Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Günler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
NTALYA (Cumhuriyet Bürosu) Türkiye’de seracılık, mevsim dışında sebze tüketme eğilimleriyle birlikte kendini göstermeye başladı. 1950’lerde Antalya’nın Serik ve Alanya ilçelerinde kurulan, ilk seraların, kuzey cepheleri duvarla örüldü, diğer cepheleri ise camla kapatıldı. Günümüze göre oldukça ilkel bir görüntüye sahip seraların ilk ürünleri ise domates ve hıyar oldu. Yaklaşık 500 dönümlük alanda yapılan seracılık, daha çok açık tarlada kullanılan standart tohumlarla gerçekleştirildi. Amaç, sebze yetiştirme tarihini öne çekmek, yani turfandacılık yapmaktı. 1980’lerden itibaren, sera alanları her yıl düzenli olarak yüzde 10 oranında genişledi. Zaman içinde, ekonomisini tarım ve turizme dayayan Antalya’da, ihracatın da başlamasıyla seracılığın önemi gün geçtikçe arttı. Günümüzde Antalya 17 bin 500 hektarlık örtülü alanla seracılığın en önemli merkezi durumuna geldi. Türkiye’deki toplam 30 bin hektarlık sera alanının, yüzde 46’sına karşılık gelen bu alan, Antalya’yı da bir anlamda seracılığın kalbi durumuna getirdi. Ancak, üretim alanlarının parçalı yapısından, teknoloji kullanımı yetersizliğine, üretici örgütsüzlüğünden, bir pazarlama sorunu olarak karşımıza çıkan hal yasasına kadar, çözülemeyen sorunlar, gerek üreticinin, gerekse ihracatçının kafasını karıştırmaya devam ediyor. Seracılığın, Antalya’daki ve Türkiye genelindeki yapısal gerçekler rakamlarla da ortaya çıkıyor. Tüm Avrupa ülkelerinde toplam sera miktarı 170 bin hektarken, bunun yüzde 20’si Türkiye’de bulunuyor. Bu, yeterli bir alan olarak görünse de birim alandan elde edilen verimin düşüklüğü nedeniyle, sera alanıyla, üretim miktarı birbirini dengelemiyor. Yine Avrupa’nın Akdeniz kuşağı ülkelerinde cam sera oranı yüzde 12 iken, bizde yüzde 20 düzeyinde. Bunun nedeni Avrupa’daki yıllık yağış miktarı 400 kg/metrekare iken bizde 1000 kg/metrekare kadar çıkması ve kapalı gün sayısının fazlalığı. Bu da kaliteyi olumsuz yönde etkileyen etkenlerden biri. Bir başka rakamsal bilgi ise ihracat oranın düşüklüğüyle ilgili. Yılda 3 milyon ton sera üretimi yapılırken, bunun sadece yüzde 5’i ihraç edilebiliyor. Geçtiğimiz yıldaki artışa rağmen sadece 150 milyon dolara ulaşan ihracat miktarı, ne üreticiyi, ne de ihracatçıyı mutlu etmeye yetiyor. Bütün bu bilgileri aktaran ve ihracat miktarının düşüklüğüyle ilgili bir takım tespitlerde bulunan Ziraat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Vahap Tuncer, üretimin kayıt altına alınmaması ve üretici dağınıklığını gerekçe olarak gösterirken, birim alandan elde edilen verimin düşüklüğünü de üç ana nedene bağlıyor. İşletmelerin küçüklüğü, sermaye yetersizliğine bağlı teknoloji kullanımının azlığı ve sera alt yapısının yetersizliği. Tuncer, öncelikli sorunlardan biri olarak gördüğü, seralardaki parçalanmış yapıya ilişkin şunları söylüyor: Seracılık giderek gelişiyor A Ziraat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Vahap Tuncer’e göre, seraların küçülmemesi için Toprak Kanunu’nun bir an önce çıkarılması gerekiyor Birim alandan elde edilen verimin düşüklüğü nedeniyle, sera alanıyla, üretim miktarı birbirini dengelemiyor. Seralar aile işletmesi ‘‘Türkiye’de özellikle de Antalya’da, seracılık aile işletmeleri şeklinde yapılıyor. Büyüklükleri 13,5 dekar arasındaki işletmeler, teknolojiden yararlanamıyor. Oysa Avrupa’da seralar daha çok ticari işletme yapısında ve 100150 dekarlık büyüklüğe sahip alanlar söz konusu. Küçük işletmeler de kooperatif ve birlikler bünyesinde örgütlü. Bizdeki parçalı, küçük yapı, pazara yönelik üretim planlamalarına engel oluyor. Seralarımızın daha çok küçülmemesi için Toprak Kanunu’nun bir an önce çıkarılması ve değiştirilen miras hukukunun uygulamaya sokulması gerekiyor.’’ Seralardaki altyapı sorunlarının da küçük işletmelerin, düşük sermayeyle çalışmasının bir sonucu olduğunu belirten Tuncer, ‘‘Devlet desteği yetersiz. Üretimde düşük faiz ve uzun vadeli kredi uygulamalarına ge çilmesi gerekiyor. Ayrıca,ülkemizdeki işletmeler, soğuk tip seralar.Yani mevcut ısıtma kaynakları, bitkiyi donlu günlerde ölümden korumak üzere yapılmış. Avrupa’da ise iklim kontrollü seralar var ve seraların ısısı minimum 1315 derecede tutuluyor. Bizde, maliyeti azaltmak için yeterince ısıtılmayan seralar, verimi ve kaliteyi düşürüyor. Böyle bir ürünün de ihracat şansı kalmıyor. Seralardaki, havalandırma yetersiz. Yüksek nem ve ısıtma yetersizliğine bağlı olarak fazla tarım ilacı kullanılıyor. Zaman zaman ihracatta ciddi sorunlar yaratan ilaç kalıntısı sorunun önüne geçmek için üretimin kayıt ve kontrol altına alınmasının yanı sıra, ilaç ruhsatları bakanlıkça yeniden gözden geçirilerek, AB ile uyumlu hale getirilmeli ve riskli olanların satışı reçeteye bağlanmalıdır’’ diye konuştu. Tuncer, Antalya’ya bu yıl getirilmesi planlanan doğalgaz için de seralara öncelik verilmesini ve tarımda kullanılacak gazın fiyatının konutlardaki fiyatına göre daha ucuz olmasını istedi. Seracılığın önemli sorunlarından birisinin de ürünün sadece haller aracılığıyla pazarlanıyor olmasına bağlayan Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Tuncer, ‘‘Ürün fiyatı, seradan, tüketiciye ulaşıncaya kadar 3’e katlanıyor. O yüzden Toptancı Hal Yasası zaman geçirmeden değiştirilmeli. Üretici, ihracatçı ve süpermarkete doğrudan satış yapabilmeli’’ dedi. Üretimde, kayıt ve kontrol mekanizmasının olmadığının altını çizen Tuncer, kontrollü üretim için tarımsal danışmanlık sisteminin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. İhracatçıların yavaş yavaş üreticiyle sözleşmeli üre tim yapmaya başladığını, ancak bunun teşvik edilerek geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Tuncer, bir diğer önemli sorun olarak da üretici örgütsüzlüğüne dikkat çekti. Tuncer, konuya ilişkin görüşlerini de şöyle aktardı: ‘‘AB ülkelerinde pazara sunulan meyve sebze önemli oranda kooperatif ve üretici birlikleri tarafından sağlanıyor. Belçika’da süper marketlerdeki yaş meyve sebzenin yüzde 70’i, diğer Avrupa ülkelerinin bir çoğunda ise yüzde 50’si, bu örgütler tarafından üretilip, pazarlanıyor. Söz konusu ürünler izlenebilir ve kontrollü üretim olduğu için de AB tüketicileri tarafından tercih ediliyor. Kooperatifler bünyesinde örgütlenmeyle, üretimden pazarlamaya, teknoloji kullanımından, ürünün kayıt altına alınmasına kadar pek çok sorun çözülebilir. Ülkemizde de 2004 sonunda çıkan Üretici Birlikleri Yasası, üretici ihtiyaçlarına yanıt vermekten uzak görünüyor. 1520 bin üreticinin bulunduğu bir ilçede, böyle bir birliğin kurulması imkansız. 1520 bin üyeli hantal bir birlik sorunları çözmek bir yana yeni sorunlar yaratır. Üretici örgütlenmesine engel bir yapı var. Bu yüzden en azından yasanın uygulanmasına yönelik çıkarılacak, yönetmelikte seracılığın içinde bulunduğu yapısal sorunlar da dikkate alınarak bu alanda örgütlenmeyi kolaylaştıracak birtakım düzenlemelerin getirilmesi gerekir.’’ Tuncer, AB uyum süreci içinde gelişecek ve AB ile rekabet edebilecek sektörlerden birinin de seracılık olacağının altını çizdi. 8

