Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
KAPAK 5 etkiliyor. Kayaköy’den çıkıp sahile doğru yürürseniz karşınıza Gemiler koyu ve adası çıkar. Burada denize bakan bir manastır görürsünüz. Gemiler koyu berrak bir suda yüzmek isteyenler için bulunmaz bir yer. Gezintimize sahilde devam edelim. Gemiler Adası’nın hemen yanında Karacören Adası’na ulaşılır. Adalardan söz etmişken On iki Adaları, Karanlıkiçi Adaları, Tersane Adası, Domuz Adası ve antik kent Lydae ve batık hamamda Kleopatra’nın yıkandığı sularda yüzmek olası. Fethiye’de denizden EGE’NİN İMBATI Serdar Kızık serdarkizik?cumhuriyet.com.tr kıyıların kumu da elenmiş un gibi üzerine uzanan kişileri adeta okşar. AŞK NİYE YOK? Bu kez Kordon’a değil, fuara yöneldim, kentin karmaşasından kurtulmak, biraz soluk almak için. Burası, betonla kuşatılmış İzmir’in, kent içinde kalan, kısmen yeşil tek alanı. Neden betonlara boğdular kentlerimizi, neden bu rant hırsı? Özellikle Avrupa’da çağdaş kentlerin merkezleri koruluklarla, büyük yeşil alanlarla çevrili. İnsanlar, parçası oldukları ama çoktan koptukları ya da koparıldıkları doğayla bu alanlarda iletişim kuruyorlar. Bizim fuar alanı da, eh öyle işte. Anladım, uzun zaman olmuş uğramayalı... Biraz değişiklik var sanki. Park eden araçların sayısı artmış. İnsanlar koşu pistinde. Kimileri yürüyor, spor yapıyor, kimileri banklarda sohbette. Batı kentlerindekine benzer görüntüler. Kinse kimseyi rahatsız etmiyor. Çağdaş, uygar bir hava egemen. Kentin aydınlık yüzü yansıyor çevreye. Yürüyorum, yeşil dokunun arasında. Ama ağaçlar, betonların çirkin yüzünü gizleyemiyor. Bu arada bir eksiklik var çözemediğim. Bir şeyler yok, ya da değişmiş. Ne olabilir ki? Birden fark ediyorum aşıklar yok, aşıklar... Ağaçların altında, banklarda, heykellerle çevrili kas katlı havuzun kenarlarında, sevgililer, ele ele tutuşanlar, kimseye aldırmadan göz göze bakanlar, hatta öpüşenler eksik. Bu kentin kalbi fuarda, sevgi yok, aşk yok, izleri yok... Eskinden böyle miydi? Genci yaşlısı, liselisi, üniversitelisi, el ele, göz göze dolaşır ya da sohbet ederlerdi. Bu hal ne böyle? Bir rastlantı mı, yoksa o Anadolu’yu saran koyu taassup İzmir’e, fuara da mı yansıyor? Yoksa bugüne özgü mü manzara? Gençliğimizde kaçamak mekanımızdı fuar. Özgürce eğlenir, oynar, koşardık. Bu durum eski yıllara bir yolculuğa dönüşüyor Tenis Kulübü’nün önünde. Ne kadar coşkulu bir alandı fuar. Şenlik yerinin yanı sıra ulusun kalkınma azmini yansıtan ve dış dünyaya açılma özlemlerini vurgulayan bir sahneydi. İzmir’in genç ve idealist belediye başkanı Dr. Behçet Uz’u anımsıyorum, uluslararası fuar fikrini ilk ortaya atan. Bir kenti inandırarak toplamış, binlerce ağaç dikmişti. Fuar bir kentin yaşamına derinlemesine girmişti böylece. İzmir için değil Türkiye için de çok önemliydi. Sunay Akın’ın deyimiyle, kibrit kutularının üstündeki fuar resimlerini biriktirmeyen çocuk yok gibiydi o yıllar. İzmir fuarlı kibrit kutusu en değerli olanıydı. Anımsıyorum, balayılar bile fuara göre ayarlanırdı. Ne günler. Yürüyorum. Müzenin önünde sergi açan Mehmet Aksoy’un heykelleri bir güzellik, ama o eski insan güzelliği eksik mi ne çevrede? İstiyorum ki, şu devasa hangarlar ortadan kalksa, fuar açık otopark olmaktan çıksa, değişik müzeleriyle tümüyle “Kültürpark”a dönüşse, yalnızca kitap ve hediyelik eşya fuarları düzenlense, yeşil daha da çoğalsa ne güzel olurdu” Pırıl pırıl Hisarönü Ölüdeniz’e giderken Hisarönü’nden geçersiniz. Hisarönü’ne bazı kişiler Türkiye’nin Paris’i derler. Çünkü Hisarönü geceleri pırıl pırıldır. Barlarda, diskolarda ve restoranlarda neon ışıkları altında eğlencenin doruğuna varılır. Satış yerleri ve eğlence merkezleri ile sabaha kadar cıvıl cıvıldır. Hisarönü kısa zaman içinde umulmadık bir çıkış yaparak yerli ve yabancıların gözdesi olmuş. Bu gelişmenin başta gelen nedeni ahşap mimariye ağırlık vermesi. İşte bu gelişme Hisarönü’nü Paris’e benzetmiştir. Hisarönü’nden giderken sağa dönerseniz, yerlere kadar uzanan çam ağaçları arasından Kayaköy’e varırsınız.1900’lü yılların başında 10 bine yakın kişinin yaşadığı bu yer, bugün köy görüntüsünde. Birbirini kapatmayan ve ışığını kesmeyen evleri ile terkedilmiş bir yer olan Kayaköy gelenleri hala uzaklaşmak isteyenler Saklıkent’in soğuk sularında da serinleyebilirler. Saklıkent, FethiyeAntalya sahil karayolu üzerinde. Kemer’den sağa dönülünce Tlos antik kentini geçersiniz. Kayadibi köyünden sonra da Saklıkent kanyonuna ulaşılır. Fethiye, Saklıkent arası 50 kilometre. Saklıkent kanyonunda yerleşik insan yoktur ama her zaman cıvıl cıvıldır. Kanyonun içine birkaç kilometre yürünür. Soğukla arası iyi olanlar pekala

