Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
Sayfa 12 Mayıs 2013 Pazar a4 Yaşam S , ehitlikte Yatan Yabancı Bruno Taut 1880 yılında, dar gelirli bir ailenin çocuğu olarak Almanya’da doğdu. 17 yaşında Yapı Sanat Okulu’na girdi ve mimarlık yaşamı başladı. 1906’ya kadar tek yapılar, şehircilik ve özellikle Japon oymalarına olan ilgisi ile sanat çalışmaları yaptı, yarışmalara katıldı. Birinci Dünya Savaşı ortamında askerlikten kaçmak için bilinçli olarak aç kaldı, sağlığını bozdu. İşsiz görünmemek için zorunlu olarak barut fabrikası gibi yapıların sorumlu mimarlığını yaptı. 1918’e kadar dev barış anıtları için projeler hazırladı, savaş karşıtı manifestoyu kaleme aldı. Bir manifesto da mimarlık için hazırladı... Mimarlık manifestosu “Ciddiyete Son!” başlıklı manifestosunda şöyle dedi: “Okullarınızı bir kenara bırakın, profesörlük peruklarınızı havaya ... Sararmış Sayfalar FIRATKOZOK fırlatın, bunlarla yakalamaca oynayalım... Yaşasın saflık! Yaşasın kristal! Yaşasın ve yine yaşasın: Akıcı, ince, köşeli, parlak, ışıl ışıl, aydınlık olan her şey! Yaşasın ölümsüz mimarlık!” *** Almanya’da onlarca projeye imza attı. Ancak 1930’lu yılların başında Almanya’da büyüyen faşist diktatörlük ve savaş tehdidi onu ülkesinden kopardı. Bütün çalışma arşivini Berlin’de bırakıp, sadece birkaç bavulla uzun bir yolculuğa çıktı ve Japonya’ya gitti. Savaş geride bıraktığı eserlerini yok etti, profesörlüğü elinden alındı, para cezasına çarptrıldı ve “anavatan kavramı olmayan uluslararası bir yıkıcı” olarak tanımlandı. Japonya’da 3 yıl kaldı ama düşlerindeki ortamı burada da bulamadı. İşte bu sırada genç Türkiye ile tanıştı. Birçok Avrupalı mimar ve sanatçı Atatürk’ün sayesinde bu ülkeye geliyor, ülkenin yeniden kurulmasına yardımcı oluyorlardı. Meslektaşlarının da yardımıyla Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’ne profesör olarak atandı. Taut’un Türkiye’deki altın yılları 1936’da başladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni 1937’de inşa etti. Ardından başka okul projelerine girişti. Cebeci Ortaokulu’nu, Atatürk Lisesi’ni yaptı. Eski Türk yapı gelenekleriyle bir sentez oluşturan Taut, büyük sempati topladı. *** Türkiye’de kaldığı iki yıllık süre içinde birçok görevi bir arada yürüten Taut, o dönemde sanat ve mimarlık alanında tek önemli okul olan Güzel Sanatlar Akademisi’nde mimarlık eğiticiliği ve mimarlık bölüm başkanlığı yaptı, aynı zamanda serbest mimar olarak da çalıştı. Bunların yanı sıra Kültür Bakanlığı Mimarlık Bürosu’nu yöneterek okul yapılarının başdanışmanı oldu. Ankara, İzmir ve Trabzon’da olmak üzere 5 okul binasının projelerini çizdi ve TBMM binası için açılan uluslararası yarışmaya katıldı. *** Kendisine kucak açan Atatürk ölünce... Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Cevat Dursunoğlu, Taut’un kapısını çaldı: “Atatürk için bir katafalk hazırlar mısın?” Zatüre hastalığına yakalanmasına rağmen kabul etti. Kaldığı otel odasını atölyeye dönüştürdü, Ankara’nın o soğuğunda gece gündüz çalıştı ve katafalkı yetiştirdi. Ankara Belediyesi’nin bin liralık ödülünü geri çevirirken ekledi: “Belediye Başkanı bana küçük bir teşekkür mektubu yazarsa bu benim için en büyük şeref olur. Böyle bir mektubu çocuklarıma bırakmak isterim.” O mektup yazıldı mı, yazıldıysa Taut okuyabildi mi bilinmez ama, zatüre onu kısa sürede tamamen esir aldı ve 24 Aralık 1938’de, kendisine kucak açan o devin ardından gitti. Hükümet kararıyla Edirnekapı Şehitliği’ne gömüldü. Cenaze masraflarını dostları karşıladı... Kendisi Edirnekapı Şehitliği’ne defnedilen ilk ve tek Hristiyan olma özelliği taşıyor. Elbette tesadüf değil... firatkozok@gmail.com Twitter.com/firatkozok C MY B