Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
IŞIK KANSU G eçenlerde gündüz gözüyle Samsun’a düştü yolumuz. Sarı başak Sungurlu, Etilerden bu yana nohut kaynatan Çorum, eski şirinliğini yitirmiş Merzifon derken, sonra Atatürk’ün dağ başını duman almış Havzası ve en sonunda da yamaç aşağı deniz, Samsun... Türkülerdeki mor dağlar çıplaktı, bozkır tüm yalnızlığı ile uzuyor, atmacalar telgraf direklerine konuyorlardı yine. Ya toprak? Uzun yıllar önce bu yolu bir kez daha geçmiştik. Sel vurmuştu Çorum’u, Merzifon’u. Ekinler, hayvan leşleri ile birlikte çamura bulanmış, o yılki, belki de tüm gelecek kararmıştı köylü için. Gözlemimiz o ki, toprak, ondan beterdi bu kez. Dağlar neyse, tarlalar oydu. Çıplak. Nadasa bırakılmış filan değil, çırılçıplaktı. Ekilmemiş yani... Sel değildi olan biten, ama sel gibiydi sonucu. Belli ki; o bildik, Ey açlık! tanıdık görevlilerden Derviş felaketi geçmişti önce, ardından niyet mektubudur diye alınyazısını IMF’ye yazdırmış bugünkü kadercilerin terk edilmişliğine bırakılmıştı toprak. Üretimsizliğe itilmiş ufuk dolusu yer, gökle birleşmişti. Sonbahar güneşi, hasat bayramlarına salkımlı, kilimli tak olamadan devrilmişti güneyden batıya. Öyle ya, metrekaresi bilmem kaç dolardan satılacak hektarlarca boşluk bırakılmalıydı vatan sathında. Dağlık taşlık varken tarım arazilerine kurulmalıydı, Bay Buş’un her zoraki görüşmede, görüşmek isteyenin kafasına kafasına kaktığı elâlemin kondurduğu fabrika... Hem de Cumhuriyet’e soluk vermiş, Anadolu’ya uygarlık, halka da iş, aş taşımış şeker fabrikalarına sinsi sinsi dirsek atılırken... Talip Apaydın’ın “Sarı Traktör” romanındaki kahraman gibi traktöre kavuşmayı yaşam odağı yapmış olanlar, toprağa küsmüştü. Laf olsun, torba dolsun diye bir yapılmış bir değerlendirme değildi bu. Bir tanıklıktı: Ankara’ya yakın Gölbaşı ilçesinin sanayi sitesindeydik Ekim ayı sonunda bir gün. Traktörünü tamire getirmişti. Burnundan soluyordu neredeyse. “Ulan” diyordu, kasketini çıkarıp ensesini mendiliyle silerken, “Tarlaymış, sabanmış, bırakacaksın bunları hemşerim. Ekiyorsun da ne oluyor? Para mı kazanıyorsun. Hiç... Bizimkisi esaret, sürünmek...” Karşısındaki başını sallaya sallaya onaylıyordu: “He vallahi. Bizim oğlanı bıraktım, okusun, çekmesin babasının çektiklerini. Tarım bitti birader, bitti.” Karamsarlık, tükeniş, boş vermişlik kol kola girmiş, çiftçinin göğsünü tırmıklıyor... Sonra gelsin kentlere göç. Göç de değil, yüzlerce yıllık toprağından sürülmek gibi bir şey. Sonra gelsin işsizlik, umarsızlık, açlık... Bu toprağın ve insanlarının alışıldık yazgısı mıdır? Değil kuşkusuz. Orhan Kemal’in sözüdür; altı çizilir, unutulmaz: “Ey açlık! Seni midemde, iliklerimde, kanımın yuvarlarında duydum. Ve sen, benim iyi, benim şefik ve rahim olan soyum, insan soyu, sen ebedi tokluğu fethedeceksin!” Çiftçisi ile, işçisi ile emek, yalnızca yurdumuzda değil, tüm yerkürede çok karanlık ve basık bir havadan geçiyor. Bu kahredici dönem aşılacak, mutlaka aşılacak! Bu süreçte insan soyunu sevenler ve ebedi tokluğu fethetmek isteyenlere tek bir görev düşüyor: Yalpalamadan dik durmak, geleceğin umudunu hep yeşerik tutmak! tcebe i Kur r u N n: Dese 11. SAYFA

