlar siyasi amaçlı bir sürgündür. Sendika hedefleniyor Kişileri evinden, çevresinden, öğrencilerinden ve ailesinden kısacası yaşam alanlarından kopartarak bilmediği, yabancısı olduğu ve gittiği yerlerde yönetenler ve yaşayanlar tarafından potansiyel suçlu gibi görülecek olan sürgünzedelere reva görülen kıyımın yaratacağı mağduriyetlerin büyüklüğünü düşünmek bile istemiyoruz. Yönlendirme, koşullandırma Bayram öncesi 1.190 öğretmen 29 Aralık 2015’te yaptıkları sendikal eylem nedeniyle sürüldü. İki yıl sonra dosyalarına “sakıncalı” ibaresi düşülüp sürgüne yollamak, can güvenliği sorununa davetiye çıkarmak anlamına gelir ve yandaş kamuoyu baskısına dayanarak hazırlanan sürgün listelerinde yer alanların sendikanın aktif kadro unsurları olması, doğrudan sendikal faaliyetleri çökertmeye, akamete uğratmaya ve etkisiz kılmaya yönelik bir tutum olarak yorumlamak yanlış olmaz. MEB yeniden düşünmeli 15 yıllık AKP hükümetleri döneminde bu yoğunlukta ilk olan toplu sürgün uygulamasının uygulayanlar tarafında da bir vicdan sorgulamasına neden olacağını belirtmek isterim. Yüzyıllardır süregelen, vesayetçi devleti kutsamaya hizmet eden ve 21. yüzyıla yakışmayan bu antidemokratik uygulamanın emekçilerin gündeminden çıkarılmasının zamanının geldiğini düşünüyorum. Başta Milli Eğitim Bakanı olmak üzere diğer bakanlık yetkililerinin yeniden bir durum değerlendirmesi yaparak, bu adaletsiz uygulamayı durduracaklarına olan umudumu korumak istiyorum. Birtakım duyarlılıkları korumak adına insanlara “Ölümü gösterip sıtmaya razı etme” anlayışı çağdışı, demokrasiyi içselleştirmemiş, otoriter ve baskıcı yönetimlere özgü bir anlayıştır. Büyük mağduriyetler yaşayacakları, yaşanmış örneklerle sabit olan 1.190 eğitim emekçisinin kendilerine ayrımcılık, ötekileştirmecilik ve izole bir yaşamda zorunlu ikamete tabi tutulmuşluk duygusu yaşamalarına izin verilmemeli. Can güvenliği sorunu İki yıldır sürmekte olan soruşturmalarda bulundukları ilde çalışmaları 29 Aralık 2015’ten bu yana “sakıncalı” görülmeyenlere iki yıl sonra dosyalarına “sakıncalı” ibaresi düşülerek, bulundukları ilden başka bir ile sürgüne yollamak, bu kişilerin gittikleri ilde yaşayacakları zorluklara, mahalle baskısına ve başka örneklerde benzeri yaşanan can güvenliği sorununa davetiye çıkarmak anlamına gelir. Anayasa Öğretmenler, grev hakkını kullanınca, iki yıl sonra sürgün edilmeye başlandı. ya, 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikalar Yasasına ve Uluslararası Sözleşmelere aykırı olarak gerçekleştirilen atamaların derhal iptal edilmesi gerekiyor. Öğretmenlere saygı Sonuç olarak, 29 Aralık eylemi bir sendikal eylemdir. Sendikalar böyle eylem kararları alabilirler. Almaları da meşru ve hukukidir. Bu tür eylem kararları başka hiçbir kategoride değerlendirilmemelidir. Sürülenlerin, kendi ülkesinde gurbet, ayrılık, yalnızlık ve hasret duygusu yaşamalarına yol açacak olan atama kararlarının iptal edilmesi, kazanılmış hakların korunması ilkesini de güçlendirecektir. Zaten zor ve ağır koşullarda büyük özveriyle görevlerini yapmakta, bu zor ve ağır koşullara rağmen öğrencilerine yararlı olmaya çalışanlara reva görülen zorla göç ettirme uygulamasının durdurulması, aileleri ile birlikte bütün eğitim camiasını sevindirecek bir karar olacaktır. Hacı Bektaşı Veli’yi anma törenleri ekime alındı Başkan Selmanpakoğlu, havaların daha serin olduğu ekim ayında törenlerin yapılması konusunda karar aldıklarını söyledi. Hacı Bektaşı Veli’yi Anma Kültür ve Sanat Etkinlikleri’nin bu yıldan itibaren her yıl ekim ayının ikinci haftasında yapılacağı açıklandı. Hacıbektaş Belediye Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu, geleneksel uluslararası törenin bu yıldan itibaren 131415 Ekim tarihleri arasında yapılacağını belirtti. Başkan Selmanpakoğlu, havaların daha serin olduğu Ekim ayında törenlerin yapılması konusunda belediye meclisinden de karar çıkardıklarını söyledi. Selmanpakoğlu, 16 Ağustos tarihinin törenlerin başlangıç tarihi olarak belirlenmesinin altında, Hacı Bektaş Veli Müzesi’nin açılış tarihi olmasının yattığı ancak törenlerin ekim ayında yapılmasının önünde herhangi bir engel görmediklerini dile getirdi. Selmanpakoğlu, ağustos ayında yapılan törenlerde ister istemez güvenlik sorunlarının da görüldüğünü törenlerin ekim ayında yapılmasıyla birlikte bu sorunların da daha alt düzeye inmesinin hedeflendiğini bildirdi. Törenlerin bu yıl ilk kez ekim ayında yapılmasının deneneceğini, beklentilerin yerine gelmesiyle birlikte bundan sonraki yıllarda da ekim ayında yapılacağını anlatan Hacıbektaş Belediye Başkanı, törenlere katkı sağlayacak tüm kurum ve kuruluşlara, STK’lere de teşekkür etti. l DHA C MY B
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle