23 Ocak 2026 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

8 GÜNEY AMERİKA GÜNEY AMERİKA 9 Rengin ve şiirin vatanı: Şili Yazı ve fotoğraflar: Reşide Okudur zun bir uçak yolculuğunun ardından, ŞiU li’nin başkenti Santiago sokaklarındayım. Günümüzden 40 yıl önce, Şili’de halk iktidarını gerçekleştiren Salvador Allende ve Nazım Hikmet’in arkadaşı, büyük şair Pablo Neruda’nın ülkesinde olmanın ayrıcalıklı ve serüven dolu özelliğini yaşıyorum. Güney Amerika’nın batı cephesi. Latin Amerika’nın batısında boydan baya uzanan And Dağları ile doğal bir kalkandır Şili. Paris’ten 12 saatlik bir uçuştan sonra, Santiago’nun küçük bir havalimanındayız. Santiago’da şehir merkezindeki otelimize yerleşiyoruz. Şili halkıyla, mesaiye yetişecekmiş gibi aynı nefesi almak için hemen kendimizi caddelere atıyoruz. Rahat, sakin ve telaşsız bir hali var kentin. Bir yanı modern, çoğu yanı eski binalarla kaplı çok geniş bir alana sahip. Özellikle, San Cristobal Tepesi’nden çepeçevre bütün kenti ve de And Dağları’nı doyasıya izleyip içinize sindirebiliyorsunuz. Konvensiyon merkezi, Pinochet’in eski sarayı, eski pazar, San Cristobal Tepesi, O’Donell Caddesi bir nefeste gördüğümüz yerler. En önemlisi bizim için; bu dünyanın en batısı diye bilinen ülkede bir “Atatürk Meydanı ve Anıtı”nın olması. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ordayız. Böyle anlamlı bir günde, bu meydanda olmak ve de Atatürk’ün Anıtı önünde saygı duruşunda bulunmak bizi gururlandırdı. Meryem Ana Anıtı’nı ziyaret etmek için tepelere çıkmak epeyi yorucu oldu ama Santiago’yu en güzel kuş bakışı izleyebileceğimiz tek güzel nokta burası. Papa 2. Jan Paul, 1999’daki ziyaretinde, kendi el yazısı ile yazdığı ziyaret defteri, Meryem Ana Anıtı’nın içinde sergilenmekte. Yine bu ziyaret anısına; şehrin çok dışında, uzaktan bakan başka bir tepeye “haç” dikilmiş. Ertesi sabah metroya atlayıp şehrin dışında bir köy yaşantısı izledik. Resimlerin ve el sanatlarının sergilendiği bir yerdi. Şilili devrimci şair Neruda’nın Evi’ne ulaşmak bizi çok heyecanlandırdı. Modernleştirilmiş ve müze haline getirilmiş olan evde; Neruda’nın eşyaları sergileniyor. Rehberlik hizmeti ücretli. Ertesi gün, Pasifik Okyanusu’na doğru yola çıkıyoruz.. Şili’nin meşhur üzüm bağların seyrederek, birçok ödül almış şarap evlerini, malikaneleri görerek batıya doğru gidiyoruz. Üzüm bağlarının bir çoğunun sahipleri Fransızlar. İşçileri de Şili halkı. Vadilerin özelliğine göre ekşi ya da tatlı şarapların yapıldığı bölgeler ayrı. And Dağları’nın Pasifik’e doğru uzantısını bir yanımızda taşıyarak Las Vales’i geçiyoruz. Las Aciro bakır madeni ocağı şu an çalışmıyor. Tepelerde avokado ağaçları, her yer yemyeşil. Yol üzerinde Los Hornitos kovboylarını görüyor, orda bir soluklanıyoruz. Yol üzerinde gördüğümüz Levaskes Kilisesi, Santiago halkının 8 Aralık günü, on sekiz saat yürüyerek Casablanka’nın dışındaki bu kiliseye, Meryem’in hamile kaldığı gün için adak adamaya gelmelerini heyecanla dinledik. Aralık ayı, tam yazın ortası Şili için. Yaklaşık 110 kilometreden sonra, Valparaiso kentini uzaktan görmeye başlıyoruz. Kırk beş tepe üzerinde kurulmuş olan bu kent, 1980’deki büyük depremden sonra yeniden inşa edilmiş. Diktatör Pinochet, bu kentte doğmuş. Depremden sonra kentin kalkınmasını sağlamak için, Parlamentoyu buraya taşımışlar. Parlamento binasının önünde Pinochet’in bakırdan bir anıtı var. Çok şirin ve halen troleybüslerin çalıştığı karmakarışık, fakir fakat çok renkli bir kent. Tepelere tırmanırken, İngiliz mahallesinde 200 yıllık olduğu söylenen şato gibi evler de görüyoruz ki, bunlar depremde hasar görmemiş. Panoramik izlenimler için, 21 Mayıs Tepesi’ndeyiz. Bu tepede daha fazla çeşitte lamadan ve angoralardan yapılmış yöreye özgü pançolar, kazaklar, ceketler ve şallar gibi otantik hediyeler bulabiliyorsunuz. Pasifik Okyanusu boyunca yolumuza devam ederken, sahil yolu bizi modern bir kente ulaştırıyor. Vina’del Mar. Tatil cenneti ve balayı adası ola rak bilinen Paskalya Adaları’nda yemek keyfi. Çeşitli soslu ya da sossuz kılıç balığı sunumlarına, şarapla eşlik ettik. Şehirde bir benzerinin Zürih’te olduğu çiçeklerden yapılmış meydan saati ve şehrin sembolü olan pelikanları ve taş heykeli görüyoruz. Fonck Müzesi’nin bahçesinde gördüğümüz Paskalya Adaları’ndan gelen yerlilere ait olan dört heykelden biri olan Raparui’u görüyoruz. Pablo Neruda Tepesi’ndeyiz. Valparaiso’yu son kez kuşbakışı izleyebileceğimiz Neruda Tepesi de bizi bir hayli duygulandırıyor. Dönüş yolunda üç bin dönümlük Veranata Şarap Evi’ni gezdik. Dünyayı keşfetmek isteyen serüvenci gezginlerin uğrak yeri Şili’den; söylediğimiz “Venseremos” şarkısı ve renkli samba dansı eşliğinde ayrılıyoruz. rokudur@hotmail.com
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle