Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
PUANIM: 8/10
20 EYLÜL 2026
4
‘Ata Yurdu’, kişisel yasla bir ülkenin yaralarını buluştururken sınırları aşmanın, insanın içindeki sürgünü sona erdirmeye yetmediğini gösteriyor
Yurda dönmek, eve dönememek
ıl 1949, Demir Perde’nin ikiye
böldüğü Almanya. Yıllar önce,
Naziler iktidara geldikten
hemen sonra İsviçre’ye,
Yardından da ABD’ye göç eden
Nobel ödüllü Alman yazar Thomas Mann,
Goethe’nin adını taşıyan bir ödülü almak için
memleketine, ata yurduna doğru yolculuğa
çıkıyor. Ancak Batı’dan Doğu’ya yaptığı bu
yolculuk, tarihsel ve kişisel trajedilerin iç içe
geçtiği, parçalanmış bir ülkenin kimliksiz
hayaletlerinin seyahatine dönüşüyor.
YANITLANMASI ZOR SORU
“Ev neresi” diye soruyor bir gazeteci.
Thomas Mann’ın Goethe’ye ilişkin
konuşmasının sonunda, Mann yanıtlıyor:
“Bu, yanıtlanması zor bir
AY’A SEYAHAT
soru.” Daha sonra filmin
ortalarında kızı Erika’yla
birlikte alacakları acı haberin
ardından Erika fısıldıyor
babasına: “Eve gidelim.”
Mann, usulca soruyor:
“Ev neresi?” Bu, filmin
BAŞAK BIÇAK
farklı zamanlarında geçen
basakbicak
iki benzer diyalog “Ata
@gmail.com
Yurdu”nun (Fatherland),
konuşma bu. Daha sonra Erika oteller, basın edebi kişiliğini sahiplenmek istiyor ancak bir ifadesi; en umutsuz, en karanlık anlarda
savaş kalıntıları arasında
toplantıları, partiler ve davetlerde babasının Mann, özellikle düşünesl olarak ne Sovyet bile küçücük de olsa bir ümidin var
dolaşırken yüreği burkulan
tercümanlığını, şoförlüğünü yaparken veya kontrolündeki Doğu bölgesine ait ne de olabileceğinin kanıtı. Çünkü “Ata Yurdu”nda
karakterlerinin kimliksizliğini açığa çıkarıyor
özel işlerini hallederken karşımıza çıkıyor. ABD ve diğer işgal güçlerinin kontrolündeki ülkenin yası, Mann’ın kişisel yasıyla birbirine
ve parçalanmış bir ülkenin, bir yurdun ve
Klaus’un haberini alana kadar büyük bir Batı’ya. Bir hayalet gibi dolaşıyor karışıyor ve final, bu yasın uzun soluklu ve
bir toplumun, parçalanmış bireylerine işaret
sakinlikle yürütüyor işlerini. Tıpkı besteci aidiyet duygusundan yoksun bir biçimde, yavaş olacağını kanıtlıyor bize. Yeniden iyi
ediyor. Savaş ve yersiz yurtsuz bıraktığı
Richard Wagner’in adını duyana kadar hüzünle gözlemliyor diplomatik törenlerin olmanın bir yolu var ancak yavaş ve çetrefilli
insanlar, Pawel Pawlikowski’nin filmlerinin
kendisine yöneltilen tüm soruları sakince ardında gizlenenleri. Bir toplumun en üst olacak diyor. “Soğuk Savaş”la benzer
hep özünde aslında bir süredir. Hatta “Ida”da
yanıtlayan Thomas Mann gibi. Haberi değerlerinden birini temsil ederken yapıyor finallere sahip olan (hatta Joanna Kulig’i
(2013) ve “Soğuk Savaş”ta (2018) da benzer
aldıktan sonra sessiz bir kırılma yaşanıyor tüm bunları. Askerler onu onurlandırmak de kısa bir rolde görüyoruz) “Ata Yurdu”,
bir dönemi, savaşın değiştirdiği yaşamları
yaşamlarında ancak yine de yollarına devam için marşlar söylüyor, Goethe’yi ve tarihsel Pawlikowski’nin önceki filmine göre daha
işleyen yönetmenin üçlemesi gibi hissettiriyor
etmeye karar veriyorlar. İşte bu andan sonra materyalizmi tartışmak istiyorlar ama hiçbir umut dolu görünüyor ancak Mann’ın özelinde
böyle bakıldığında. Çünkü sürgün ve göç
yolculuk, bölünmüş Almanya’da gezinen iki şey önce ülkesini sonra kimliğini sonra içsel sürgünün sonsuzluğunu da hatırlatıyor.
bu filmlerin kalbini oluşturuyor ve “Ata
insanın gezisi olmaktan çıkıyor ve bir baba- da oğlunu kaybeden Mann’ın yaralarını Hanns Zischler’in yorgun ve mesafeli
Yurdu”nda bu temalar zirveye ulaşıyor.
kızın, bir toplumun, ideolojik çatışmaların, sarmaya yetmiyor. Tıpkı, ikiye bölünmüş bir performansıyla, Sandra Hüller’in incelikli
Film, Thomas Mann’ın yazar oğlu Klaus
tarihsel vicdanın, suçluluğun panoramasına haldeyken yaralarını saramayan Almanya gibi yorumu yapıma tarihten alınan kısacık, parlak
Mann (August Diehl) ile yolculukta babasına
dönüşüyor. Gittikleri, kaldıkları hiçbir yere iyileşmekte zorlanıyor. ve gümüşi bir kesite dönüştürüyor. Bir ağıt
eşlik eden Erika’nın aralarında geçen bir
ait değiller onlar ve ne bu ülke onların ülkesi değil bu film ancak matemle, ıstırapla ve
ÜLKENİN KADERİ
telefon konuşmasıyla başlıyor. Birbirlerine
ne de yaşadıkları ABD onların yurdu (çünkü trajediyle dolu.
“Ata Yurdu”, bir ülkenin kaderinin
duydukları özlemden söz ediyorlar
Erika, vatandaşlık bile kazanamıyor). Ev MUBI Fest’te gösterilen Ata Yurdu’nu,
bireylerinin kaderiyle nasıl içe içe geçtiğinin
ancak bütününde kasvetli ve hüzünlü bir
sahipliği yapan herkes, Thomas Mann’ı ve yakında MUBI Türkiye’de izleyebilirsiniz.
Penelope’nin sessiz direnişi
hristopher Nolan’ın “Odysseia”
filminde Anne Hathaway’in
canlandırdığı Penelope, dokuma
tezgâhının başında beliriyor.
CGörüntü kısa sürüyor ama
Homeros’un destanında denizlerin, savaşların
ve Odysseus’un maceralarının gerisinde
kalan başka bir yolculuğu hatırlatıyor:
Penelope’nin aynı evin içinde geçen 20 yılını.
Nolan’ın kamerasının birkaç saniyede
geçtiği bu sahne, Angelica Kauffman’ın
1764 tarihli “Penelope at Her Loom”
tablosunda duruyor, derinleşiyor ve sessizliğe
dönüşüyor.
Resimde önce Penelope’nin yüzü
aydınlanıyor. Başını sağ eline dayamış,
tezgâhın yanında oturuyor.
Ağlamıyor, ellerini göğe
kaldırmıyor. Daha ağır
bir duygu taşıyor: Uzun
zamandır aynı düşünceyle
yaşayan bir insanın
yorgunluğu. Sanki dışarıya
değil, kendi içinde biriken
zamana bakıyor.
GÜVEN
Kauffman’ın bu yüzü eteklerinde toplanmış gibidir. Biri dışarıda Argos’un asıl sahnesi Odysseus’un
BAYKAN
Niobe’yi betimleyen antik fırtınalarla boğuşurken diğeri evin içinde
dönüşüne aittir. Kauffman, mitolojik
bir heykelden esinlenerek büyüyen başka bir fırtınayı taşıır.
zamanı sıkıştırmış gibidir. Argos’u
oluşturduğu kabul edilir. Böylece ressam,
Penelope’nin yanına yerleştirerek
ÜÇ YILLIK OYUN
Homeros’un bekleyen kadınını başka bir
bekleyişi ikiye böler: Biri konuşmadan
Odysseus’in öldüğüne inanan talipler
mitolojik kadının acısıyla buluşturur.
bekleyen kadın, diğeri konuşamadan
Onun Penelope’si, bir erkeğin dönüşünü
saraya yerleşir, Penelope’nin sofrasını
bekleyen köpek.
süsleyen yan karakter değildir. Ressam onu
NIOBE’NİN ACISI
tüketir ve onu evlenmeye zorlar. Penelope,
Köpeğin önünde ince, karanlık bir yay
destanın içinden çıkararak tek başına, kendi
Niobe, çocuklarının çokluğuyla övünerek
kayınpederi Laertes için hazırladığı kefeni
uzanıyor. Bu ayrıntı, hikâyenin sonuna açılan
düşüncesinin ve sessizliğinin merkezine
tanrıça Leto’yu küçümser. Bunun üzerine
bitirmeden evlenmeyeceğini söyler.
kapıdır. Dokuma oyunu ortaya çıktığında
yerleştiriyor. Yüzünde Niobe’den kalan
Leto’nun çocukları Apollon ve Artemis,
Gündüzleri dokur, geceleri dokuduğunu
Penelope yeni bir sınav hazırlar: Odysseus’un
acı kadar, ona teslim olmama kararlılığı da
Niobe’nin çocuklarını öldürür. Acıya
söker. Bu oyun üç yıl sürer. Dördüncü yıl
yayını kurup oku 12 baltanın halkasından
dayanamayan Niobe taşa dönüşür ancak vardır. Hikâyesi beklemekten ibaret değildir:
sırrı açığa çıkar.
geçirebilen kişiyle evlenecektir. Taliplerden
gözyaşları taşın içinden akmayı sürdürür.
Kauffman, Penelope’yi ne dokurken ne Evini, oğlunu, hafızasını ve kendisini
hiçbiri yayı kuramaz.
Yüzünde, bağırmaktan ve ağlamaktan
de dokuduklarını sökerken gösteriyor. Bizi
korumaya çalışmıştır.
Kauffman, dört yıl sonra yaptığı “Penelope
yorulmuş donuk bir keder vardır.
hareketin durduğu, insanın kendi içine
Nolan’ın filminde denizler kabarır,
Taking Down the Bow of Ulysses”
Kauffman, iki kadının acısını aynı
çekildiği bir ana getiriyor. Karşımızda
gemiler parçalanır, insanlar savaşır.
tablosunda bu âna döner. Penelope ayağa
ifadede birleştirir. Biri çocuklarını
yalnızca kocasını bekleyen sadık bir kadın
Kauffman’ın tablosunda neredeyse hiçbir
kalkmış, yayı indirmektedir. İlk tabloda
kaybetmiştir, diğeri kocasının dönüp
yoktur. Zamanı yöneten, dayatılan yaşama
şey hareket etmez. Yine de büyük mücadele
ise yay sessizce bekler. Ressam tek
dönmeyeceğini bilmeden yaşamaktadır.
aklıyla direnen bir kadın vardır. Her gündüz
önümüzdedir.
görüntüye geçmişi, bugünü ve geleceği
Ancak Niobe acısının içinde taşlaşırken
başkalarının istediği geleceği dokur, her gece
Bir kadın, dokuduğu geleceği geceleri
yerleştirir: Tezgâh Penelope’nin oyununu,
Penelope düşünmeyi, dokumayı ve geceleri
o geleceği kendi elleriyle bozar.
sökmektedir, bir köpek, dönmeyen sahibini
Argos geçmişe bağlılığını, yay yaklaşan
dokuduğunu sökmeyi sürdürür. Yüzünde
Ayaklarının dibinde Odysseus’un sadık
hâlâ hatırlamaktadır, Bir yay yerde sessizce
hesaplaşmayı anlatır. Penelope’nin yüzü
Niobe’nin kederi, ellerinde kendi yazgısına
köpeği Argos yatıyor. Destanda Odysseus
sırasını beklemektedir.
bütün bu zamanların ortasında kalır.
direnen bir kadının kararlılığı vardır.
20 yıl sonra dilenci kılığında döndüğünde
Angelica Kauffman’ın yaptığı, yalnızca
Kauffman bu resmi Roma’da, henüz 23
Altın sarısı giysisi karanlıkta parlıyor. onu insanlar tanımaz. Yaşlanmış, bir kenara
tezgâh başında oturan bir kadının resmi
yaşındayken yaptı. Daha sonra Londra’ya
Omzundan dökülen koyu mavi kumaş, bırakılmış Argos ise kokusundan ve sesinden
gidecek, 1768’de Royal Academy’nin iki değildir. Bu, tek bir tablonun içine sığdırılmış
bedenini bir dalga gibi sarıyor. Odysseus’un tanır. Başını kaldırır, kuyruğunu sallar;
aşmaya çalıştığı deniz, Penelope’nin efendisini son kez gördükten sonra ölür. kadın kurucu üyesinden biri olacaktı. 20 yıllık bir bekleyiştir.

