Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
pinar.aksu@cumhuriyet.com.tr
30 AĞUSTOS 2026
5
Çayoğlu korku, kader, geleceği bilmenin bedeli ve bilinmeyene duyulan merak üzerine düşüncelerini anlattı
‘Kaderi bilmek, bugünü değiştirir’
emen herkes
kendi geleceğinde
olacakları önceden
bilmek ister belki.
H Ancak böylesi bir
bilgiye sahip olmak, duyulduğu
kadar iyi mi? Serkan Çayoğlu’nun
başrolünde yer aldığı “Öngörü”,
bu sorunun peşinden gidiyor. Biz DENIZ
de Çayoğlu ile bir araya geldik,
ÜLKÜTEKIN
yaşam verdiği Kemal karakterini
ve Disney+’ta yayınlanan filmin
onda yarattığı sorular ile yanıtlarını konuştuk.
l Film ve dizilerde dublörler oyuncuların
yerine geçer; “Öngörü”de ise siz bir dublörü
canlandırıyorsunuz. Role hazırlanırken
dublörlerin dünyası hakkında neler keşfettiniz?
Setlerden dolayı yabancı olduğum bir dünya değil.
Dışarıdan çok gözü kara bir meslek gibi görünüyor
ama arkasında inanılmaz bir hazırlık ve teknik var.
Dublörün açısından bakınca o yalnızca görevini
yapıyor ama birkaç saniyenin verdiği adrenalin
ve zevk çok başka. Yüzde 100’ünle orada olmak
zorundasın ve her defasında kalbinin sesi dışarıdan
gelenleri bastırıyor. Hatta üzerinizdeki mikrofon
fl
sayesinde ses masasına kadar gidiyor.
l Dublörlük biraz da görünmeden başkasının
kahramanlığını mümkün kılan bir meslek.
Oyunculuk ise tam tersine görünürlük üzerine
kurulu. Kemal’i oynarken bu karşıtlık üzerine
düşündünüz mü?
Aslında görünmemek ikisinin de ortak yanı.
Oyuncu-kişi olarak sette görünür olabilirsiniz ama
kamera kayda girdiğinde artık başkasının yaşamının
olsa da her şey zamanında güzel sanki.
bir anındasınız. O yüzden iki mesleği birbirinin tam
l Almanya’nın düzeni içinde büyüyüp
karşıtı gibi görmüyorum. Dublörlerle oyuncular
Türkiye’ye geldiniz; ekonomi eğitiminin
arasında çok benzer bir taraf, ikisi de hazırlığını
ardından oyunculuğu seçtiniz. Yaşamınızdaki bu
yapıp belli bir noktandan sonra kendini ana
yön değişikliklerine baktığınızda kendinizi hâlâ
bırakması.
gezgin bir ruh olarak mı görüyorsunuz, yoksa
l Dublörlük fiziksel olarak özel bir alan. Kemal
yıllar içinde biraz daha “topraklandınız” mı?
için ayrıca bir hazırlık yaptınız mı, yoksa yıllardır Topraklandım tabii ama gezgin tarafımı da
tamamen ortadan kaldırdığını düşünmüyorum Ben rüyaya daha yakın görüyorum. Çünkü
sürdürdüğünüz spor rutini yeterli oldu mu? kaybetmedim. Hatta bu yaz gezme işini abartmış
ama korktuğunuz şeyle karşılaştıkça onun rüyada da yaşadığınız şey o an size tamamen gerçek
Güçlü ya da fit olmak yeterli değil. Bedeninizi olabilirim. (Gülüyor) Türkiye’ye gelmek bambaşka
sizin üzerinizdeki hakimiyeti değişiyor. Bazen geliyor. Uyandığınızda parçaları birbirine oturtmaya,
tanımanız ona hükmedebilmeniz gerekiyor. Nasıl bir şeyi getirdi. Belki önceden bilinmeyene
yeniyorsunuz, bazen sadece onunla yaşamayı
anlamaya çalışıyorsunuz. Mantık kavramını yitiriyor.
düşeceğinizi, bedeninizi nasıl kullanacağınızı, gitmek daha kolaydı. Şimdi kurduğum düzen ve
öğreniyorsunuz. Bence cesaret de zaten hiç
“Öngörü”de de gerçek bir dünyanın içindeyiz ama
nerede kendinizi bırakacağınızı bilmeniz gerekiyor. sorumluluklarım başka seviyede ama topraklanmayı
korkmamak değil.
bir noktadan sonra bildiğimiz kurallar yetmemeye
Beyinle kasın ilişkisi ön plana çıkıyor. Benim
aynı yerde kalmak olarak görmüyorum. İnsan gittiği
başlıyor. Geçmiş, gelecek, kader, sezgiler birbirine
amacım Kemal’in yıllardır bu işi yaptığına seyirciyi yerde de düzen kurabiliyor. Yeni hikâyeler ve
‘KADERİ DEĞİŞTİREMEYİZ’
karışıyor. Göreceğiniz şeyi de seçemiyorsunuz.
inandırabilmekti.
bilmediğim şeyler beni hep heyecanlandırıyor. Her
l Zihinden çok kalpte beliren, insana bir şeylerin
Güzel bir şeyi görmek motive edebilir ama
zaman geri dönebileceğin bir yerin olmasını bilmek
olacağını hissettiren öngörülere inanır mısınız?
l Sizce Kemal’in korkusuzluğu, kaybedecek değiştiremeyeceğiniz kötü bir şeyi görmek insanın
risk iştahını kabartıyor.
Sizce öngörü ile kader arasında bir ilişki var mı?
bir şeyi olmadığını düşünmesiyle mi ilgili? Kendi yaşam sevincini etkiler.
Sanırım sezgilerime inanıyorum. Bazen bir insanla
l Bugünkü Serkan Çayoğlu, oyunculuğa
deneyimlerinizden yola çıkarsanız korkuların üzerine
‘YENİ HİKÂYELER HEYECANLANDIRIYOR’
ya da bir durumla ilgili nedenini açıklayamadığınız
başladığınız dönemdeki halinize baksa en çok
gitmek onları gerçekten yenmemizi sağlıyor mu?
bir his geliyor. Farkında olmadan gördüğümüz,
l Kendi geleceğinizden tek bir şeyi kesin
hangi konuda fikrini değiştirmesi isterdi?
Sevdikleri tarafından terk edilmiş ve hatta babası
duyduğumuz şeyler de bizi etkiliyor ama “öngörü”
olarak öğrenme şansınız olsa bunu bilmek ister
tarafından öldürülmeye çalışılan biri Kemal. Her şeyi hemen çözmek zorunda olmadığını
demek fazla iddialı. Kaderi değiştiremeyiz bizim
miydiniz?
Korkuyla başka bir ilişki kuruyor. Hatta korkunun söylerdim herhalde. Doğru veya yanlış bildiklerimiz
elimde değil o. Değiştirebiliyorsak da ona kader
Merak eder miydim? Kesinlikle. Hatta öğrenme
kendisinde ne yarattığını keşfetmeye çalışıyor bizim yönümüzü değiştiriyor ama yıllar geçtikçe
diyemeyiz. Film de biraz bu sorunun etrafında
şansım olsa kendimi tutabilir miydim, ondan da emin
gibi. Sürekli ölüme meydan okuyor, burun buruna bazı şeylerin tek bir doğru cevabı olmadığını
dolaşıyor zaten. Bilmemek bazen daha güzel.
değilim ama öğrendiğiniz anda bugünü de değiştirmiş
geliyor. Selen’le beraber bu biraz değişiyor çünkü anlıyorsunuz. Ama çok fazla da akıl vermek
(Gülüyor)
oluyorsunuz. İyi bir şeyse onu beklemeye, kötü bir
ilk defa risk sadece kendisiyle ilgili değil. Birine iyi mi olur onu da bilemedim. Çünkü bugün
bağlanıyorsunuz ve kaybetme korkusu geliyor. Ben l “Öngörü”yü bir rüya, bir masal, yoksa gerçeğin şeyse ondan korkmaya başlıyorsunuz. İkisinde de bildiğim şeylerin çoğunu zaten o yanlışlardan,
kendi adıma korkuların üzerine gitmenin onları içinde süren bir kâbus olarak mı görüyorsunuz? anın bir kısmını kaybediyorsunuz. Sabretmek zor kararsızlıklardan, denemelerden öğrendim.
Aydınlıkta saklananlar
ir sabah uyanıyorsunuz ve sosyal Bir çocuğun yanında duran kedi ilan edip sonra ortadan kaldırılması gereken bir
medyada karşınıza şu cümle çıkıyor: görüntüsünden daha hızlı dolaşıma giren şey,
nesneye dönüştürmek başka.
“Başıboş kediler de toplatılmalı.” çocuğu tırmalayan kedi görüntüsüdür. Bir süre Bunu ayırt etmenin yolu da bazen çok basit:
Bir kedi olarak bu cümleyi
sonra insan, gördüğü şeyin gerçekliğin kendisi Cümlede canlı hâlâ canlı olarak mı duruyor
B okuyunca şunu merak ederim: olduğunu sanmaya başlar. yoksa bir probleme mi dönüşmüş?
Başıboş kedi ne demek?
Oysa gördüğü şey, gerçekliğin seçilmiş bir
ORTAK SEVGİMİZ
Benim bildiğim kediler vardır. Sokakta parçasıdır. Tarihe biraz yakından baktığımızda
Bugün bana sorarsanız Türkiye’nin bu konuda
yaşayanlar, evde yaşayanlar, apartman bunun ne kadar güçlü bir yöntem olduğunu
hâlâ çok güçlü bir avantajı var: Kediler.
boşluğunda uyuyanlar, bir bakkalın görüyoruz.
Çünkü Türkiye’de, özellikle İstanbul’da, kedi
önünü mesken tutanlar, vapur iskelesinde Cadı avlarını düşünün. Avrupa’nın çeşitli
yalnızca bir sokak hayvanı değil. Mahallenin
güneşlenenler... Bir de insanlarla aynı kenti bölgelerinde insanlar büyücülükle suçlandı,
sakini. Bakkalın müdavimi. Apartmanın
paylaşanlar. yargılandı ve öldürüldü. Önce bir isim verildi.
kapıcısı. Balıkçının bekleyeni. Çocuğun oyun
Ama son zamanlarda
Sonra o isim bir korkuya dönüştü. Sonra korku
arkadaşı. Yaşlı bir insanın sessiz dostu. Bir
PINAR AKSU kelimeler değişiyor. bir toplumsal kabule. Ve sonunda suçlama,
vapurun yolcusu. Bir cami avlusunda uyuyan
Önce köpekler
cezalandırmanın gerekçesi haline geldi.
canlı. Bir pencerenin önünde güneşlenen komşu.
“başıboş” oldu. Ardından Bugün “cadı avı” dediğimiz kavramın hâlâ
Bazen de hiçbir şey yapmadan bütün gün sizi
“tehlike”, “sorun”, kullanılmasının nedeni de bu. Bir kişiyi ya da
izleyen o kedi..
“saldırı”, “halk sağlığı grubu gerçeklerden bağımsız biçimde, sürekli
Yüzyıllardır kent yaşamının içine karışmış,
tehdidi” gibi kelimeler suçlama ve korku üreten bir anlatının içine
insanlarla kendi kurallarınca bir arada yaşamış
giderek daha sık yerleştirmek.
bir canlıdan söz ediyoruz.
kullanılmaya başlandı. Üstelik o hikâyenin içinde kediler de
Şimdi aynı dil kedilerin Belki de bu yüzden kediler Türkiye’nin en
vardı. Bir hayvanın davranışı değişmemişti.
SARI’NIN
ortak sevgi noktalarından biri. Bu ortaklığın
üzerine doğru genişliyor. Değişen, insanların ona yüklediği anlamdı.
KÖŞESI Nitekim bugünlerde kıymetini unutmamak gerek.
Kedi aynı kediydi ama hikâye değişmişti. Bir
Çünkü bir gün birileri size bir canlıyı “sorun”
sosyal medyada “Başıboş başka dönemde uğursuzluktu. Başka bir yerde
olarak göstermeye başladığında, yalnızca
Kedi Sorunu” adıyla bir büyücünün yardımcısıydı. Bugün ise bazı sosyal
hesabın ortaya çıkması ve daha önce köpekleri medya hesaplarının dilinde “popülasyon”, “Gerçekten sorun mu” diye sormayın. “Bu
canlı hakkında hangi kelimeleri kullanmaya
hedef alan bir hesabın kedilerin kamusal “tehdit” ve “sorun”.
değildir. Bazen doğru bir olayın yalnızca belirli
alanlardan uzaklaştırılmasını istemesi, bu dil başladık?” diye de sorun.
Biz değişmiyoruz. Bizi anlatan kelimeler
bir bölümünü göstermek, korkuyu büyütecek
Ben Sarı: Bunları bir kedi olarak değil, bu
değişiminin yeni bir örneği. değişiyor. İşte bu yüzden haber başlıklarına,
kelimeleri seçmek, tekil bir vakayı bütün bir
Kelimeler yalnızca olup biteni anlatmaz. kentin kedilerinden biri olarak söylüyorum:
sosyal medya paylaşımlarına, videoların üzerine
gruba yaymak ve insanlara hangi duyguyla tepki
Bazen olup bitene nasıl bakmamız gerektiğini de yazılan birkaç kelimeye biraz daha dikkatli Bizi sevmeniz gerekmiyor. Ama bizi bir
vermeleri gerektiğini hissettirmektir.
“sorun”a dönüştürmeden önce, kelimelerinizi
söyler. “Mahallede yaşayan kediler” başka bir bakmak gerekiyor.
görüntüdür. “Başıboş kedi popülasyonu” başka. “İstila” mı deniyor? “Patlama” mı? “Tehdit” biraz daha dikkatli seçin. Medya avlanma
KORKU ÇOK HIZLI YAYILIR
kararlarının en üst uygulayıcı noktası. Haber
“Kedi popülasyonunda patlama” dediğinizde mi? “Başıboş” mu? “Kontrol altına alınmalı”
Bir kedi tırmalayabilir. Bir köpek saldırabilir.
artık karşınızda tek tek canlılar değil, kontrol mı? “Toplanmalı” mı? “İhbar edin” mi? dili, görsel kullanımı her zaman gazeteciler
Bir hayvan hastalık taşıyabilir. Bunların hepsi
edilmesi gereken bir kitle vardır. “Kedi sorunu” Bu kelimeler peş peşe geldiğinde yalnızca tarafından bilinçli olarak seçilir. Eğer bir
konuşulabilir, araştırılabilir, önlem alınabilir.
dediğinizde ise daha da ileri gidersiniz. Kedi artık yayında bizlerden “sorun” olarak söz ediliyorsa
bir hayvan hakkında bilgi edinmiyoruz. Aynı
Ama “Bir kedi tırmaladı” cümlesinden “kediler
sorunun kendisi olur. zamanda o hayvan hakkında ne hissetmemiz bilin ki o gazetede bu başlığı atan kişinin
halk sağlığı tehdididir” sonucuna geçmek, artık
İşte manipülatif dilin en tehlikeli tarafı burada toplumun ana değerleriyle derdi vardır.
gerektiğini de öğreniyoruz.
yalnızca bilgi vermek değildir. Aradaki boşluğu
başlar. Bir popülasyonu bilimsel yöntemlerle Ne yazık ki aranızda aydınlıkta saklananlar
Manipülasyon her zaman yalan söylemek korku doldurur. yönetmek başka şey, bir canlıyı önce “sorun” var. Biz biliyoruz. Sizler ise hâlâ fark etmediniz.
‘Yalnızlık tarafını
düşündüm’
l Fatih Sultan Mehmet genellikle hükümdarlığı, fetihleri ve
dehasıyla anlatılıyor. Rolü çalışırken bu büyük tarihsel kimliğin
arkasındaki insanı anlamak için en çok hangi yönüne odaklandınız?
Merakına çok odaklandım ve hâlâ da öyle. Çünkü Fatih’i araştırdıkça
karşıma sadece fethetmek isteyen bir hükümdar çıkmadı. Dillere,
bilime, sanata, farklı kültürlere ilgisi olan ve sürekli öğrenen bir
insan var. Bu kadar büyük hedeerin arkasında da bence o merakın
ciddi bir payı var. Bir de yalnızlık tarafını çok düşünüyorum. Hatta
en çok etkilendiğin yer orası. Çok genç yaşta çok büyük bir
gücü elde ediyor. Bununla beraber çok büyük bir sorumluluğa
sahip. Herkes Fatih’e bakıyor ama Mehmed’in gerçekten ne
düşündüğünü paylaşabileceği insan sayısı giderek azalıyor.
Herkesin bildiği şeyin arkasındaki insanı anlamak veya
anlamaya çalışmak benimde yalnız kaldığım anları
daha anlamlı kılıyor.

