11 Şubat 2026 Çarşamba English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
gorus@cumhuriyet.com.tr 31 OCAK 2026 CUMARTESİ 2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER Kuvvetler tek elde toplanırsa... yıllara yayılan ve adım adım örülen bir sürecin uzlaşma ilkesinin terk edilmesinin ülkeyi tarafsızlık, anayasal bir ayrıntı değil, MAHMUT ASLAN sonucudur. Cumhuriyetin hukukçuları ve rejim krizine sürükleyeceğini açıkça yazar Cumhuriyetin ayakta kalmasının ön YAZAR aydınları bu gidişatı önceden teşhis etmiş, ve şu uyarıyı yapar: “Halkın yarısından koşuludur. yalnızca uyarmakla yetinmeyip kamuoyunu fazlasının temsilcilerince seçilmesi gereken Uzun yıllar partizan siyaset uammer Aksoy’un evinin önünde harekete geçirmeye çalışmıştı. Sorun, bu cumhurbaşkanını, uzlaşmayı reddederek yalnız yürütmüş bir aktörün, yalnızca makam katledilişinin üzerinden 36 yıl geçti. uyarıların sistematik biçimde görmezden başına seçmeye yeltenmek, ülkeyi tam bir rejim değiştirerek tarafsızlaşamayacağı M1990’lı yılların karanlık atmosferinde gelinmiş olmasıdır. Bu isimlerin başında gelen bunalımına sürüklemek üzeredir.” açıktır. Cumhuriyet, kişisel beyanlara yitirdiğimiz Aksoy, Uğur Mumcu, Bahriye Prof. Dr. Muammer Aksoy, 1980’lerin sonunda Bu satırlar yalnızca bir döneme değil; ya da iyi niyet varsayımlarına değil; Üçok, Turan Dursun ve Ahmet Taner Kışlalı kaleme aldığı “Rejim Bunalımına ve Kötü yürütmenin denetimsizleştiği her ana dair denge ve denetim mekanizmalarına gibi aydınların yokluğu bugün çok daha Sonuçlarına Doğru Pupa Yelken Gidiş” adlı zamansız bir uyarıdır. dayanır. Tarafsızlık, hukukla güvence yakıcı biçimde hissediliyor. Çünkü onların çalışmasında, bugün içine sürüklendiğimiz altına alınmadığı anda anlamını yitirir. mücadelesi soyut bir “aydın duruşu” değil, laik, Tarafsızlık: Ayrıntı değil, asli ilke rejim krizinin ana dinamiklerini berrak demokratik Cumhuriyetin geleceğini koruma Kuvvetler ayrılığında kopuş Aksoy’un meselesi kişiler değil, rejimin biçimde ortaya koymuştu. Aksoy meseleyi mücadelesiydi. “Bugünler olmasın diye” yapısıdır. Cumhurbaşkanlığı makamının Bugün yaşadığımız “partili soyut bir anayasa tartışması olarak değil, somut uyarıyorlardı. Ne yazık ki haklı çıktılar. yürütmenin uzantısı değil; devletin cumhurbaşkanlığı” pratiği, Aksoy’un siyasal pratik üzerinden ele alıyordu. Kâbus ansızın gelmedi sürekliliğini, kurumsal dengeyi ve işaret ettiği kırılmanın kurumsallaşmış Nitekim Turgut Özal döneminde siyasal uzlaşmayı temsil eden bir makam halidir. 2017 referandumuyla yaşama Türkiye’nin bugün yaşadığı rejim tartışmaları yaşanan cumhurbaşkanlığı tartışmalarını olduğunu özellikle vurgular. Bu nedenle geçirilen “cumhurbaşkanlığı hükümet bir sabah ansızın ortaya çıkmadı. Bu tablo, değerlendirirken anayasanın öngördüğü sistemi”, Cumhuriyetin “kuvvetler ayrılığı” anlayışında tarihsel bir kopuş yaratmıştır. Geçmiş ve gelecek arasında köprü kuran kitaplar... Bu kopuşun sonuçları yalnızca siyasette değil, ekonomide de ağır biçimde hissedilmektedir. Bugün yaşanan derin ekonomik kriz, yalnızca yanlış tercihlerle ya da dış etkenlerle açıklanamaz. Asıl sorun, karar alma süreçlerinin tek elde toplanmasıdır. Kurumsal akıl devre dışı bırakılmış, denetimsiz yürütme anlayışı kalıcı hale getirilmiştir. Oysa ekonomi güven ister; güven ise hukukla, öngörülebilirlikle ve bağımsız kurumlarla mümkündür. Yürütme yetkilerinin tek elde toplanmasıyla birlikte Meclis, denetim gücünü büyük ölçüde yitirmiş, yargı ise bağımsızlığını fiilen koruyamaz hale gelmiştir. Kuvvetler ayrılığı anayasal metinde kalmış, pratikte yürütme lehine bir güç yoğunlaşması ortaya 13,5x20,5 / İnceleme / 336 sayfa 13,5x20,5 / İnceleme / 400 sayfa 13,5x20,5 / Çocuk / 32 sayfa 13,5x20,5 / Çocuk / 78 sayfa 12,5x19,5 / Öykü / 290 sayfa çıkmıştır. Bu tablo, Cumhuriyetin ruhuyla bağdaşmaz. Sessizleştirilen toplum 2017’de kabul edilen anayasa değişikliği, cumhurbaşkanının en fazla iki dönem seçilebileceğini açıkça düzenlemiştir. Recep Tayyip Erdoğan 2014’te halk oyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanı olmuş, 2018’de ise yeni sistemin ilk cumhurbaşkanı seçilmiştir. Geçiş hükmüne dair en geniş yorum dahi bu sürecin 2023 ile sınırlı olduğunu göstermekteydi. Buna rağmen üçüncü adaylık fiilen kabul ettirilmiş, açık anayasa ihlali siyasal iktidar eliyle meşrulaştırılmıştır. Muhalefetin bu konuda toplumu 13,5x20,5 / İnceleme / 118 sayfa 12,5x19,5 / Öykü / 80 sayfa 12,5x19,5 / Öykü / 142 sayfa 12,5x19,5 / Roman / 376 sayfa 13,5x20,5 / Çocuk / 120 sayfa harekete geçirecek kararlı bir tutum ortaya koyamaması ise tabloyu daha da ağırlaştırmıştır. Hukukun kişilere göre eğilip bükülebileceği algısı yalnızca bugünü değil, geleceği de tahrip eder. Muammer Aksoy’un özellikle vurguladığı gibi, bir ülkede demokrasinin ve anayasanın son bekçileri “halk ve onun örgütleridir”. Ancak bugün gerek rejim bunalımı karşısında gerekse ekonomik krizle derinleşen yoksullaşmaya rağmen, halk kitleleri ve yasal örgütlenmeler güçlü ve sürekli bir itiraz ortaya koyamamaktadır. Ülkenin üzerine çöken bu ölü toprağının atılması, Cumhuriyetin yeniden nefes alabilmesi için ertelenemez bir zorunluluktur. Cumhuriyet kendiliğinden ayakta kalmaz Yaşananlar bir “sistem tercihi” tartışması değildir; Cumhuriyetin yaşayıp yaşamayacağına dair tarihsel bir sınavdır. Sandık demokrasinin başlangıcıdır ama tek başına yeterli 13,5x20,5 / İnceleme / 303 sayfa değildir. Sandığı hukukla, laiklikle ve güçler dengesiyle tamamlayamayan her rejim, kaçınılmaz olarak keyfiliğe sürüklenir. Aksoy’u, Mumcu’yu, Üçok’u, Dursun’u, Kışlalı’yı hedef alan karanlık akıl, sessiz bir toplum hayal ediyordu. Bugün asıl tehlike, o hayalin zorla değil; yorgunluk ve umutsuzluk yoluyla gerçekleşiyor olmasıdır. Cumhuriyet kendiliğinden ayakta kalmaz. Onu ayakta tutan; hukuku savunan, laikliği bir yaşam ilkesi olarak sahiplenen, denetimsiz güce karşı sözünü esirgemeyen yurttaş iradesidir. Sessizliğin normalleştirildiği, itirazın yadırgandığı bir düzende Cumhuriyet zayıflar; örgütlü ve bilinçli toplum ise onu yeniden ayağa kaldırır. Muammer Aksoy haklı çıktı. Ama mesele onu haklı çıkarmak değil. Mesele, daha fazla geç kalmadan “Cumhuriyetin demokratik özüne ve denetlenebilir iktidar ilkesine” dönüp dönmeyeceğimizdir. Çünkü kuvvetlerin tek elde toplandığı yerde hukuk susar; 13,5x20,5 / İnceleme / 102 sayfa hukukun sustuğu yerde ise Cumhuriyet değil, yalnızca iktidar konuşur.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle