22 Ocak 2026 Perşembe English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
gorus@cumhuriyet.com.tr 10 OCAK 2026 CUMARTESİ 2 olaylar ve görüşler Gündelik distopya ve umudumuz gerek duyulmayacağı, çünkü artık bir iktidar var, hem de bu cezaya karakteri değil; umursamazlığımızla, yasaklarken; gazeteciyi korurken değil, OLCAY BAĞIR kitap okumak isteyecek kimsenin rıza gösteren, hatta az da olsa onu yapay gündemlerimizle bizleriz. sustururken; üniversiteyi özgürleştirirken Yazar kalmayacağı şeklindeydi. (…) Orwell, alkışlayan bir kalabalık. Bir distopyanın merkezinde her değil, kayyumlarla işgal ederken anılıyor. istopyaların ilki olmasa da en bizi enformasyonsuz bırakacak zaman adaletsizlik yer alır. Bugün Ve bizler de bu tabloya “yargı bağımsızlığı” meşhuru Aldous Huxley’in Zifiri gerçeklik olanlardan; Huxley ise pasifliğe Türkiye’de adalet, yalnızca mekânsal değil, “yargıdan bağımsızlık” denilebilecek D1932’de basılan Cesur Yeni ve egoizme sürükleyecek kadar Bir distopyanın içindeyiz, hem de olarak yerinde duruyor. Adliye binaları bir mesafeden bakmak zorunda kalıyoruz. Dünya romanıdır. Onunla en çok enformasyon yağmuruna tutacak sayfalarını çevirdiğimizde bizi uzak yükseliyor, sarayvari yapılar inşa kıyaslanan da bir başka distopik Distopyanın alameti olanlardan korkuyordu. (…) Orwell, bir geleceğe götüren o romanlardaki ediliyor ama içi boş. Kararların tarafsız başyapıt olan George Orwell’in hakikatin bizden gizlenmesinden, gibi değil; tam tersine, gözümüzü değil, talimatla verildiği bir sistemde Soru soran dışlanıyor, itiraz eden 1949’da yayımlanan romanı 1984’tür. Huxley hakikatin umursamazlık açtığımızda karşımızda beliren, adalet yalnızca bir dekor artık. cezalandırılıyor. Gençler ülkeyi terk etmek Bu iki anlatı üzerinden yapılan denizinde boğulmasından sokağımızda, ekranlarımızda, Bir ülkede hak arayanlar, adliyeye istiyor çünkü içinde yaşadığımız bu “yeni tartışmaların en etkileyicisi, Neil korkuyordu.” tezgâhlardaki fiyatlarda, dilimizdeki değil sosyal medyaya koşuyorsa; normal”, onlara gelecek değil, sadece Postman’ın “Televizyon: Öldüren Gerek Orwell’in gerekse de suskunlukta kendini gösteren bir hâkim değil linç kampanyası karar tahammül vaat ediyor. Eğlence” kitabının önsözündeki Huxley’in gelecek görünümlerine gündelik distopya bu. veriyorsa; hukuk, yalnızca muhalifleri Bir distopyanın alameti sadece baskı metnidir. Postman’ın çarpıcı baktığımızda, her ikisinin de günümüz Orwell’in hayal ettiği gözetleme terbiye etmenin bir sopasına değil, baskıya alışmış bir toplumdur. Ve karşılaştırmasından alıntılarsak: dünyasından veriler taşıdığı rahatlıkla toplumunu kameralarla, dönüşmüşse… İşte orada adalet değil alışmak, zamanla rızaya, rıza da kör bir “Orwell, kitapları yasaklayacak görülebilir. Türkiye’de bu tablo daha uygulamalarla, veri madenciliğiyle korku hüküm sürer. sadakate dönüşür. İşte en tehlikelisi bu. olanlardan korkuyordu. Huxley’in da katmerli. Çünkü bizde hem Orwell çoktan aştık. Huxley’in “mutlu Bugün mahkemeler; emekçinin Çünkü böyle toplumlarda zulüm yalnızca korkusu ise kitapları yasaklamaya var hem Huxley. Hem cezalandıran köleleri” ise artık yalnızca bir edebiyat hakkını ararken değil, grevini cezasız kalmaz; aynı zamanda anlamını da yitirir. Umudu hatırlamak Ama hâlâ umut var. Umut, bu yazının satırlarında değil belki, ama onu yazdıran inançta gizli. Umut, hâlâ mücadele eden kadınların sesinde, hâlâ direnç gösteren öğrencilerin omuzlarında, hâlâ hakkını arayan emekçilerin ellerinde. Umut, gerçekleri yazmakta ısrar eden gazetecilerin cümlelerinde. Adaletin yerini yargısız infazın, gerçeğin yerini yalanın, onurun yerini alçaklığın aldığı bir düzenin adıdır distopya. Ama unutmayalım, hiçbir distopya sonsuz değildir. Çünkü halkın hafızası, ne kadar bastırılırsa bastırılsın, bir gün mutlaka kendine bir yol bulur. Ve o yol, adaletle başlar. Alev Coşkun Mehmet Zaman Saçlıoğlu Polat Onat Orhan Bursalı Atatürk - Karar ve Tavır Güneş Umuttan Şimdi Doğar Uzaylı Ulus Yıkıcılığı Zamanları ‘Bir bilen’ İnceleme Söyleşi Öykü İnceleme 13,5x24 / 744 sayfa 13,5x21 / 480 sayfa 12,5x19,5 / 336 sayfa 13,5x21 / 296 sayfa KAdiR SeRKAn SeLçuK Yazar ürkiye’de seçmen tercihleri, genel Tolarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır. Bunun tabii ki belli oranda istisnaları vardır. Hiçbir etki altında kalmadan okuyup araştırarak siyasi tercihini ortaya koyanlar da azımsanmayacak kadardır. Ancak bu şekilde davrananların oranı halen yeterli değildir. Çok partili düzene geçilmesinden bu yana sandıklardan çıkan oy oranlarına bakıldığında, hangi görüşten olunursa olunsun tercihlerde ciddi bir muhafazakâr Mustafa Balbay Mahmut Akok Özlem Yüzak Belgin Bıyıkoğlu davranış biçiminin rol oynadığı açıktır. Şahsıma Mektuplar Altı Oku Çizerken Peki Şimdi Nereye? Ay Işığında Yolculuk Yüzde oy oranlarının aşağı yukarı hep aynı Hiciv Anı İnceleme Roman kalması bunun göstergesidir. 13,5x21 / 128 sayfa 13,5x21 / 176 sayfa 13,5x21 / 176 sayfa 12,5x19,5 / 272 sayfa Sol oylarda belirginleşen bir diğer durum, lider hayranlığından ziyade oyların kurumsal kimliğe duyulan güven ve ideolojik görüş doğrultusunda verilmesidir. Sağda ise ana CUMHURİYET YAZARLARI, 18’İNCİ ÇUKUROVA KİTAP FUARI’NDA OKURLARIYLA BULUŞUYOR neden bunun tam tersidir. 1950’den bu yana sağ partilere verilen oyların ezici çoğunluğu liderlere duyulan hayranlıktan dolayıdır. 11 OCAK PAZAR 13 OCAK SALI Bu anlayışa göre lider yanılmaz, hata yapmaz, her zaman doğruyu söyler, çelişkiye düşmez ve mutlaka bir bildiği vardır. 12 Eylül’den sonra siyasi yasaklı olan Demirel’den, adının anılması dönemin şartlarına uygun olmadığı için “Bir bilen” şeklinde bahsedilmesi bu anlayışın ürünüdür. Menderes, Demirel, Türkeş, Erbakan, Özal, Erdoğan çizgisinin, aralarında fikirsel ayrılıklar bulunsa bile özü budur. MUSTAFA BALBAY GÜLSÜN BİLGEHAN ZÜLÂL KALKANDELEN EMRE KONGAR Ancak tam da bu noktada Erdoğan ile öncülleri arasında bir ayrım yapmak gerekir. İMZA İMZA SÖYLEŞİ İMZA Menderes hariç tutulursa Erdoğan dışında 15.00 12.00 “Devr m n ve Karşıdevr m n Yüz Yılı” 14.00 adı geçen tüm liderler ömürleri boyunca belli bir fikir doğrultusunda hareket etmiş; 16.00 siyasi yaşamları süresince sayısız hataya, çelişkiye düşmelerine rağmen genel anlamda çizgilerini koruyabilmişlerdir. Erdoğan’ın durumu ise biraz farklıdır. Necati Cumalı’yı, Türkiye siyaseti, yıllarca savunduğu fikri bir günde terk edip aynı hararetle aksini savunabilen başka bir liderle Erdoğan öncesinde karşılaşmamıştır. yitirişimizin 25. yılında Esad ile oldukça yakın ilişki içindeyken birden diktatör olduğunu hatırlayan, NATO’nun Libya’da ne işi var dedikten kısa saygıyla a n ıyo ru z.. . süre sonra NATO’nun Libya’ya girmesi gerektiğini söyleyen, Sisi’nin yıllarca darbeci olduğunu haykırıp şimdi yakın ilişkiler kuran, 15 Temmuz darbe girişiminin finansörü olarak kamuoyuna sunulan Birleşik Arap Emirlikleri ile bugün yine kol kola olan Erdoğan’ı bu konuda geçebilmek için büyük çaba sarf etmek gerektiği kuşku götürmez bir gerçektir. Cumhurbaşkanının bu yönetim anlayışının son örneği ise ikinci açılım sürecinde görülmüştür. Muhalefeti DEM Parti ile siyaset yapmakla suçlarken (ki yasal bir partiyle görüşmenin, müzakerelerde bulunmanın hiçbir sakıncası yoktur) bugün bahsettiği role kendisi soyunmuştur. Burada asıl soru, bu tarz bir yönetim anlayışının daha ne kadar sürdürülebileceğidir. Erdoğan’ın artık tutarlı bir görüşü, fikri, ideolojisi kalmamıştır. Bunu tüketen, yaptığı zikzaklarla bizzat kendisidir. Sürekli karar ve strateji değiştirerek seçmen bir noktaya kadar konsolide edilebilir. Fakat bu tarz, alışkanlık haline getirildiğinde gerilemenin ve çöküşün beklenenden de hızlı olacağı kesindir.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle