Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
KÜLTÜR 19 Yunanlılar başlattı, Romalılar geliştirdi” deyip bütün ilk çağ tarihini bitiriverirdik. Oysa şimdi en az Orta Doğu kadar, belki de daha da önemli İndüs Vadisi uygarlıkları ile ilk kez karşılaşıyordum ve insanlık tarihinin ne kadar karmaşık ve ne kadar ayrıntılarla dolu olduğunu biliyordum. Müzenin salonları kronolojiye ve konulara göre düzgün bir şekilde ayrılmıştı. Duvarlarında da bol miktarda açıklayıcı panolar vardı. Tarih öncesinin taş aletleri ile başlayıp cilalı taş devrinin kap kaçağını ve Erken Tunç çağının kadın figürinlerini gördüm. Milattan önce üç binde, o zaman bilinen dünyanın neredeyse tamamında insanlar göğüslerini elleriyle kavramış pişmiş topraktan kadın figürinleri yaratmışlar. Nasıl bir inançtı bu? Bunlar söylendiği gibi tanrıça mıydı? Nasıl bu kadar uzak coğrafyalara yayılmıştı? Tarih öncesi çağlardan sonraki salonlarda ilk kez Budist heykellerin gerçeklerini gördüm. Hocanın dediği gibi burası bana bir şey öğretmiyor muydu? Yoksa olması gereken tek amaç öğrenmek mi olmalıydı? Büyük salonun bir kenarında durmuş, binlerce yıl önce çok yetenekli insanların ellerinden çıkmış bu eserlerin titreşimlerini mi hissediyordum yoksa? Onların yaşamlarını, sevinçlerini, kokularını duyumsuyor gibiydim. Yıllar öncesinden gelen ve yaşanmışlık dolu nesnelerin karşısında durmaktan etkileniyoruz. Bu belki de çok eski geşmişimizden kalma fosilleşmiş bir inanç kırıntısı ama, gerçek eski eserlerle baş başa kalmanın çok özel bir tadı var. Bu müzede de ne görevliler sizi rahatsız ediyorlar ne de gelmeyen başka ziyaretçiler. Ulusal müze olduğu için ülkenin tarihi ile ilgili pek çok başka konu da sergileniyordu. İslam dönemini, Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah’ın bağımsızlık mücadelesini, son olarak da günümüz Pakistan’ının etnik yapısıyla ilgili canlandırmaların bulunduğu bölümleri gezdim. Uçak günlerinden dolayı boş kaldığım bir pazar gününü bu müzede değerlendirmekten büyük keyif aldım. Yolunuz düşerse mutlaka gidin, gezin, hem güzel eserler görürsünüz ve benim gibi duygulanırsınız hem de karşılaşacağınız Pakistanlılara havanızı atarsınız..

