26 Nisan 2026 Pazar Türkçe Subscribe Login

Catalog

26 NİSAN 2026 5 2000’lerin filtresiz rock ruhunu bugünün dijital dünyasına taşıyan OD Band; önyargılara, cinsiyetçi klişelere ve mükemmellik baskısına sahneden haykırarak yanıt veriyor. Kusursuzluğa gürültülü bir direniş Zamanın katmanları kinci Dünya Savaşı’nın hemen AY’A SEYAHAT öncesi, bir çiftlik evi. Koridorda koltuk değnekleriyle yürüyen Erika, izleyiciyi ilk andan şok İeden bir hamle yaparak bağladığı tek bacağını çözüyor ve yürümeye başlıyor. Daha sonra bir odaya giriyor ve kesilmiş bacağıyla yatağında uyuyan BAŞAK BIÇAK Fritz’in (Martin Rother) göbek deliğinde azı hikâyeler, basakbicak biriken ter damlalarına dokunuyor. tüm rasyonel @gmail.com Ardından, kendisine bağıran babasının planlara ve GEÇMIŞTEN KALAN IZLER yanına giderek yediği tokatla ekrana profesyonel bakıp gülümsüyor. Erika’nın bastırılmış Böngörülere l Yeni bir teklinin eli kulağında diye kızlarımızı, çocuklarımızı ve aslında arzu, Fritz’in yaşamına duyduğu merak ve şiddetle çevrili meydan okuyarak duydum… kaybettiğimiz o çocukluğumuzu duygularıyla çiftlik evinin avlusuna atılan sanal tohumlar, başlar. Beş kadının düşündüm. Yazarken “Eğer burada Güneş Polat: Evet, heyecanımız yaklaşık bir yüzyıl boyunca dört kadının yaşamında açığa olsalardı, onlar neler söylerlerdi?” diye henüz enstrümanlarını çok yüksek! “Izlerim” ile dinleyiciyle çıkıyor, aktüelleşiyor. Mascha Schilinski’nin filmi “Düşüşün DENIZ düşündüm ve “Izlerim” de bu sorunun bile tam tanımazken buluşuyoruz. Hatta sanırım bu röportaj Tınısı” (Sound of Falling), farklı zaman dilimlerinden farklı bir yanıtı olarak ortaya çıktı. Bu yüzden birbirlerine ve kuracakları ÜLKÜTEKIN çıktığında şarkımız çoktan dinlenmeye yaşamları anlatırken bu nefes kesici açılışla yalnızca tarihte bu şarkı bizim için sadece bir beste başlamış olacak. o dünyanın hayaline âşık değil. Çok daha başka, çok daha derin ve zamanda bir yolculuğa çıkma vaadinde bulunmuyor, Öykü Ölçer: “Izlerim”, önceki işlerimize olup “Biz grup kurduk!” diyerek sahneye bir yerde duruyor. imgeyi zamansızlaştırarak kadınların tarihin her döneminde kıyasla sound olarak daha sert, duygusal adım attıkları o an gibi... OD Band’in Sude Kaleli: Biz OD Band olarak yaşadığı ortaklıklara işaret ediyor. olaraksa daha yaralı bir yerde duruyor. hikâyesi, güncel müzik endüstrisinin şarkılarımızı doğrudan yaşamın içinden, Parça çocukluğumuzdan, geçmişimizden o steril ve hatasız başarı formüllerine İÇ İÇE GEÇMİŞ HÜZÜN o gerçeklikten çekip alıyoruz. Çünkü biz kalan izlerin, hayallerimizin ve güvenli verilmiş en güzel yanıtlardan. İsimleri de bu hayatın içinde yönünü bulmaya Alma (Hanna Heckt), Erika (Lea Drinda), Angelika (Lena alanlarımızın elimizden alınışını, çalınışını grubun deyimiyle eski Türkçede “aşk anlatıyor. Yaşama dair umut dolu çalışan, düşen ama her seferinde daha Urzendowsky) ve Lenka (Laeni Geiseler)... Almanya’nın ateşi” anlamındaki “od”dan geliyor ama onlarca “iz” sessizce siliniyor. “Izlerim”i güçlü kalkmaya çalışan insanlarız. Elbe Nehri kıyısındaki bir çiftlik evinde, farklı zaman bu sadece romantik bir yangın değil. Her her dinleyen elbette kendinden başka Şarkılarımız, söyleyemediklerimizin dilimlerinden trajedileri, acıları, kederleri ve hüzünleri düştüklerinde daha güçlü kalkmalarını bir şeyler duyacaktır ama ben bu çığlığı... Bazen kırılgan, bazen sert, bazen iç içe geçmiş dört kadının öykülerinden çok hislerini ve şarkıyı yazarken yitip gitmiş yaşamları, sağlayan, körüklenmiş bir direnç ateşi. eğlenceli ama her zaman gerçek. zihinlerini bizimle paylaşan “Düşüşün Tınısı”, biçemini Bugün karşımızda, Z kuşağının çokça de yine bu “parçalanmış hayatlara” göre biçimlendiriyor, yükseldiği 2000’lerin o filtresiz, cüretkâr geçmişi ve şimdiyi birbirine geçirirken zaman algısını Ayşegül Zeynep rock ruhunu bugünün dijital gürültüsünün Eylül parçalıyor. Hafıza ve hayal gücünü birbirine karıştırırken Umay içinden çekip alan bir topluluk var. “Aşk Bozdağ bilinç akışını andıran bir yapıyla karakterlerinin zihninde Akboğa (baterist) İçinden” ile içsel bir kabullenişi, “Kanada” (bass gezindiriyor. Çiftlik tek başına bir mekân olmaktan çıkıyor ile o hepimizin bildiği “her şeyi bırakıp gitar) ve belleğin temsili, duvarlarına sinen acılarla tarihin gitme” arzusunu sırtlanan grup, tanığı haline geliyor. Birbirinden şimdi çok daha sert ve yaralı bir bağımsızmış görünen sözcük yerden yeni teklisi “İzlerim”i öbekleri, o evde yaşananlara dinleyicilerle buluşturdu. Yeni tanıklık eden nehrin akışı teklileriyle sadece müzikal bir gibi seyrediyor. Zamanla vites artırmakla kalmıyorlar. süreksizlikleriyle süreklilik Öykü Ölçer Çocukluğumuzun çalınan inşa etmeye başlıyorlar. (solo gitar) vermeyi güvenli alanlarına, aramızda Birbirlerine bağlıyor onca Elif Güneş seçtik. dolaşan suçluların sildiği yarayı, istismarı, şiddeti. Polat (vokal) masumiyet izlerine ve Zamanla Ve bunu, karakterlerinin toplumun görünmez yaralarına o yargı algı düzeyinde sunarken parmak basıyorlar. dolu çerçevelemesiyle kadraja sıkışan bakışların öznelerini yine benzer bir estetik tercihle ÖZGÜRLÜK VE İSYAN görüntülüyor: Kapı aralıklarından, anahtar deliklerinden, saygıya Sude Kaleli l Yayımlanmış iki tek- gıcırdayan pervazların boşluklarından süzülen aydınlıkta dönüştüğünü (ritim gitar) liniz var: “Aşk İçinden” gördüklerimiz mütemadiyen “karanlığa” ilişkin oluyor veya ve “Kanada”. Her ikisi bu filmde. Bu aralıklardan, ekranın dışında kalan anları dönüşeceğini görüp de oldukça ilgi çekti. Na- göremiyoruz ancak ima yoluyla neler olduğunu anlıyoruz. bilmek sadece bizim için sıl ortaya çıktı bu şarkılar? Nasıl ki film, zamanı çatallaştırarak hikâyelerin ait olduğu değil, bu yolda yürüyen Eylül Bozdağ: “Aşk dönemi bizim hissetmemizi istiyorsa bu ekran dışında tüm kadın müzisyenler için İçinden” bizim için fırtına kalan anlarla da sahnelerdeki boşlukları ve karakterlerin büyük bir motivasyon. öncesi sessizlik gibiydi. Daha içsel, çalışıyoruz. yaşadıklarını duyumsamamızı bekliyor. daha kişisel bir hesaplaşma, bir şeyleri l Seyirciye anında geçen l Birbirinizle kesişen ve DUYGULAR BAĞLANIYOR halının altına süpürmek yerine o duygunun ortak bir enerjiniz olduğu söyle- asla kesişmeyen kişisel müzik Alma, annesinin yüzünü belli belirsiz gördüğümüz ve tam içinden geçme ve nihayetinde niyor. Gerçekten öyle mi? zevkleriniz neler? ölen kardeşini resmeden fotoğrafı yeniden canlandırmaya kabullenme hali diyebiliriz. G. Polat: Sahneye adım attığımız Umay Akboğa: Ben Güneş Polat: “Kanada” ise tam tersi çalışırken Erika’nın bir ter birikintisine duyduğu istek an aramızdaki o enerjiyi biz de çok net rock ve gitar müziğinden 3-4 sene önce bir refleksle, dışa dönük bir hikâye olarak başka bir zamanda, şimdide görünürlük kazanıyor. hissediyoruz. Bizim için sahne sadece koptum biraz aslında. Punk kültürüyle şekillendi. Hepimizin zaman zaman Alma’nın annesi gibi bir fotoğraf karesinde “bulanıklaşan” enstrüman çaldığımız bir yer değil. Beş büyüdüm, elime gitar almamın sebebi de hissettiği o “her şeyi bırakıp gitme” isteği, Angelika’nın toprakla bütünleşme hissi Lenka’nın, Robert kişinin tek bir organizma gibi hareket buydu küçükken ama yaşım ilerledikçe uzaklaşma arzusu ve yeni bir başlangıç Bresson’un “Mouchette”i (1967) gibi yok olma arzusuyla ettiği, gerçekten “yaşadığı” bir alan. uzaklaştım. OD Band’e girerken de en benzeşiyor. Bu evde aileler değişiyor, ülke savaşlar hayali etrafında dönüyor. E. Bozdağ: Aramızdaki bu bağ ve geçiriyor, nehir her gün yepyeni bir olaya tanıklık ediyor Sude Kaleli: İkisi de aslında farklı ruh heyecanlı olduğum şey buydu: İster sahnedeki o anlık paylaşım, doğrudan ancak değişmeyen kadınlara uygulanan şiddet, istismar, hallerimizin yansıması olsa da ortak bir istemez dinlemeyi ihmal ettiğim türlere dinleyiciye geçiyor. Bu aslında tecavüz, köleleştirme ve kısırlaştırma gibi korkunç olaylar DNA taşıyorlar: İkisi de filtrelenmemiş, dönmüş oldum bu da benim için keyifli açıklanabilecek bir şey değil. Daha çok dizisi oluyor. Yönetimler değişiyor ancak ataerkil düzen, her yaşanmış duygulara dayanıyor. Sanırım o an orada bulunan herkesle kurulan, bir yol gitmesi. dönemde bazen görüntüyle bazen sesle hatırlatılan sinekler dinleyicimizle kurduğumuz o güçlü bağın kelimelere dökülmeyen bir frekans gibi. E. Bozdağ: Merkezimizde rock müzik gibi kulaklarında vızıldıyor. Seyirci, eksiltili anlatıyla sırrı bu “sahicilik” meselesinde saklı. dursa da hepimiz bu merkezin farklı ZORBALIKLA MÜCADELE zamanlar arası geçişleri algılamakta güçlük çekiyor ancak l İnsanlar OD Band ile birlikte eski- uçlarına savruluyoruz. Birimiz daha karakterler arasındaki uğursuz bağı hissetmemek neredeyse ye ilişkin bir sesi hatırlar gibi oldular. alternatif ve indie sularında yüzerken l “Rock ortamları”nda kadın olduğu- imkânsız. 2000’ler nostaljisi de revaçta. Böyle bir bir diğerimiz klasik rock’ın sertliğinden, nuz için zorbalandığınız oldu mu? Olay örgüsü “elektriğe kavuştukça” tüm bu kadınların zamanda ortaya çıktığınızı düşünüyor G. Polat: Maalesef, zaman zaman diğeri deneysel türlerin belirsizliğinden birbirlerinin yaşamlarına nasıl da kafiyelendiği anlaşılıyor musunuz? bununla karşılaştık, karşılaşıyoruz besleniyor. “Düşüşün Tınısı”nda. Travmalarla dolu bu bellekleri, sırf G. Polat: Bunu bir strateji olarak da. Özellikle yolun başında S. Kaleli: Aslında OD Band’in sesini bir hikâye aktaran geçmişin işlevi olarak değil, başka bir planlamadık ama o dönemin ruhuyla varlığımızı ispat etmek zenginleştiren de tam olarak belleğin gelecekteki yankısı olarak da konumlandırıyor. beslendiğimiz bir gerçek. 2000’ler zorunda bırakıldığımız bu “çarpışma” hali. Hiç Böylelikle bir göbek deliğinden uzva, aynadaki yansımaya Türk rock sahnesi, hepimizin müzikal anlar oldu. Ancak veya suyun altında duyulan uğultuya değin soyutlama kesişmeyen zevklerimiz karakterini şekillendiren, o samimi bu önyargılar bizi yoluyla kadrajdan sızanlar, nesiller arası duyguların de kesişenler kadar sound’un zirve yaptığı bir dönemdi. sindirmek yerine geçişkenliğine ve adı konamayan hayaletin zamandaki şarkılarımıza farklı renkler S. Kaleli: Bugün o dönemin bu kadar sahnede daha dik yolculuğuna dönüşüyor. ve katmanlar katıyor. özlenmesi tesadüf değil. İnsanlar artık durmamızı sağladı. “Düşüşün Tınısı”, katman katman birbirinin üzerine Ö. Ölçer: Tek pürüzsüzleştirilmiş dijital seslerden çok, Öykü Ölçer: binen geçmiş tabakalarının arasında ölen, öldürülen ya da bir kalıba sığmayı o eski “filtresizliği” ve cüreti arıyor. Biz, varlığımızı ölüme sürüklenen kadınların nasıl özne olmaktan çıkıp reddetmek ve o Biz nostalji yapıp geçmişe takılı kalmak tartışmaya zamirleştiğinin öyküsü. Unutulmaya yüz tutmuş tüm yerine, o dönemin bize hissettirdiği farklılıklardan yeni açanlara trajediler gibi yıkıcı, boğucu ve sarsıcı. Düşüşün Tınısı’nı, o özgürlük ve isyan hissini bugünün bir bütün yaratmak bizim en kelimelerle değil, MUBI Türkiye’de izleyebilirsiniz. dünyasına, kendi dilimizle taşımaya müziğimizle cevap büyük gücümüz. PUANIM: 8.5/10
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear