05 Temmuz 2022 Salı English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 27 EKİM 1996 PAZAR 10 DIŞ HABERLER Yassu Takis kardeş! BERLİN DİLEK ZAPTÇIOĞLU >ehırlenn şehnne. kubbelerın çinden çıkan kulelere, meydanlann ve ısırlık taşlann yıkandığı duru yağmur iulanna. biryelkenfı cilvesiyle süzülüp jiden vapurlara. İstanbul'a bakmaktan iaha güzel bir şey olabılir mi ? ^azlanma sö>le. Maria, Nikos, fakis. sen söyle, böyle şahane bir nanzara görmüş müydün hiç? Vynı dili konuşmasak da aslında aynı .eyi istemıyor muyuz. aynı şarkilan .eviyor, aynı hasretle yanıyor. aynı >lümden korkuyor ve aynı sıcaklıkla utuyoruz ellerimizi. Şarkılanmız hep ıynı şeyi anlatıyor. anlıyoruz. Siz de burada yaşamıyor muydunuz ıep? Biz çok eskiden beri tanışmıyor nuyduk... iir şehri, bir insanı terk etmeye :orlanabilir insan. belki de ırkasına bakmadan gıder ısteyerek, ıma şarkılannı terk edemez. iiz, işte şu muhteşem denize ki karşı sahilden bakanlar, aynı arkılan sevenler, sesimizde a>nı ıüzün, gözlerimizde ;ynı derinlik, içimizde hep aynı Htmeyen ve özenle besledigimiz lasret var. Lizbon'dan Atina'ya 'e lstanbul'a kadar. işte bu enlemlerde yaşıyor, neye olduğu ürif edılemeyen, ama aşkla donattıgımız o hasret. Hep buralarda, deniz kıyısında. Daglarda, ormanlarda yaşayanlann tuhuyla denız kıyısında oturanlannki tiçbir zaman bırbirini tam lucaklayamaz, sanlsa da bedenler. Cünkü deniz insanları bütün bu sulan i;mek. havayı ciğerlerinin son hücresine kadar solumak, okyanuslann Lzerinde kanatlanıp uçmak, şehirlere caima uzaktan bakabilmek, bırakıp kendini sulara sınlsıklam, aşka \e ihanete dair tüm şarkılan bilmek. söylemek. onlarla olmak ve hiçbir zaman almamak isterler. Biz hiç aynlmamalıydık' Anlamsızca yorulmamalıydık, dağlarda denizi, soğuklarda sıcağı, sıg sularda derinlikleri arayarak. Sadece şu ma\iliklerde yorulmalıydık. Siz de hiç gıtmemeliydınız, bızı, hayat \eremedığimız evlerinizle. artık dilini çözemedığımiz şarkılannızla. ahengini bir türlü tutturamadığımız danslannızla geride bırakarak. Bir sınır bile çekmemeliydik aramıza, kırmamalıydık birbirimizi. Bu kadar benzeyen \e konuşmadan anlaşmak dediğimiz o mucizeyi kolaylıkla başarabilen insanlarhiç aynlmamalıydı bırbirinden. Sizin tavernalannızda kırdığınız tabaklan almak. çoğaltmak. raflanna istiflemek için satın alıyorlar yazılanmızı. Sizin danslannız coşkuyu kanatlandırmaktan, her kınlan parça, duyguyu şıddetle yaşamaktan başka nedir ki? Biz bu şiddetli aşkJan hiç sevmiyoruz mu sanıyorsunuz? Yassu Takis! Frankfurt'taki o küçük bodrum tavernasında. senin adaşının Berlin'de Kant Caddesi'ndeki yennde, BalıkpazarTnda. Plaka'da veya başka bir yerde, yine aynı şarkılan dinleyip hayatın ellerimizin arasında akıp gıttigıne üzülmeyerek, harta bunu hiç düşünmeyerek, kaçırdıklanmizı yeniden yakalamaya ne dersin? L'çak pencerelerinden en güzel manzara da yalnız derin sulann o tarifsiz lacivert rengidir. Sularda kaybolan kent VenedikKanallar \e gondollar kenti her mevsim ılginç. Küçük gemıler. motorlar. daracık ara yollar hep dolu. Turistler akın akın geliyor Venedik"e. Garda gölüne güz dınlencesine gelip de bu güzel kanallar kentine uzanmadan olmazdı. Sabahın erken saatlerinde şirin göl kasabası Bardolınodan yola çıktık. Otobandan Venedik'e gelmek kolay. Kenti gezmek için otomobilı bir verepark etmek ıse dertlerin en büyüğü. Kanala yakın 10-12 katlı bir otoparka zarzor kapagı artık. Ancak park etmek mümkün değıl. Araçlar 2-3 sıra yan yana duruyor. Her katın 'sorumlu kâhyalar'ı \ar. Kontak anahtarınızı ve aracınızı onlara emanet ediyor. eline de bırkaç bin lıret tutuşturuyorsunuz. Tabii otopark ücretı de ayn. Sıstem tam İtalyan usulü. Ancak bızlere de pek yabancı olmayan bir uygulama... Canale Grande'yı küçük vaporetta ile geçıp, San Marco alanına a>ak bastıgımızda. yol boyunca gördüklerimizle sanki büyülenmiştik. Kanal kıyısında boyalan dökülmüş tarıhi yapılartüm çekicilikleri ileyüzyıllara meydan okuyordu. Korkuluklan saflanan daracık köprüler tanhe direniyordu. Kazıklar ve 118 adacık üzerıne kurulu bu kent agır ağır sulara gömülmeye hazırlanırken gururundan henüz hiçbir şey yitirmemişti. Venedik gondollar kentidirde. Nasıl Eyfel siz bir Paris olmazsa. gondolsuz da Venedik olmaz. Bu daracık kayıklar 11 metre uzunluğunda, 350 kilo agırlığında. Gondol yapan ustalar gittikçe azalıyor. Orta boy bir otomobil değerinde bugün bir Venedik gondolu. Turist gezdırmekten öteye her türlü taşıma ı>ıne de gidiyorlar. Otellerden \apur ıskelesıne bavul, motorların giremedıği dar kanallara e\ eşyası, mezarlığa cenaze taşıyorlar. San Marco alanının denız tarafına dizi dizi sıralanmış, altın yaldızlı kara VENEDİK AHMET ARPAD gondollar. Aheste ahcste sallanıvor. cebı dolar ve yen dolu turıstleri beklıyor. "Buyrun bir kanal gezıntisine" diyor. Yıllarönce bu işe başladığını. Venedik Beledıvesi"nden dıplomalı olduğunu anlatıyor. Yazın dört ay Venedıkte gondolculuk yapıyordu. "Yakında Almanya'ya döniip mesleğim müzık öğretmenliğınde çalışmaya devam edeceğıırTdıyor. San Marco alanı, her zamankı gıbi güvercınler ve tun.stlerle dolu. Yer yer oluşmuş su bırikıntilenne girmemeye. başımıza güvercm konmamasına dikkat ederek Bazilika'ya doğru ilerledik. San Marco "nun kahve \e pastanelerine bu kez uğramayacaktık. Yaşlı müzisyenlerin çaldığı operet ve tangolar kulağa hoş gelse de. Bir kaç yıl önce içtiğimız espresso ve capucıno'ya ödediğımız tuzlu hesabj henüz unurmamış,tık. Kentin daracık ara sokaklan küçük, şirin barlarla doluydu. Yünidük. Kanailan aştik. ince taş köprülerde. Durgun sulardan. bırbinne değecekmış gıbi yiikselen yapılar arasında gökyüzünü aradık. Kepenklerı kapalı pencereleryaşamsiz. sıvalan dökülmüştü, boyalan solmuş e\ler ınsansızdı. Dar köprülerin korkuluklanna dokunduk. Paslannıı^ demirlerde Marco Polo'nun Stravvinskv'nin. Thomas Mann'ın el ızlerinı aradık. İçen gırdığımız bar küçüktü. Loş ışıkta birkaç nıasa seçıliyordu. Tezgâha yaklaştık. İşçi kılıklı üç İtalyan. bir an için konuşmayı kesti Bize baktılar. Sonra "Salute" deyip. çene çaJmaya devam ettiler. Oldukça neşelıydıler. Hep gülüyorlardı. Duble espresso ısmarladık. Yorgunluk alsın diye. Bann loşluğunda bın daha gozümüze çarptı. Tezgâhın sonunda duran yaşlr adam. elindeki kadehi şöyle bir kaldınp. Almanca selamladı. Kahve ıçimızi ısıttı. Arkasından da birergrappa ısmarlayıp laflamaya başladık. "Bir grappa da benden için" diye konuştu yaşlı adam. "San grappa daha lezizdir." Adı Renato idı. Anlattı. Kendinden söz ettı İsviçre'nın Basel kentinde. küçük bir otelde gece göre\ lisiydi. fzıne gelmişti Venedik'e. Ikı oğlu \e bir kızı \ardı. Çoktan evlendirmiştı onları. "Kent dışına, Mestre'ye yerleştıler. Tüm gençler gıbi onlarda terk etti La Serenıssima'yı..." Kanallar kenti Venedik. artık altın yaldızlı kara gondollann, göçen tarihi yapılann ve yaşlı insanlann. Sessizce, ağır ağır kayboluyor Venedik. Sulara gömülüyor. Birbirinden ayn iki ırkçılık JOHANNESBURC AYSU ÖNEN BerlinMe sambacıların gösterisi AJmanva'nın ünlü vatınnıcı şirketi Daimler Benz tarafmdan Berlin'de \aptı- nlacak olan "inşaat sitesi"nin temeli dün görkemli bir kutlama töreni iîe atıl- dı. Temel atnıa töreninde birçok gösterinin yanı sıra birbirinden güzel kızla- nn yer aldıgı samba dansçılan biiyük ilgi gördü. Evler, bürnlar. mağa/alar \e restoranlardan oluşan sitenin. 34ü bin metrekareiik bir alana kurulacağı be- lirtildi. Vetkililerinşaatsitesinin 1998 MII sonunda tamamlanmasını bekledik- lerini sövlediler. Temel atma şenliğini nenklendiren Brezilvanın ünlü samba danscılarının gösterisi davetliler tarafmdan ilgiyle izlendi. (REL'TER) Hâlâ bir patljma olmasını beklıyorum Hanı sıyahlarla bevazlarateşle barut gıbıvdıler? Bılıyorum, Mandela ve yenı anayasası ırkçılığı ortadan kaldırdı dıyeceksınız Irkçılık nedır. Allah aşkına' Dev let polıtıkası mf' Aşk ya da nefret gibı güçlü bir duygu mu" Üye olunması gereken bir dernek mı' Gözle görulür mü1 Dost mu düşman mı? Sıvahlarla bevazlann parlamento \e televizyon açık oturumlan dı^ındada bırbırlenne sövleyecek bir şeylen olmalı Hem de viiksek sesle. Taa Türkıye'den geldım ırkçılığı görmek ıçın. Bir fotoğrafını çekenm diyordum hazır buradayken Irkçılığı saklamışlardı Ben de peşıne düştüm bir dedektıf gıbi 'Biiyük li\ku'daki .\larlo»e oldum. Ilk ıpııçlan anlatılan eskı hıkâyelerdi. 5O'lerdekı vaşam. kuralları mantıksız bir çocuk oyunu gıbıvmış Sıyahlar. bevaz mahallelerde oturamazmış (Otuımalanna ızın venlsevdı, Sovvetobu kadar ünlu olur muydu?) Sıyahlarla ış ortaklıgı vapan beyaz, hapse atılırmış. Brr sivahla evlenmek ısteyen bir Bozulmamış tılsımlann heyecanıTelefon yanlış düştü. Ve bütün janlışlann üzüntü vermedığinı düşünmeme gerekçe oldu. Ben sıgara tortusunda kalınlaşmış kırık bir erkek sesi beklerken. pürüzsüz kadife çekicıliğınde bir kadın sesı telefona beklenmedik bir anlam kazandırdı. Yanlış çevırdiğimı anladımsa da. henıen özürdileyip >aşamımdaki bu hoş yenılikten mahrum kalmak istemedim. Yaptığımı bıraz aptalca bulmama karşın telefonun neden yanlış düştügü üzerine sıkıcı bir şaşkınlık sergileyerek zaman kazanmaya uğraştım. Bu düzeysiz taktiğimi anlayışla dinleyen güzel seslı kadın. böylesi sorunlara sıkça rastlandığını ve Moskova telefon hatlannın içleracısı olduğunu söyleverek bana cesaret verdi. Söz, istediğım gıbi uzadı. Bir ara bana hangi ulustan olduğumu sordu. Muzaffer bir edayla sırtımı koltuğa yaslama zamanım gelmişti işte. Soru sormak. ilgi göstermek demektı. Yanıtı geciktırerek işin tadını çıkardım. Şakalaşma aşamasına ulaştığımızda, sigara tortusu sesli arkadaşımı çoktan unutmuştum. Daha sonra telefonlaşmaya başladık. Sesi ve MOSKOVA HAKAN AKSAY konuşma tarzı her zaman etkıleyıcıvdi. Sıradan sözler sö>lerken bile. cümlelennde farklı bir anlam aratacak bü\ ülü bir vurgu kullanıyorgibiydı. Gıderek basıt söyleşiler. sıcak dertleşmelere dönüştü. Telefondaki divalog. zamanla. etkisini saptamakta güçfük çektığim bir alı>kanlık fialine gelmeye başladı. Bir gün. korkarak bekledığim soruyu sordu: Neden görüşmüyoruz? Ben sessiz kalınca üsteledı: Yüz yüze konuşmak daha ılginç olmaz mıydı?.. Tılsımın bozulacağmın ilk ışaretiydi bu... Alman\,a"da yaşadığım dönemi anımsadım. Başlangıçta yolda önümde giden bıçımlı kadın vücuduna duyduğum havranlıkla vetinmezdım: ona > etişip bir de > üzünü görmek isterdim; sonuç çoğu kez BaşlcaPEN'de yolc! Gizlenmiş Cam Contası: Dış etkenlere karşı contanın deformasyonunu ve degredasyonu önleyen ve contayı gizJeyerek doğramanm estetik görümünü arttıran PİAAAPEN ÜSTÜNLÜĞÜ... FIRSATI! Sızferi mAKH Satti ^apjys». PİJVIAPEN'de var! Ücretsiz Tuketici Danışma Hattt: 0800 211 41 55 PVC PENCERE SİSTEMÎ düşkınklıgı olurdu. vaşlı Alman kadınlannın. Rus ve Türk hemcınslerinın çoğundan farklı olarak, vücutlanna gösterdikleri özene karşı savgım. az önce yaşadığım hayranlık duygusunun yanında hep sönük ve sıkıcı kalırdı. Zamanla. görmediğim vüzlen düşlemeve çalışmak. düşkınklığına ugramaktan daha çekicı gelmeye başladı. Hatta arkamdan gelen tahrık edıcı iskarpin sesıne dönmemenın sabırlı hazzını bile yakaladım. . Sonra benı çok etkileyen bazı tanışmalar aklıma geldi. Su katılmamış bir maksimalızmle ve hoyrat hamlelerle gızemleri aşarak sınırsız dostluk ovalanna yaptıgım koşulan canlandırdım belleğımde. Bana sankı apaydınlıkmış gıbi gelen cılız kıvılcımların ışığında. ölçüsüz umutlar üzerinde hak ıddia etttığım günlere dönüp bir baktım. l>ılen. kötiilen ve çok körulen andım. Kederii bir ozanın dizelerınde. çözülmüş sirlann üzüntülennı tazeledim: "Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka/ sonuçları bir bir gözden geçirivorumy pulluklaria de^TİIen toprağın ıslaklığındaki can/ bazı \asak kitaplann verdiği dinç du>gular/ nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala/ denedim/ baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı/ hiçbir meşru vanı kalmamıştı ha>atunm." "Ya hep. >a hiç!" Yaklaşımından vazgeçme kararımı sorguladım. Mutluluğu çağrıştıran şeylen. anında, koşulsuz \e >atırımsız vjşama denemelerimı yatırdım masaya. Yenıınlenmi bozup bodoslama rıske atıldığım olaylarda kendıme yalancıktan kızdım. Yaşam he>ecanını vıtırmemek için. bozulmavan tılsımlann -hepsıni olmasa bile- çogunu korumak gerektiğini düşündüm... bevaz. mahkemeye başvurup bevazlıktan çıkıp sıyah olmak zorundaymış. Tekrar beyazlıga dönuş >okmuş. Nüfus savımlannda sıyahlar sayılmazmı> Irkçılığın var olduğuna daır kanıt ararken koskoca bir edebıyat çıktı kar^ıma. Günev Afnka edebıyatında verılmiş her eser ırkçılıktan dert yanışordu. Ama hep dili geçmış zaman kullanılmıştı ondan söz edılırken. Bırde ortada sıvah bir devlet başkanı vardı. Irkçılığın varlığından çok. vokluğuna bir kanıt! Sıcağı sıcağına görmek ıstı>ordum ırkçılığı. Hazır gelmışken . Dedektıf Marloue. ırkçılığı sonunda sınemada gördü. Hem de bir ırkçılık değil. ıkı tane bırden. 2 beyaz adam, küçük zencı kıza saldırdılar. 10 >dşındakı kızı dövdüler ve ona tecav üz ettiler. Sonra da bir ağaca astılar. Dalın kınlma.Mvla ölümden kurtuldu küçük kız. ama vücuduna vapılan hasar büyüktü. Saldırganlar tutuklandıvsa da. acılı t*ba Caıi Lee Haile> (Samue) L. Jackson) bılıvordu kı. Mıssısıppı'de. asla bir beyaz.. bir zenci) e tecav üzden hükum gıymez. Carl Lee. adaletı kendı elıne almaya karar verdı ve ıkı beyaz saldırganı öldürdü. Zencı babanın savunnıasını beyaz avukat Jake Brigance (Mathew VlcConaughcv) üstlenınce. dava sıyah beyaz çatışmasına dönüştü. Acaba. Amenkan adalet sistemi renk körü olabılecek mıydı? 2 mılyon beyaz adam, zencı lenn ülkesıne saldırdılar. Topraklannı ve haklannı ellerınden aldılar. Sıyahlar topraklan için savaştıklarında dövüldüler. tecav uze uğradılar. Beyazlar, sıvah ulusu yok edemedıler, ama vapılan hasar büyüktü. Saldırganlar. dunya devletlen tarafmdan ambargoyla ı cezalandınldılarsa da. ırkçı \ yönetımı ; durdurmavacaklardı. Bunu ,' bilen sıv an lıder Nebon < Mandela özgürlük savaşı başlattı. Anlattığım ılk ırkçılık öyküsü. John Grisham'ın kıtabından »ınemaya aktanlan. Joel Schumacher'ın yönettığı fılm, A Time to Kıll-Öldiirme Vaktı'nı özetlıvor Ikınci benzer öykü ise. Güney Afhkalı fılmcıler Jo MeneU ve Angus Gibson' 'Mandela' adlı belgeselde anlatılanlar. Aralanndakı tek fark. sıyah lıder Mandela sonunda ırkçılığı alt ediyor. Sıyah fabnka ışçısı Carl Lee. sonunda suçsuz bulunsa da, ırkçılığa bir fıske bile vuramıyor. Hepsı beyaz bir ülkeden gelen bınnın kolav ca düşeceğı tuzağa düşmüş. Amenkan filmlenndekı ırkçılık görselme ınanmıştım. Oysa. ırkçılık. ancak satır aralannda var. Marlovve olarak bulduğum yenı ıpuçlan kanlı ırkçılık övkülennden daha korkutucu- "V'ıllardır ıstedıklen mesleğı kolayca elde eden bevazlar. vüksek öğrenıme ıhtıvaçlan olmadığına ınanmışlar, kendılennı eğıtimsız sıyahlann efendısı olarak görmüşler. Irkçılıktan beyazlann yara alacağını düşünür müydünüz? Ekonomık ambargonun kalkmasıv la tam bir alışveriş toplumu halıne gelen Güney Afirıka'nın sıyah halkı, yıllardır mahrum olduklan şeyın özgürlük ve ınsan hakları değıl. para olduğuna karar vermı^ler Şımdi yanlış mutluluğun savaşındalar Irkçılık. çok akıllı. Siyahlar bırarayageldılermı. bırde liderleri oldu mu. ırkçılığı yenebılırler. Ancak. tek başına savaşan bın savaşını kazansa da, kaybetse de sistemi değıştıremeyecek. Irkçılığın gücü burada.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle