Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
26 NİSAN 2026
5
2000’lerin filtresiz rock ruhunu bugünün dijital dünyasına taşıyan OD Band; önyargılara,
cinsiyetçi klişelere ve mükemmellik baskısına sahneden haykırarak yanıt veriyor.
Kusursuzluğa
gürültülü bir direniş
Zamanın
katmanları
kinci Dünya Savaşı’nın hemen
AY’A SEYAHAT
öncesi, bir çiftlik evi. Koridorda
koltuk değnekleriyle yürüyen
Erika, izleyiciyi ilk andan şok
İeden bir hamle yaparak bağladığı
tek bacağını çözüyor ve yürümeye
başlıyor. Daha sonra bir odaya giriyor
ve kesilmiş bacağıyla yatağında uyuyan
BAŞAK BIÇAK
Fritz’in (Martin Rother) göbek deliğinde
azı hikâyeler,
basakbicak
biriken ter damlalarına dokunuyor.
tüm rasyonel
@gmail.com
Ardından, kendisine bağıran babasının
planlara ve
GEÇMIŞTEN KALAN IZLER yanına giderek yediği tokatla ekrana
profesyonel
bakıp gülümsüyor. Erika’nın bastırılmış
Böngörülere
l Yeni bir teklinin eli kulağında diye kızlarımızı, çocuklarımızı ve aslında
arzu, Fritz’in yaşamına duyduğu merak ve şiddetle çevrili
meydan okuyarak
duydum… kaybettiğimiz o çocukluğumuzu
duygularıyla çiftlik evinin avlusuna atılan sanal tohumlar,
başlar. Beş kadının
düşündüm. Yazarken “Eğer burada
Güneş Polat: Evet, heyecanımız
yaklaşık bir yüzyıl boyunca dört kadının yaşamında açığa
olsalardı, onlar neler söylerlerdi?” diye
henüz enstrümanlarını
çok yüksek! “Izlerim” ile dinleyiciyle
çıkıyor, aktüelleşiyor. Mascha Schilinski’nin filmi “Düşüşün
DENIZ
düşündüm ve “Izlerim” de bu sorunun
bile tam tanımazken
buluşuyoruz. Hatta sanırım bu röportaj
Tınısı” (Sound of Falling), farklı zaman dilimlerinden farklı
bir yanıtı olarak ortaya çıktı. Bu yüzden
birbirlerine ve kuracakları ÜLKÜTEKIN çıktığında şarkımız çoktan dinlenmeye
yaşamları anlatırken bu nefes kesici açılışla yalnızca tarihte
bu şarkı bizim için sadece bir beste
başlamış olacak.
o dünyanın hayaline âşık
değil. Çok daha başka, çok daha derin ve zamanda bir yolculuğa çıkma vaadinde bulunmuyor,
Öykü Ölçer: “Izlerim”, önceki işlerimize
olup “Biz grup kurduk!” diyerek sahneye
bir yerde duruyor.
imgeyi zamansızlaştırarak kadınların tarihin her döneminde
kıyasla sound olarak daha sert, duygusal
adım attıkları o an gibi... OD Band’in
Sude Kaleli: Biz OD Band olarak
yaşadığı ortaklıklara işaret ediyor.
olaraksa daha yaralı bir yerde duruyor.
hikâyesi, güncel müzik endüstrisinin
şarkılarımızı doğrudan yaşamın içinden,
Parça çocukluğumuzdan, geçmişimizden
o steril ve hatasız başarı formüllerine
İÇ İÇE GEÇMİŞ HÜZÜN
o gerçeklikten çekip alıyoruz. Çünkü biz
kalan izlerin, hayallerimizin ve güvenli
verilmiş en güzel yanıtlardan. İsimleri
de bu hayatın içinde yönünü bulmaya Alma (Hanna Heckt), Erika (Lea Drinda), Angelika (Lena
alanlarımızın elimizden alınışını, çalınışını
grubun deyimiyle eski Türkçede “aşk
anlatıyor. Yaşama dair umut dolu çalışan, düşen ama her seferinde daha Urzendowsky) ve Lenka (Laeni Geiseler)... Almanya’nın
ateşi” anlamındaki “od”dan geliyor ama
onlarca “iz” sessizce siliniyor. “Izlerim”i güçlü kalkmaya çalışan insanlarız.
Elbe Nehri kıyısındaki bir çiftlik evinde, farklı zaman
bu sadece romantik bir yangın değil. Her
her dinleyen elbette kendinden başka
Şarkılarımız, söyleyemediklerimizin
dilimlerinden trajedileri, acıları, kederleri ve hüzünleri
düştüklerinde daha güçlü kalkmalarını bir şeyler duyacaktır ama ben bu
çığlığı... Bazen kırılgan, bazen sert, bazen
iç içe geçmiş dört kadının öykülerinden çok hislerini ve
şarkıyı yazarken yitip gitmiş yaşamları,
sağlayan, körüklenmiş bir direnç ateşi.
eğlenceli ama her zaman gerçek.
zihinlerini bizimle paylaşan “Düşüşün Tınısı”, biçemini
Bugün karşımızda, Z kuşağının çokça
de yine bu “parçalanmış hayatlara” göre biçimlendiriyor,
yükseldiği 2000’lerin o filtresiz, cüretkâr
geçmişi ve şimdiyi birbirine geçirirken zaman algısını
Ayşegül
Zeynep
rock ruhunu bugünün dijital gürültüsünün
Eylül
parçalıyor. Hafıza ve hayal gücünü birbirine karıştırırken
Umay
içinden çekip alan bir topluluk var. “Aşk Bozdağ
bilinç akışını andıran bir yapıyla karakterlerinin zihninde
Akboğa
(baterist)
İçinden” ile içsel bir kabullenişi, “Kanada”
(bass
gezindiriyor. Çiftlik tek başına bir mekân olmaktan çıkıyor
ile o hepimizin bildiği “her şeyi bırakıp gitar)
ve belleğin temsili, duvarlarına sinen acılarla tarihin
gitme” arzusunu sırtlanan grup,
tanığı haline geliyor. Birbirinden
şimdi çok daha sert ve yaralı bir
bağımsızmış görünen sözcük
yerden yeni teklisi “İzlerim”i
öbekleri, o evde yaşananlara
dinleyicilerle buluşturdu. Yeni
tanıklık eden nehrin akışı
teklileriyle sadece müzikal bir
gibi seyrediyor. Zamanla
vites artırmakla kalmıyorlar.
süreksizlikleriyle süreklilik
Öykü Ölçer
Çocukluğumuzun çalınan
inşa etmeye başlıyorlar.
(solo gitar)
vermeyi
güvenli alanlarına, aramızda
Birbirlerine bağlıyor onca
Elif Güneş
seçtik.
dolaşan suçluların sildiği
yarayı, istismarı, şiddeti.
Polat (vokal)
masumiyet izlerine ve Zamanla
Ve bunu, karakterlerinin
toplumun görünmez yaralarına o yargı
algı düzeyinde sunarken
parmak basıyorlar.
dolu çerçevelemesiyle kadraja sıkışan
bakışların öznelerini yine benzer bir estetik tercihle
ÖZGÜRLÜK VE İSYAN
görüntülüyor: Kapı aralıklarından, anahtar deliklerinden,
saygıya
Sude Kaleli
l Yayımlanmış iki tek-
gıcırdayan pervazların boşluklarından süzülen aydınlıkta
dönüştüğünü
(ritim gitar)
liniz var: “Aşk İçinden”
gördüklerimiz mütemadiyen “karanlığa” ilişkin oluyor
veya
ve “Kanada”. Her ikisi
bu filmde. Bu aralıklardan, ekranın dışında kalan anları
dönüşeceğini görüp
de oldukça ilgi çekti. Na-
göremiyoruz ancak ima yoluyla neler olduğunu anlıyoruz.
bilmek sadece bizim için
sıl ortaya çıktı bu şarkılar?
Nasıl ki film, zamanı çatallaştırarak hikâyelerin ait olduğu
değil, bu yolda yürüyen
Eylül Bozdağ: “Aşk
dönemi bizim hissetmemizi istiyorsa bu ekran dışında
tüm kadın müzisyenler için
İçinden” bizim için fırtına
kalan anlarla da sahnelerdeki boşlukları ve karakterlerin
büyük bir motivasyon.
öncesi sessizlik gibiydi. Daha içsel, çalışıyoruz.
yaşadıklarını duyumsamamızı bekliyor.
daha kişisel bir hesaplaşma, bir şeyleri
l Seyirciye anında geçen
l Birbirinizle kesişen ve
DUYGULAR BAĞLANIYOR
halının altına süpürmek yerine o duygunun
ortak bir enerjiniz olduğu söyle-
asla kesişmeyen kişisel müzik
Alma, annesinin yüzünü belli belirsiz gördüğümüz ve
tam içinden geçme ve nihayetinde
niyor. Gerçekten öyle mi?
zevkleriniz neler?
ölen kardeşini resmeden fotoğrafı yeniden canlandırmaya
kabullenme hali diyebiliriz.
G. Polat: Sahneye adım attığımız
Umay Akboğa: Ben
Güneş Polat: “Kanada” ise tam tersi çalışırken Erika’nın bir ter birikintisine duyduğu istek
an aramızdaki o enerjiyi biz de çok net
rock ve gitar müziğinden 3-4 sene önce
bir refleksle, dışa dönük bir hikâye olarak başka bir zamanda, şimdide görünürlük kazanıyor.
hissediyoruz. Bizim için sahne sadece
koptum biraz aslında. Punk kültürüyle
şekillendi. Hepimizin zaman zaman Alma’nın annesi gibi bir fotoğraf karesinde “bulanıklaşan”
enstrüman çaldığımız bir yer değil. Beş
büyüdüm, elime gitar almamın sebebi de
hissettiği o “her şeyi bırakıp gitme” isteği, Angelika’nın toprakla bütünleşme hissi Lenka’nın, Robert
kişinin tek bir organizma gibi hareket
buydu küçükken ama yaşım ilerledikçe
uzaklaşma arzusu ve yeni bir başlangıç Bresson’un “Mouchette”i (1967) gibi yok olma arzusuyla
ettiği, gerçekten “yaşadığı” bir alan.
uzaklaştım. OD Band’e girerken de en benzeşiyor. Bu evde aileler değişiyor, ülke savaşlar
hayali etrafında dönüyor.
E. Bozdağ: Aramızdaki bu bağ ve
geçiriyor, nehir her gün yepyeni bir olaya tanıklık ediyor
Sude Kaleli: İkisi de aslında farklı ruh heyecanlı olduğum şey buydu: İster
sahnedeki o anlık paylaşım, doğrudan
ancak değişmeyen kadınlara uygulanan şiddet, istismar,
hallerimizin yansıması olsa da ortak bir
istemez dinlemeyi ihmal ettiğim türlere
dinleyiciye geçiyor. Bu aslında
tecavüz, köleleştirme ve kısırlaştırma gibi korkunç olaylar
DNA taşıyorlar: İkisi de filtrelenmemiş,
dönmüş oldum bu da benim için keyifli
açıklanabilecek bir şey değil. Daha çok
dizisi oluyor. Yönetimler değişiyor ancak ataerkil düzen, her
yaşanmış duygulara dayanıyor. Sanırım
o an orada bulunan herkesle kurulan, bir yol gitmesi.
dönemde bazen görüntüyle bazen sesle hatırlatılan sinekler
dinleyicimizle kurduğumuz o güçlü bağın
kelimelere dökülmeyen bir frekans gibi.
E. Bozdağ: Merkezimizde rock müzik
gibi kulaklarında vızıldıyor. Seyirci, eksiltili anlatıyla
sırrı bu “sahicilik” meselesinde saklı.
dursa da hepimiz bu merkezin farklı
ZORBALIKLA MÜCADELE zamanlar arası geçişleri algılamakta güçlük çekiyor ancak
l İnsanlar OD Band ile birlikte eski- uçlarına savruluyoruz. Birimiz daha
karakterler arasındaki uğursuz bağı hissetmemek neredeyse
ye ilişkin bir sesi hatırlar gibi oldular.
alternatif ve indie sularında yüzerken
l “Rock ortamları”nda kadın olduğu-
imkânsız.
2000’ler nostaljisi de revaçta. Böyle bir
bir diğerimiz klasik rock’ın sertliğinden,
nuz için zorbalandığınız oldu mu?
Olay örgüsü “elektriğe kavuştukça” tüm bu kadınların
zamanda ortaya çıktığınızı düşünüyor
G. Polat: Maalesef, zaman zaman diğeri deneysel türlerin belirsizliğinden
birbirlerinin yaşamlarına nasıl da kafiyelendiği anlaşılıyor
musunuz?
bununla karşılaştık, karşılaşıyoruz
besleniyor.
“Düşüşün Tınısı”nda. Travmalarla dolu bu bellekleri, sırf
G. Polat: Bunu bir strateji olarak
da. Özellikle yolun başında
S. Kaleli: Aslında OD Band’in sesini
bir hikâye aktaran geçmişin işlevi olarak değil, başka bir
planlamadık ama o dönemin ruhuyla
varlığımızı ispat etmek
zenginleştiren de tam olarak
belleğin gelecekteki yankısı olarak da konumlandırıyor.
beslendiğimiz bir gerçek. 2000’ler
zorunda bırakıldığımız
bu “çarpışma” hali. Hiç Böylelikle bir göbek deliğinden uzva, aynadaki yansımaya
Türk rock sahnesi, hepimizin müzikal
anlar oldu. Ancak
veya suyun altında duyulan uğultuya değin soyutlama
kesişmeyen zevklerimiz
karakterini şekillendiren, o samimi
bu önyargılar bizi
yoluyla kadrajdan sızanlar, nesiller arası duyguların
de kesişenler kadar
sound’un zirve yaptığı bir dönemdi.
sindirmek yerine
geçişkenliğine ve adı konamayan hayaletin zamandaki
şarkılarımıza farklı renkler
S. Kaleli: Bugün o dönemin bu kadar
sahnede daha dik
yolculuğuna dönüşüyor.
ve katmanlar katıyor.
özlenmesi tesadüf değil. İnsanlar artık
durmamızı sağladı.
“Düşüşün Tınısı”, katman katman birbirinin üzerine
Ö. Ölçer: Tek
pürüzsüzleştirilmiş dijital seslerden çok,
Öykü Ölçer:
binen geçmiş tabakalarının arasında ölen, öldürülen ya da
bir kalıba sığmayı
o eski “filtresizliği” ve cüreti arıyor.
Biz, varlığımızı
ölüme sürüklenen kadınların nasıl özne olmaktan çıkıp
reddetmek ve o
Biz nostalji yapıp geçmişe takılı kalmak
tartışmaya
zamirleştiğinin öyküsü. Unutulmaya yüz tutmuş tüm
yerine, o dönemin bize hissettirdiği farklılıklardan yeni
açanlara
trajediler gibi yıkıcı, boğucu ve sarsıcı. Düşüşün Tınısı’nı,
o özgürlük ve isyan hissini bugünün
bir bütün yaratmak bizim en
kelimelerle değil,
MUBI Türkiye’de izleyebilirsiniz.
dünyasına, kendi dilimizle taşımaya
müziğimizle cevap büyük gücümüz.
PUANIM: 8.5/10

