09 Eylül 2026 Çarşamba Türkçe Subscribe Login

Catalog

30 AĞUSTOS 2026 2 Sözlü kültür, doğayla kurulan bağ ve kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiler... Mehmetalan köyünde kültürel EDITÖRDEN belleğin izleri gündelik yaşamın içinde varlığını sürdürüyor osyal medyada kahvehanede oturmuş genel görelilik tartışan dayılarla ilgili Sesprili paylaşımları Bir kültür doğayla hatırlarsınız. Çay bardaklarının önünde hararetle konuşan birkaç adamın altına “Türkiye kalkınmış olsaydı kahvehanelerde tartışılacak konular” bağlamında cümleler yazılırdı. Bunlar elbette kalkınmış bir Türkiye fikrinin nasıl hatırlar? mizahi dışavurumlarıydı. Ancak söz konusu kuantum az Dağlarıyla güçlü bir imgeyi aradı ve birçok örneğini belgeledim. DAİRESEL fiziği olduğunda çoğumuzun o tarihsel ve kültürel bağa Çok sayıda fotoğrafın yan yanalığından FLORA “caps”lerdeki dayılardan pek de sahip Mehmetalan köyü, oluşan işimi bu sembolü andıracak şekilde farkı yok. Elbette kuantum fiziği Tahtacı Türkmenlerinin düzenledim. İşin büyük ebatlı bir versiyonu bilmek mecburi değil. Kimsenin Kdoğayla iç içe geçmiş Mehmetalan köyündeki bir meydana kimseyi ayıplayacak bir durumu kültürünü, ritüellerini ve kuşaktan kuşağa kamusal sanat eylemi olarak yerleştirilecek, da yok. Ama ya bilseydik? aktarılan belleğini bugün de yaşatıyor. çok heyecanlıyım. (Gülüyor) Gerçekten en azından fikir Barış Atağ ve Oğuzhan Taflı’nın yürütecek kadar bilseydik yani. l Fotoğraflarınızda taşlar, ağaçlar, kurucuları olduğu, Derya Yücel’in Olasılıkla sesler yine dokular, gündelik nesneler ve coğrafyanın direktörlüğünü yürüttüğü Doğaya Sanat AYÇA yükselirdi: izleri de öne çıkıyor. Tahtacı kültüründe programının konuk sanatçılarından CEYLAN “Sen Kopenhag yorumunu hiç doğa, kültürel belleğin ve inanç sanatçı, akademisyen ve arşivci Murat anlamamışsın!” Germen, Mehmetalan köyünde bu dünyasının nasıl bir parçası? ayca_ceylan “Abi mesele zaten ölçüm!” kültürün ve coğrafyanın izlerini takip etti. Tahtacı Türkmenleri kültüründe doğa bir Germen ile üç ayaklı sembolden doğayla “manzara” değil yaşamın, inancın ve kültürel Biri de mutlaka “Einstein buna kurulan ilişkiye, kültürel bellekten bölgedeki ekolojik belleğin ayrılmaz parçası. Orman, dağ, su, ağaç itiraz ediyordu” diye girerdi. İşin baskılara uzanan çalışmasını konuştuk. ve toprak yalnızca geçim kaynakları olarak değil, güzel tarafı, bunlar gerçekten anlam taşıyan varlıklar olarak görülüyor. Örneğin, tartışmaya değer konular. l Doğaya Sanat programı kapsamında belgeseldeki bir nenenin zeytin ağacı için, “Evladın Örneğin “süperpozisyon” Mehmetalan köyünde çalıştınız. Tahtacı Murat gibi, sen yetiştiriyorsun ya!” dediğini duydum, kelimesini duyuyoruz. Bir Germen Türkmenlerinin yaşadığı bu coğrafyada nasıl bir müthiş!!! Alevi-Tahtacı inanç dünyasında doğaya ve kuantum sisteminin farklı olası öykünün peşine düştünüz? canlılara yönelik saygı, insanı merkeze yerleştirmeyen durumlarının aynı anda kuramda Öncelikle Mehmetalan köyü ve Tahtacı bütünsel bir dünya görüşüyle bağlantılı. Flora ve temsil edilebilmesinden söz Türkmenleri hakkında yapılmış iki adet belgeseli fauna gündelik yaşamın fiziksel unsurları olmanın ediliyor. Biz de “İlginçmiş” dikkatle izledim: “Çakırdiken” (Işıl Çağlar ötesinde, bellek ve inancın taşıyıcıları. Bu nedenle deyip aşağı kaydırıyoruz. Narler, Yasin Ekşi, Sarp Karaer) ve “Ağaçeriler - doğanın tahrip edilmesi yalnızca fiziksel bir çevrenin Oysa ne söylendiğini gerçekten Tahtacı Türkmenleri” (Elif Ertürk). Mehmetalan kaybı değil, aynı zamanda kültürel belleğin de kavrasak belki telefonu masaya Köyü sakinlerinin samimiyetlerinden, doğaya aşınması anlamına geliyor. Benim için bu durum, Fotoğraf: bırakıp birkaç dakika duvara yakınlıklarından, yüzyıllardır sürdürdükleri fotoğrafı görünmeyen ilişkileri ifşa edebilecek bir Derya Yücel bakmamız gerekir: kültürlerine bağlılıklarından, kadına verdikleri eşit mecra olarak kullanmama yol açtı. “Bir dakika… Nasıl yani?” değerden çok etkilendim. Birbiri ile uyumlu çeşitli mikro verilerden oluşan bir makro evrenin var Kuantum fiziğinin talihsizliği GEÇMIŞ BUGÜNDE YAŞIYOR olduğunu ve bunu kaydetmek için yollara düşmem biraz da burada. Kelimeleri l Mehmetalan’da kuşaktan kuşağa aktarılan ‘Kültür, el sanatlarından gerektiğini idrak etmiş oldum. Yönetmen ve yaşantımıza girdi ama anlattığı ritüeller ve sözlü bilgiler arasında sizi özellikle yapımcılara müteşekkirim. tuhaflık pek girmedi. etkileyen bir anlatı oldu mu? ibaret değil’ Kuantum bilgisayarı, kuantum Mehmetalan’da beni en çok etkileyen şey, l Tahtacı Türkmenlerinin kültüründe Alevi sıçraması, kuantum çağı derken sözlü tarihin geçmişte kalan hikâyeler biçiminde inancı, ritüeller, doğayla kurulan ilişki ve l Tahtacı “kuantum” neredeyse gizemli değil, gündelik yaşamın içinde ritüeller şeklinde gündelik yaşam iç içe geçiyor. Mehmetalan’da Türkmenlerinin sürdüğünü görmek oldu. Sözlü kültürün bilgiyi sadece bir sos çeşidine dönüştü. Ürünün geçirdiğiniz süre boyunca bu kültürde sizi en çok yaşamı tarihsel kelimelerle değil; mekânlar, ritüeller aracılığıyla önüne koyunca teknolojik, etkileyen ne oldu? olarak ormanla taşıdığını gördüm; köyün kendisi yaşayan bir arşiv kişisel gelişim cümlesinin önüne İnsanların inançlarını dürüstçe, samimiyetle, ve Kaz Dağlarıyla gibi çalışıyor. koyunca derin görünüyor. candanlıkla ve doğaya saygıyla icra ediyor olmaları... güçlü bir ilişki Oysa kuantum fiziği zaten Küresel “kurumsal” inanç sistemlerinin güç, para için l Son olarak bir bitki olsaydınız hangisi içinde. Madencilik yeterince garip. Sohbetinden nasıl istismar edildiğini görmek beni kahrediyor ve olurdunuz ve neden? başta olmak üzere zevk almak için üzerine samimi bir tevekkül görmek insana umut veriyor. Meşe ağacı olurdum sanırım. Jared Diamond’ın bölgedeki ekolojik “Düşünceleriniz evrene enerji “Tüfek, Mikrop ve Çelik” kitabını okurken bu metne baskılar bu yaşam SEMBOLDEN KAMUSAL SANATA gönderiyor” eklemeye hiç gerek denk geldim: “Neden zeytin ağaçları binlerce yıl biçimini ve kültürel l Araştırmanız ve üretiminiz sırasında farklı yok. Tabii ekleyene de bir önce evcilleştirildi de meşe ağaçları son teknoloji ile sürekliliği nasıl yerlerde karşınıza çıkan, üç ayaklı bir sembolün sözümüz yok aslında. donanmış tarımbilimcilerine karşı hâlâ direniyor?” etkiliyor? izini sürdünüz. Bu sembolün izini sürerken Belki sorun konuşacak büyük Egemenler tarafından diretilen yönergelere uymayı Madencilik gibi nelerle karşılaştınız? mesele olmaması değil. Onların pek sevmediğimden, meşeye olan mevcut hayranlığım Bu simgeyi ilk olarak Elif Ertürk’ün belgeselinde büyük ölçekli katlandı. Meşe ağacının meyvesi ve tohumu olan kapısını açacak kadar bilgi sahibi gördüm. Çanakkale Ovacık, Çiftlikdere Türkmen müdahaleler meşe palamudunun genetik giriftliği, palamuttan olmamamız. köyleri mezarlıklarındaki doğal taş levhaların yalnızca gıda elde etmenin çok meşakkatli bir süreç olması ve O yüzden kahvehanede üzerine oyulmuş bu işaret belli ki Türkmenler fiziksel peyzajı ağacın yetişmesinin çok uzun süre alması, bu kadim genel görelilik tartışan dayılara için çok değerliydi ve peşine düşülmeliydi. Bunu değiştirmiyor, insanların ritüel mekânlarına bitkinin evcilleştirilememesine yol açmış. Yani, gülerken biraz dikkatli olmak öğrendikten sonra her sahaya çıkışımda gözlerim bu erişimini, o yerlerle kurduğu elzem etkileşimi meşenin örnek alınacak bir duruşu varmış! gerek. Belki de olmak istediğimiz ve kuşaktan kuşağa aktarılan bilgileri de halimize gülüyoruz. dönüştürüyor. Kaz Dağlarını korumak, sadece Şimdilik elektronların ne biyolojik çeşitliliği ve doğayı korumak değil, yaptığını tam olarak bilmiyoruz. yüzyıllar içinde oluşmuş kültürel birikimin O halde buyurun: devamlılığını korumak anlamına da geliyor. Bir Hakem o pozisyonda neden kültürün sürekliliğini yalnızca ritüelleri veya VAR’a gitmedi? el sanatlarını koruyarak sağlayamayız; o Hepinize iyi pazarlar... kültürü üreten çevrenin de varlığını DENIZ ÜLKÜTEKIN sürdürmesi gerekiyor. deniz.ulkutekin@cumhuriyet.com.tr Tahtacı Türkmenlerinin kadim sembolü. Retrotopya ve geleceğe duyulan özlem umhuriyet, sadık okurlarından, demişti ablam: “Sen çok muhafazakârsın.” temelli konuşmalar yaparken buluyorum. Artık ne Türkiye değerli profesörlerinden Öyle şaşırmıştım ki! Ben kendimi yeniliklere hakkında yazmak istesem çoktan söylenmiş, tüm KONUŞMAMIZ birini kaybetti geçtiğimiz hafta: açık sanırdım. Hiç bilim kurgu okumayı seven şarkıların çoktan bestelenmiş, tüm filmlerin bir LAZIM Prof. Dr. Yücel Candemir... Yüksek muhafazakâr mı olur? Lisans tezim makine kopyasının çoktan çekilmiş olduğu noktadaymışım gibi Clisansımı ve doktoramı İTÜ öğrenmesi, yüksek lisans tezim sinemada hissediyorum. Üretimim anlamsızlaşıyor. YouTube yeni İşletme Bölümü’nde yapmış olmama karşın dijitalleşme, doktora tezim ise performans yeni palazlanırken televizyon karşısındaki durumunu ondan ders alma şansına erişemedim çünkü sanatlarının sosyo-teknik dönüşümü sorarlardı bazen. Ben de “Evet bir sürü çöp de olacak bu Uçuş Günü’ne eğitimime başladığımda çoktan emekli üzerine! Yenilik benim ilgi alanımdı! Ne kadar verinin içinde ama o zaman da iyi tüketici olma olmuştu. Ama yine aynı bölümde profesör bileyim, teknolojinin nimetlerinden elimden sorumluluğu girecek devreye. Herhangi bir yapımcının, olan ablam için çok etkisi olan bir yol geldiğince yararlanıyor, üstüne de seküler bir yayınevinin, plak şirketinin tekelinde olmadan herkes büyük katılım göstericiydi. Dolayısıyla yıllardır ailece tanışır, yaşam sürüyordum sanki. Özgürlükçüydüm üretebiliyor, sesini duyurabiliyor olacak. İyiyi bulabilmek, görüşürdük. Son günlerinde bile yaşama ve de üstelik her görüşe! tüketiciyi daha bilinçli olmaya itecek haliyle” benzeri Red Bull Uçuş Günü, dört yıl aradan bilime tutkuluydu. “Ülke o kadar sağa kaydı ki Nihat Hatipoğlu şeyler gevelerdim. Bugün de benzer düşünüyorum sonra 23 Ağustos’ta İstanbul Caddebostan DİLŞAD Yazılarımın yayımlanmasından bir iki solda kaldı” kritiği gibi, bu son çerçevelerle, ama bu bilinçli tüketici kavramının bir ütopya olduğunu Sahili’nde düzenlendi. Yaklaşık 8 bin gün sonra uzun bir ileti veya daha da başkanlık sistemleriyle filan ülke o kadar ÇELEBİ kabullenmeye başlıyorum. Bu kadar veriye benim aklım uzun bir e-posta atar, beğendiği yönlerine yenilikçi ki biz, “Acaba ormanlar yerinde başvuru arasından seçilen 30 takımın yetişemiyor. Çoğumuzun yetişemiyor… O yüzden biz değinir, bazen kibarca eleştirilerini ekler mi kalsa? Demokrasi de fena değildi hani… katıldığı yarışmada Skyby-Doo takımı de ne yapalım kasetleri kalemle sardığımız, dizlerimizin ama mutlaka yaptığım şeyin ne kadar özel Güçler ayrılığı da iyiydi be” deyince haliyle kabuk bağladığı, sınavlar dışında tasasız olduğumuz birinci oldu. Turtles Airlines ikinci, Tavşan olduğunu hissettirirdi. O yüzden bu yazıyı kalbim çok biraz muhafazakâr kalıyoruz belki de. zamanları, yatma vakti geldiğinden hep kaçırdığımız Kanı ise üçüncü sırada yer aldı. “Uçuş kırık yazıyorum Pazar Gecesi Sineması’nı, MTV’yi filan güzelliyoruz. AZ OLANI ÖZLEMEK Serbest” temasıyla yapılan etkinlikte Sanki otobüste insanların sigara içtiği, tacizin ve kadın GELENLER VE GIDENLER Aslında “Nereye gidiyor bu insanlık? Kapitalizm takımlar, kendi tasarladıkları insan gücüyle baskısının yaşamın bir parçası olduğu, durmadan şehit Sosyal medyada 40’lı yaşlar için şöyle bir yorum her şeyi çürüttü ve tüketti. Ne olacak bu çocukların, haberlerinin geldiği, aydınların bir otele kapatılıp yakıldığı, çalışan uçuş makineleriyle rampadan görmüştüm: “Öyle bir yaştayım ki kimi akranımın kadınların ve doğanın geleceği?” gibi klişe kaygılardan Susurluk’un ayrandan öte bir şöhret kazandığı 90’lar aynı denize atladı. Jüri değerlendirmesinde torunları var, kiminin çocukları yeni doğdu, kimi de hâlâ ibaret değil sadece durum. Tamam kabul ediyorum, bu 90’lar değilmiş gibi. çılgınlar gibi partiliyor.” İşte bu gelenler kadar gidenlerin sorular bazen uykularımı kaçırıyor ama mesele benim uçuş mesafesinin yanı sıra araç tasarımı ve “Nostalji,” demişti Memo Tembelçizer çok eski bir de olduğu gerçeği beni sürekli afallatıyor. Sevdiğim bireysel deneyimim değil, daha küresel. Kesin siz de rampadaki takım performansı da dikkate “Utanmadan İddia Ediyorum” köşesinde, “Geçmişe değil insanlar, hayran olduğum sanatçılar ölüyor, hâlâ hayatta sosyal medyada denk gelmişsinizdir 90’larda çocuk alındı. Bu yıl etkinlikte ilk kez halk geleceğe duyulan özlemdir. Çünkü o geçmiş tarihteki kalanların da çoğu gidip başka ülkelere yerleşiyor. Aslında olanların o dönemleri güzellemelerine. Retrotopya gelecek tahayyülünüzü özlersiniz”. Eh biz de geleceği çok oylaması yapıldı ve 26 bin oy kullanıldı. kocaman bir kaybın boşluğunu 15 yıldır sol yanımda diyebileceğimiz bu akım, mahalle kültürüne, internetsiz düşüne düşüne böyle geçmişe kapandık belki de koca bir taşıdığım için biraz idmanlıydım başıma geleceklere… yaşama, daha az uyaranın ve daha az bilginin olduğu Etkinlikte Red Bull sporcuları Toprak kuşak ama ne olur elimizi vicdanımıza koyup söyleyelim: Babamı kaybettikten sonra, “Ben bunu görmüşüm artık az dopaminli günlere, yani her şeyin daha anlamlı Razgatlıoğlu, Deniz Öncü ve Bahattin Memo haksız mı? Geçmiş hiçbir zaman o kadar da parlak kolay kolay beni yıkamazsanız” demiştim. Yıkılmıyorum olduğu bir geçmişe duyulan özlemi anlatıyor. Ben de Sofuoğlu jet ski gösterisi yaptı. Issa Kalfon da… Yine de yeni bir bardağa her kahve koyuşumda, her ne kadar “Nerede o eski bayramlar?” muhabbeti olmadı belki de. Yalnızca bizim o zamanlardaki gelecek da Jet Suit performansıyla izleyici karşısına içimde eski çamların yasını tutuyorum. Zaten bir gün yapmak istemesem de kendimi sık sık retrotopya düşlerimiz daha parlaktı. çıktı. Radikal ve Yung Ouzo konser verdi.
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear