12 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
CUMHURİYET 4 Mayıs 1937 Duymadıklarımız ve bilmediklerimiz EMIL JANİNGS Büyük Alman san'atkârı «Cumhuriyet)) e bir mülâkat verdi Janings «Ben şahsan sessiz filme taraftarım, diyor; fakat ilim ve fen ilerliyer, ona boyun eğmeğe mecburuz» Berlin, n i s a n (Hususî muhabiri mizden) Son zamanlarda Alman filim âleminde eski kudretli ve kuvvetli mevkiini tekrar işga] etmeğe muvaffak olan meşhur aktör Emil Janings'i bulup konuşmk ve son sinema hareketleri hak kındaki fikirlerini öğrenmek ıstıyor dum. Itiraf edeyim ki büyük san'atkârı ele geçirmek benim için çok güç oldu. Vakıâ Janings'e bir kaç ay evvel buradaki fılirn balosunda tesadüf etmiştim. Tam gidip görüşmek üzere iken yerinden kalktı ve Propaganda Nazırı Göbbels'in masasma gitti. Tabiî bu vaziyette kendisini rahatMeşhur artistin sız etmekliğim manasız olurdu. Bu fırsatın kaçmasını müteakıb epey zamandır peşini bırakmadığım halde bir türlü yakalamağa muvaffak olamadım. Çünkü artist sade çevirmekte olduğu fil min baş rolünü oynamakla değil, ayni zamanda bütün kordelânın vaz'ı sahne işlerine nezaretle meşguldü. Derken haricî sahnelerden birini çektirmek üzere İtal yaya gitti. Orada büyük tezahüratla karşılandı ve Mussolini tarafmdan kabul edildi. Nihayet tekrar Almanyaya dön dülcten birkaç hafta sonra filim bitti. Bu filim Gerhardt Hauptman'm «Güneş Batarken» namile vaktile yazmış olduğu ve dünyanın her tarafında yüzlerce, bizde de beş on defa temsil edilmiş olan piyesten iktıbas edilmiş, ismine de «Der Herrscher Hâkim Adam» denilmiştir. Yakacıktan mektublar Kür saatleri Çözük bobin gibi meleyen kuzular ve «Hissiyatı âliye» Kilo almak ve kilo vermek meselesi 2 Yazan : Mahmud Yesarî îspanyada yedizler doğduktan sonra Hem besizlerin pabucu ciama atıldı, hem de yeni bir lisan meselesi çıktı! Kanadada dünyaya gelen besizlerin, doğdukları günden bugüne kadar geçir dikleri hayatı, bütün tafsilâtile gazetelerde okuduk, sınemalarda gördük, radyo da d'nledik. Bu medeniyet vasıtaları sayesinde, yeryüzünde, beş kardeşi bilmi yen kalmadı. Bir hamlede yüzlerce insanı adem diyarına göndermek için en iblisane çareleri icad etmekten çekinmiyen beşeriyet, beş minimininin bir hamlede varlık âlemine gelişine hayran. Teker teker gelinmesi usulden olan dünyaya, bir hücum hareketile hep bir den saldıran açıkgöz beşizler, bu cür'etkârlıklarının mükâfatını bol bol gördüler, her insan oğlunun hayata adım attığı yaşta, onlar hayata atıldılar, para kazandılr, zengın ve meşhur oldular. Fakat, galiba papucları dama atılmak üzeredir. İspanyadan gelen bir habere bakılırsa, iş ınada binmiş; bir İspanyol kadınının, Kanadah Madam Dionne'u pek geride bırakan bir tesanül bereketıle, yedi çocuk birden doğurduğunu işitiyo ruz. Gayretli ana, yedi kardeşi dünyaya getirdikten sonra maalesef hayata gözlerini yummuş. Çocuklar sıhhatli ve gürbüz olmakla beraber, yaşayıp yaşıyamıyacakları hakkında henüz kat'î birşey söylene • miyormuş. Kanadah Dıonne ailesinin beşizleri, hem kendilerine hem ana ve babalarına şöhret ve servet getiren uğurlu çocuklardı. Kan ve ateş içinde yuvarlanan bahtsız İspanyanın «yedizleri» daha dünyaya adım atar atmaz anasız kaldıklanna göre, besizlerin şöhretini söndürmeğe pek te namzed görünmüyorlar. Besizlerin dünyaya gelişi, Kanada hükumetinin evlâd sahibi olması, sinema kumpanyalarının beşikte artist angaje etmesi, çocuk gıdalan amıllerinin yepyeni bir reklâm membaı bulması gibi bazı yenılikler yarattı. Şayed, Kanadah Madam Dionne'u, iki fazîa ile mateden İspanyol ananin rökorunu, velev bir fazlasile kıran olursa, bu sefer de ortaya bir dil meselesi çıkacak. Yedizlere imrenip sayıyı artıranlara, sekiziz, dokuzuz demeğe mecbur olmamak için, dünyaya kollektif geliş rö • korunun yediden öteye geçmemesini temenni edeceğimiz geliyor. Susturan makine Bir İngiliz, lâfı lüzumundan fazla uzatan hatibleri susturmağa mahsus bir makine icad etmiştir. Muhteriin, ma kinesine gördürdü ğü bu iş kolay kolay akla gelecek ve kat'î ihtiyaclara tekabül edecek neviden bir mevzua temas etmediği için, adamcağızın, hitabeti «tıraş» a çeviren konferansçılardan yaka silktiği anlaşılıyor. Bu marifetli makine, ağzını alabildi ğine açmış bir insan kafasını tasvir edi yor. Konferansçının kürsüye çıkıp söze başlamasile beraber, bu açık ağızdan koskoca bir dil çıkıyor ve sağa sola sallanmağa başlıyor. Dördüncü dakikada, kafa, dilini sallamağa devam etmekle beraber bir gözünü kırpıyor ve beş dakika tamam olur olmaz,' makinenin, salondaki elektrik düğmesine bağlı tertibatı ha • rekete geçiyor, elektrikleri söndürüyor. Zifiri karanlıkta konferansa devam et mek imkânı olmadığma göre, hatib de susmağa mecbur oluyor. Güzel düşünülmüş amma, bir noksanı var. Konferansçıyı daha merhaba demeden susturan bu makine cebe girecek gibi portatif olup sokakta kullanılabilseydi mucidi mutlaka milyoner olurdu. Sanatoryomun güzel bir manzarası ve kur kış Lisan rekoru Winson Walsh isimli bir milyarder, bir buçuk yaşındaki oğlunu lisan mütehassısı yap mağa karar vermiş ve çocuğa, daha beşiktey öğretmeğe baş ken yabancı dil lamış. Küçüğün Alman, Fransız, İn giliz, İspanyol ve Japon olmak üzere tam beş tane sütninesi varmış ve milyar derzade, bu beş lisanda mevcud kelimeler içinden, kendi ihtiyaclarını tatmin etmek için kullanmağa mecbur olduklannı öğreniyor ve konuşuyormuş. Dahiyane kelimesıle tavsif edilebile cek bir fikir. Maamafih, bu dahiyane fikrin tatbikı için beş sütnine beslemeği göze almak ta bu zamanda milyarder harcıdır. *Cumhuriyet» e verdiği imzah resmi bunca zaman neticesi meşhur oldular. Meselâ Gary Cooper, William Powell ve saire... Fakat onlarda o zaman da büyük bir istidadın ilk emareleri görünü yordu. Ustad tekrar Amerikaya gitmek niyetiniz var mı? Hayır.. Biraz dinlenmek istiyo rum. Ençok beğendiğiniz sinema artist leri kimlerdir? Kadınlardan Greta Garbo, Pola Negri.. Erkeklerden Gary Cooper, Charles Boyer.. Çevirdiğiniz filimlerden en ziyade hangisi hoşunuza gider? Bu suali bana sormamanız lâzımdır.. Çünkü hepsini kusurlu bulurum. Fakat bu soruya mutlaka bir cevab vermek «Hâkim Adam» da hâkım aktör oicab ediyorsa «Varyete Aşk uğrunda larak büsbütün yeni bir şahsiyet yaratan katil» i tercih ettiğimi söylemeliyim.. Emil Janings'i en sonunda oturduğu Ustadı fazla meşgul etmekliğim pek «Keiser hof» otelınde yakaladım. Kızı doğru birşey olmıyacaktı. Müsaadesini kendısile görüşmek istedığimi babasına haber verdi. Biraz sonra içi kitablarla do rica ederken imzah bir resmini de aldım. lu, camekânlarla süslü yazı odasına kabul Onu kitablan ve odasmm sessizliğile başedildim. Içeriye girdiğim zaman büyük başa bıraktım. Feridun Çölgeçen san'atkâr ayakta idi. Elimi sıktı ve yer gösterdi. Türklerin onun kudret ve meBayrak kanunu mer'iyete haretini çok takdir ettiklerini söyledim. Teşekkür etti. Sonra, başile kerimesini giriyor göstererek: Bayrak kanunu bu ayın 29 undan i Kızım, diye, söze başladı, bana her tibaren tatbik mevkiine konacaktır. Bu işte yardrm eder. Kendisini iyi yetiştirmiş tarıhten sonra bütün bayraklar kanunolduğum zannındayım. Ana lisanından da yazılı eb'ad ve eşkâlde ve yerli şa başka fransızca ve ingilizceyi de iyi bilir! liden olacaktır. Bu kumaştan bulu namazsa mahallî en büyük mülkiye Yüzünde, senelerce muhtelif şahsiyetâmirinin iznile zemin rengi al olmak \ lerin ruhuna nüfuz etmiş olmaktan doğan şartile başka bir kumaş kullamlabilir. müthiş bir hakimiyet, gözlerinde binbir Kanuna göre bayrak hakkında bir | mana ifade eden derin gölgeler vardı. nizamname hazırlanmıştır. Gerek bay Vücudce epey şişmanlamış olmakla be rak imalinde, gerekse asılrnasında bu raber yaşına nazaran çok genc ve dinc nizamname hükümlerine riayet edile görünüyor, yavaş ve ağır konuşuyordu: cektir. Bu nizamnameye riayet etmi Size kanaatimi açıkça söyliyeyim yenler ceza göreceklerdir. Bayrak, ordu mi, dedi, ben şahsan sessiz fılme tarafta kuvvetlerinde, resmî ve millî teşekkül lerde sabah saat sekizde çekilecek, gün nm. Fakat fen ve ilim ilerliyor, ona uybatarken indirilecektir. maga ve boyun iğmeğe mecburuz! Limanlara giren, çıkan ve seyir haSonra sözü Amerikan sinemacılığına linde bulunan harb ve tüccar gemileriintikal ettirdi: nin bayraklarmm çekiliş ve indiriliş Bir zamanlar yanımızda küçük rol saatleri için nizamnameye istisnaî bazı ler oynıyan artistlerin çoğu aradan geçen hükümler konmuştur. Dilsiz köpek Londrada, her zaman olduğu gibi, ge ne bir köpek sergisi açılmak üzeredir. Bu seneki sergide teşhi edilecek köpeklerin en * (S ^^\ şayanı dıkkat ve kıy /V^$/^ metli olanı, Basen ci denilen bir nevi Orta Afrika kö peğidir. Pek nadir bulunan bu hayvanı, Afrika yerlileri avda kullanırlar; çünkü dilsizdir, yani havlamaz. Insanın dilsizi olduğu gibi, köpeğin de havlamıyanı pekâlâ bulunabiliyormuş meğer. Bu, ilk bakışta galatı tabiat gibi görünmekle beraber, hiç te zararlı birşey değil. Dilsiz köpek, hele bekçi köpeği olursa, parazitsiz bir radyo makinesi, yahud yaygarasız bir seyyar satıcı kadar kafa dinlendirici ve faydalı olur. Sebzeierin hassaları Modern biyolojinin üstadlarından sayılan Kopenhaglı profesör Haaken muhtelif nebatî gıdaların hassalan hakkında şayanı dikkat bir etüd neşretmiştir. Profesörün tetkikatına nazaran ıspa nak enerjiyi artırmakta, fasulye cümlei asabiyeyi kuvvetlendirmektedir. Hatta, fasulye asabı kuvvetlendirmek hususunda hertürlü gıda maddesini fersah fersah geride bırakıyormuş. Kendini fasulye gibi nimetten sayanları, profesörün bu keş finden sonra, yerden göke kadar haklı bulmamak elden gelmiyor. Profesör lâhnayı da, insanlar için pek kıymetli gıdalar meyanına ithal etmiş. Bu sebze, yi yenlerde, sebat ve azim gibi meziyetleri artınrmış. Profesör, pırasadan bahsetmi yor. Adı pürhassa olduğu halde galiba hassalı tarafı yok. İsimle müsemmanın zıddiyetine bir misal daha. Maamafih, üstadın sebzeler hakkm daki etüdünde en hakikate yakm olan nokta mercimeğin hassasına dair olan kısımdır. Mercimek, kadın veya erkek her insanda, payansız bir muaşaka arzusu uyandırır, erkekleri ve kadmları maymun iştihah, hoppa yaparmış. Mubareğin sık sık fırma verilmesi meğer boşuna değil miş! Güzel havaya bayılırım. Fakat buraya geldiğimdenberi güzel havayı sevmiyorum. Hava, güzel olunca, canım eğlenmek, çıkmak, gezmek istiyor. Burada yatmağa mecbur olunca, içim yanıyor. öfke basıyor. Hava, fena olursa, o vaLt içim rahat, yatıp uyuyorum... Bunlan söyler söylemez pesten bir şarkıya başladı. İnce, kırık ses: Seni yalancı, bak, şarkı söylüyorsun. Ne iyi neş'en var! Hayır. Canım sıkılıyor. Benim, canım çok sıkıldığı zaman şarkı söylerim! Bu genc kadının, akciğer vereminr^en değil, can sıkıntısından, hemen birkaç günün içinde ölüvermesi şaşılacak şey! Çünkü, kür saatleri hariç, onun konuşiıa aralarında ve yemeklerde bile şarkı söylemediği zamana raslıyamadım! İddialı konuşmalar da var: Zor oyunu değil, zar oyunu der ler ya, aldırma. Zar, büekten çıkar. Ben, Ankarada şampiyonluğumu ilân etmişim... Kızılırmakta... Git sor! Seni, onu, bunu bilmem. Benim bir arkadaşım vardır, şampiyonları, sinek diye yutar. Civalı değil, adi zarı büker. Bakmaz zarın yüzüne, alır eline, büker atar. Bir parça da ben tutanm amma onda bir. Ben, tavlayı kapar da oynarım! Konuşma aralarında, «zekâ» ışıkla rı (!) da vakit vakit göz kamaştırıyor: Bende almanca mecmualar Vdr. Size şereyim. İçlerinde güzel hikâye'.er var. Ben daha okumadım. Sız, resimlerine bakın, ben sonra okurum! Bu tarafların havasından, suyundan mı nedir? Bir gün, trende de iki bayan konuşurlarken kulak misafiri olmuştum: Bahçemizin ayvası çok güzeldir... Amma, mahalledeki çocuklar rahat bı rakmıyorlar ki... Daha çiçekken kopa rıyorlar. Çiçeklerini koparıp yiyorlar... Daha okunmadan, «güzel» liğine hükmolunan «hikâye» ile, daha çiçekleri koparılan «ayvalar» ın «güzel» liğine ne buyuruluyor? Çayırlar yeşereli, sürüler ovaya yayıîmağa başladılar. Kuzular, süt kuzuları, meliyorlar... Fakat ne meleyiş! Çözük bir bobin gibi, bu meleyiş, bitmek, tükenmek bil miyor! Vaktile mektebde ezberlediğim meşhur (Kuzu) manzumesini hatırhyorum: Bilsem şu kuzu neden gam almış? Her nâlesi kalhe dâğzendir. Sütsüz mü, ya rejıksız mi kalmış? Bu «manzume», o zamanın «edebiyatı âliye» sinden addolunurdu; şimdi şimdi anhyorum. «Edebiyatı âliye» de «hayat» ayrı, «san'at» ayrı şeyler. Edebiyat kitablarına geçen, mekteblerde ezberletilen bu «manzume» nin «san'at eseri» olmadığı iddia edilebilir mi? Zaten san'at eserlerinin hayatla, hakikatle bağlan olacağı da mutlak bir iddia değildir. Süd kuzusu, neden «gam» alsm? Kuzunun «gam» la, «kasavet» le bir alâkası yok... Ağlamıyor ki «nale» olsun da kalbe «dağ» vursun! Kuzucuk, sadece meliyor! Meleyişi, südsüz ve refiksiz kalışmdan da değil... İşte şu geniş çayırda otlıyan sürüdeki kuzular... Yanlarında anaları ve arka daşları var... Taze, yemyeşil çayırların, çjmenlerin üstünde oynuyor, sıçnyor ve keyfinden meliyor... «Hissiyatı rakika» ve «nazike» den mahrum olarak yaradılış ta çok kötü Şairlere ilham veren, hatta süd kuzuîannın kederlendiğini bile düşündürten bu melemelerin uzayışı, utanarak söyliye Edirnede Türkkuşu bayramı COretkâr bir serserinin maceraları Aşk, ihtiras, hareket, cinayet .... Hacı Raşid Edirnede Türkkuşu bayramının büyük bir merasimle kutlulanmış olduğunu yazmıştık. Yukandaki resim bu kutlulama merasüninden bir intıbaı tesbit temektedir. Bu büyük ve fevkalâde macera romanımız yakında başlıyor ceğim! bana bıkkmlık veriyor... Bir teviye sürüp giden iniltilere, ses lere; kadınlar: İç ığıltısı! Derler. Bu, çözük bobin gibi uzanan ve bitip tükenmek bilmiyen melemeler de böyle... Bazan, komşu odalardaki, balkonlar daki sesler değişiyor. Meselâ, akordu bozuk bir ıslıktan; kesik, kopuk opera parçalarından bir Yahudi gencinin komşu geldiğini anhyorum. Birkaç gün sonra borsa, piyasa haberleri duyulunca, Musevi vatandaşın ikileştiğini anlamak için büyük bir zekâya lüzum yoktur. Hele, yeni Alman başhemşirenin geldiği gün, akşam küründe, komşularımın konuştuklarını da yazarsam, pek isabetsızce hüküm vermemış olduğumu tasdik edersiniz: Burası poliğlot odası... Burada, almanca... fransızca... italyanca... Tabiî türkçe ve yahudice ana dilleri buna dahil değil! Siz, Yahudi komşumun dil alışkınlığına bakın. Kür saatlerinde, radyoskopi günlerinde sıhhatinden bahsettiği zaman bir hep: Sağ olsaydım! Der... O : Sağlam olsaydım! Diyecek, diyecek amma: «Sağlam olsaydım!» zor gelıyor. Çünkü: Çürük para, sağ para! ya dili alışmış! Kür balkonlarının en heyecanlı zamanları, «tartı günleri» dir. Hastalar, haftadan haftaya tartılırlar. «Kilo almak», <;kılo almamak», «kilo vermek», günün ve hatta bazan haftanın en mühım müna kaşa mevzuu, daha doğrusu hayatî meseledir. Altmış beş kilo alsam tamam... Ben, zaten altmış beş kilodan fazlayı geçmem. Hiç geçmemişimdir. Altmış bir... Altmış üç... Altmış beş oldu mu tamam! Bırak... İki kilo alacağımı umu yordum, yanm kilo almışım. Yanm, bütün, almışsın ya; daha ne şikâyet ediyorsun? Ben, bir kilo vermişim. Haydi bakahm yavaş yavaş yet mişi buluyorsun. Tahtaya vur... Tahtaya vurrr... Ve hakikaten nazar değmemesi için, tahtaya vurulan parmakların tıkırdıları duyulur. «Nazar» a inanmak, «kem göz» den sakmmak! Bu, neden, neye, kime ve kimlere karşı? Acaba, «nazar» değdiği için mi hastalanmışlardır? Hastaların, birbirlerine mi «nazarları değecek» tir? İstanbuldaki sanatoryomların hemen hepsini gezmiş, görmüş sayılırım. Genc, yaşh, kadın, erkek bütün hastaların üzerlerinde «mavi boncuk» gördüm. Pijamaların yan ceblerine, ceket yakalarının kenar altlarına iğne ile tutturulmuş, iliştirilmiş, büyüklü, küçüklü mavi boncuklar, hatta «göz» ü temsil eden «nazar» tılısımlan... Bunlar, görünenleri... Belki, muska, haşarat kabuğu ve daha benim bilmediğım, raslamadığım ne çeşid boncuklar, nazarhklar da vardır. Bunları ayıblıyorum, sanmayın... Sanatoryomlarda, bu hemen hemen bir moda gibidir. Sinema yıldızlarının acaıb «fetiş» lerini ayıblamak kimsenin hatırmdan, hayalinden geçmiyor. Ancak has tahk müddetince devam edecek olan masum bir zâfı hoş görmek medenî ve insani bir harekettir zannederim. Kilo almamak, çoklarmı sinirlendirir. Bu, bir babanın şikâyetidir: Kilo almamışım... Bütün hafta Avrupada yapılan millî maçlar Zürih 3 (A.A.) Yırminci defa ol mak üzere karşılaşan Almanya ile İs viçre millî takımları arasında yapılan maçta Alman millî takımı sıfıra karşı bir sayı ile galib gelmiştir. Almanların yegâne sayılarmı solaçıkları Kitznger yapmıştır. Büyük bir alâka ile beklenen bu maça hususî tren ve otomobillerle Almanyadan 10,000 futbol meraklısı gelmiş tir. Maç, İsviçre için yeni bir rekor teşkil eden 35,000 kişilik bir seyirci kütlesi önünde yapılmıştır. Seyircilerin te hacümü o kadar büyük olmuştur ki, maçın başlaması yaklaştığı zaman. bir kişilik duhuliye bileti 100 İsviçre frangına satılmıştır. Holanda 1 Belçika 0 Roterdam 3 (A.A) Bu yıl ikinci defa olmak üzere karşılaşan Holanda ile Belçika millî takımları arasında ve 60,000 seyirci önünde yapılan maçta Holanda millî takımı sıfıra karşı bir sayı ile galib gelmiştir. Davis kupası maçları Meksiko 3 (A.A.) Avustralya ta kımı, Amerıka mıntakası Davis kupası tenis maçının dömifinalinde sıfıra karşı 5 zaferle Meksika takımını yenmiş « tir. San Francisco 3 (A.A.) Amerikalılar, Amerika mıntakası Davis kupası tenis maçınm dömifinalinde sıfıra karşı 5 zaferle Japonlara galib gelmişler dir. Londra 3 (A.A.) Bringhton'daki Davis tenis maçında Yeni Zelanda ekibi Çin ekibini ikiye karşt üç puvanla yenmiştir. Son maçta Marlfroy çifti Choy'a karşı partiyi 63, 61 kazanmıştır. yattım, yedim, yattım, yedim... Bu gece, rüyamda altmış sekiz buçuk kilo olmu şum, diye gördüm. Hiç kilo almamışım. Artık yatmıyacağım da, yemek te yemiyeceğim. Fakat bu şikâyete ve bu isyana hemen inanıvermeyiniz. Kurdan kalkarken, onun sesini duyarsınız: Yemek yesek... Yemek vakti daha gelmedi mi?.. Çocuklar, hanginizın saati daha doğru! Kilo bahsinde: Boşuna kiloyu ne yapayım? Ben, hakikî kilo isterim; etli, canlı, sıhhat kilosu! Diyen ağır başlılar olduğu gibi: Oh! Bu hafta gene bir kilo almışım. Artık bana kilonun lüzumu yok! Diyip burun kıvıranlar da yardır.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle