10 Haziran 2026 Çarşamba Türkçe Subscribe Login

Catalog

Months
Days
Pages
SAYFA CUMHURİYET 6 ŞUBAT 2006 PAZARTESİ 6 DIŞ BASIN DEĞİŞEN DÜNYADAN HÜSEYİN BAŞ Hamas’ı seçtikleri için Batı’nın cezalandırmakla tehdit ettiği Filistinliler Müslümanlara sesleniyor: Bize siz sahip çıkmalısınız ? Yönetime Hamas’ı getirdikleri için Batı tarafından cezalandırılmakla tehdit edilen Filistinliler Arap ve Müslüman dünyasındaki kardeşlerine şu mesajı veriyor: Bizim yanımızda olmak, sizin için bir sorumluluktur. HALİT MEŞAL * İsrailFilistin Sorununda Yeni Dönem Çözümü yıllardır savsaklanan Filistin denklemi, bu kez yeni bilinmeyenlerin ortaya çıkmasıyla daha da çetin bir evreye girmiş görünüyor. Gerçekten de İsrail’de ve Filistin’de son iki aydan bu yana ortaya çıkan bazı beklenmedik gelişmeler, her iki ülkede de taşların yerinden oynamasına yol açmıştır. İsrail’de Ariel Sharon’un aniden gelen sağlık sorunuyla ardında bir yığın soru işaretleri bırakarak politika sahnesinden çekilmek zorunda kalması; Filistin seçimlerinin, çoğunlukça sürpriz olarak görünen, bazı çevreler tarafından ise sürpriz sayılmamakla birlikte, en azından ‘bu kadarı’ beklenmeyen Hamas’ın zaferiyle sonuçlanmasının, kimi zaman yerinde sayan, kimi zaman da kör topal ilerlemeye çalışan barış görüşmelerini derinden etkileyeceğinden kuşku yok. Filistin otoritesinin dışında İsrail’le silahlı mücadele sürdüren Hamas’ın seçimlerden net bir zaferle çıkmasının ardındaki nedenler üç aşağı beş yukarı biliniyor. El Fetih’in, 41 yıllık iktidarında, kuşkusuz İsrail’in şahinlerinin ve onların baş destekçisi Birleşik Devletler’in belirleyici katkısıyla özlenen barışı sağlayamaması, özellikle de Ariel Sharon’un El Fetih ve onun tarihi lideri Arafat’ı barış görüşmelerinde ‘devre dışı’ bırakan ‘tek yanlı’ politikaları, çeşitli yolsuzluk iddiaları, Hamas’ın ‘bu kadarı beklenmeyen’ seçim zaferinin nedenleri arasında sayılabilir. Öyle ki, ne denli çelişkili görünse de silahlı eylemleri kınanan, zaman zaman da misilleme için yararlanılan Hamas’ın zaferinin ardında, Filistin sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasını sürekli engelleyen İsrail ve Birleşik Devletler’in çözümsüzlüğün sürdürülmesi politikaları yer almaktadır. ??? Sharon’un politika sahnesinden çekilmesi, Hamas’ın seçimlerden zaferle çıkması, kuşkusuz, soruna taraf ülkelerde nasıl noktalanacağı şimdiden sağlıklı bir biçimde kestirilemeyen gelişmelere bağlı görünmektedir. Ama her şey, öncelikle, Sharon’un yerini alan Ehud Olmert ve Kadima’nın, yol haritası sürecinde onun verir görünüp sürekli kendine yontan, bu yüzden de yerinde sayan ‘tek yanlı’ politikasına ne ölçüde sadık kalacağına bağlıdır. Siyasi kimliğe bürünen Hamas’ın, halen uyguladığı ‘ateş kes’i, örnekleri İslam tarihinde görülen uzun süreli ‘hudna’ ile kalıcı hale getirmeyi kabul etmesi olasılığı ise sözü edilen gelişmelerin son derecede önemli öğeleri arasındadır. Bu, barış görüşmelerinin silahlı çatışmalardan arınmış bir ortamda sürebileceği anlamına gelmektedir. El Fetih ve diğer partilerle geniş bir koalisyona gidebileceği ileri sürülen Hamas’ın ‘silahlı eylemden’ uzak durması salt İsrail’in değil, sorunun tarafları sayılan Birleşik Devletler, Rusya ve Avrupa Birliği’nin de ‘olmazsa olmazları’ arasındadır. Üstelik silahlı çatışmasız ortamda sürecek barış görüşmelerinde İsrail’in, çatışma ortamı gerekçesiyle üstü örtülen kimi kötü niyetli manevralarının açık seçik ortaya çıkmasını da sağlayabilecektir. ??? Yeniden başlayacağı varsayılan barış görüşmelerinin kaderini etkileyecek gelişmelerden biri de, Hamas’ın silahlı eylemci niteliğinin yanında yer alan ‘İslamcı siyaset’i iktidarının parçası haline getirip getirmeyeceğidir. Yıllardır her türlü baskıya direnen Filistin halkının ülkenin şeriatçı bir Talibanlaşmaya rıza göstermesi, kanımızca, uzak bir olasılık. Üstelik böylesi bir tercihin, onca sorunun çözüm beklediği bir ortamda, ülkeye içte ve dışta yeni dertler getirmekten öte işe yarayacağı da kuşkuludur. Böylesi bir gelişmeye bir başka engel de, 25 Ocak 06 seçimlerinde Filistin yasama konseyinde 132 sandalyenin 74’ünden fazlasını kazanarak mutlak çoğunluğu sağlayan Hamas’ın aldığı toplam 434.817 oya karşılık El Fetih ve diğer partilerin, toplam 523.900 oy almasıdır. Ayrıca Hamas’ın tabanının oyları yüzde 20 dolayında tahmin ediliyor, kalanını El Fetih’e karşı tepki oyları oluşturuyor. Bu da, Hamas’ın, Filistin’i, eğer böyle bir niyeti varsa, İslamcı siyasetin geçerli olduğu bir ülke haline dönüştürmesinin hiç de kolay olmayacağı anlamına gelmektedir. Evet, Ortadoğu’nun bir türlü üstesinden gelinemeyen ‘barut fıçısı’nda taşlar bir kez daha yerinden oynamıştır. Yerinden oynayan taşlar yıkımın sürmesi anlamına geleceği gibi, barışın inşasına da yol açabilir. Hele Hamas’ın şiddete veda ederek siyaseti seçtiği bir ortamda, barış belki de her zamankinden daha yakındır! ilistinlilerin dünya üzerindeki en çok politize edilen ve en eğitimli insanlar oldukları yaygın bir biçimde kabul edilen bir gerçek. Geçen çarşamba günü sandık başına gittiklerinde kendilerine ne sunulduğunu biliyorlardı ve Hamas’ın ne için orada olduğunu. Hiçbir zaman Filistin halkının haklarından vazgeçmeye niyetli olmadığı ve bir reform paketi sözü verdiği için Hamas’a oy verdiler. Ulusal ve uluslararası kamuoyunda onları uyaranlar oldu. ABD ve AB tarafından terörist damgası vurulmuş bir örgüte oy vermemeleri söylendi. Yabancı bağışçıların yaptığı yardımı kaybedeceklerdi. Hamas’ın demokratik bir seçimi kazandığı gün dünyanın önde gelen demokrasileri, demokrasi sınavında sınıfta kaldılar. ABD ve AB, Filistin halkının özgürce seçtiği temsilcisi olarak Hamas’ın geçerliliğini kabul etmek, seçim sonucu F Çocukları da içeren Hamas yanlıları zaferi kutlarken (solda) El Aksa Şehitleri Tugayı Mahmut Abbas yönetimini protesto ediyor. (AP) nun yarattığı şansı kullanıp Filistin’de iyi yönetime destek vermek, kan akmasını durdurmak için yöntem aramak yerine onları cezalandırmakla tehdit etti. Yeni bir sayfa... Biz, baskıya karşı çıktığımız ve hakkımızı aradığımız için cezalandırılıyoruz. Bizi ambargo uygulamakla tehdit edenler bize baskı uygulayanlara koşulsuz şekilde destek vermeye, çektiğimiz acılara neden olanların arkasında durmaya devam ediyorlar. Biz kurbanlar cezalandırılıyoruz. Bize çektirenler ise pohpohlanıyor. ABD ve AB, Hamas’ın seçim kazanmasını Filistinliler, Araplar ve Müslümanlarla ilişkilerinde yeni bir sayfa olarak değerlendirebilirdi. Ve, tabii şimdiye kadar hep Siyonist işgalcilerin gözüyle değerlendirilen bir hareketi daha iyi anlamak için de fırsat sayılabilirdi Hamas’ın seçim başarısı. ABD ve AB’ye mesajımız şudur: Bizi mücadelemiz veya prensiplerimizden vazgeçmemiz için zorlama çabalarınız boşuna. Binlerce şehit veren insanlarımız, yurduna dönmek için 60 yıldır bekleyen mülteciler ve İsrail hapishanelerinde ki 9 bin siyasi tutuklu bu kadar fedakârlığı bir hiç uğruna yapmadılar. Hamas, büyük ölçüde zafere olan değişmez inancı nedeniyle kazandı. Ve Hamas, şantaj, rüşvet ve korkutmadan uzak. Tüm dünya halklarıyla dostane ilişkiler içinde olmayı isterken dostluklarımızı yasal haklarımız pahasına kazanmayı öngörmüyoruz. Vietnam, Güney Afrika gibi ülkelerdeki halkların, özgürlüklerine ve haklarına kavuşana kadar mücadelelerini nasıl sürdürdüklerini gördük. Biz onlardan farklı değiliz. Amacımız onlarınkinden daha az değerli değil. Arap ve Müslüman halklara mesajımız ise şudur: Filistinli kardeşlerinizin yanında olmak, sizin için bir sorumluluktur. Çünkü onlar yaptıkları fedakârlıkları sizin için de yapıyorlar. Filistin halkı acı veren koşullar dayatanların yardımına muhtaç olmamalı. Filistin halkının kaybedeceği yardımlar için adım atmanıza, eksikleri tamamlamanıza ihtiyacımız var. Sivil enstitülere uygulanan kısıtlamaları kaldırmanızı istiyoruz. Hedeften sapmayız Filistin halkına mesajımız ise şöyle: Bizim insanlarımız sadece Batı Şeria ve Gazze’de ku şatma altında yaşayan Filistinlilerden ibaret değil. Lübnan, Ürdün ve Suriye’deki mülteci kamplarında ve dünyanın dört bir yanında yurduna dönme umuduyla yaşayan milyonlarca Filistinli var. Size söz veriyoruz. Hiçbir şey özgürlük ve eve dönüş hedefimizden saptıramayacak bizi. Parlamento seçimlerini kazandıktan sonraki hedefimiz Filistin Kurtuluş Örgütü’nde reform yaparak Filistin halkının gerçek temsilcisi haline getirmektir. İsraillilere de bir mesajımız var: Sizinle belirli bir kültürden ve inançtan olduğunuz için savaşmıyoruz. Museviler 13 yüzyıldır barış ve birlik içinde Müslüman dünyasının içinde yaşıyorlar. Sizinle olan çatışmamızın nedeni, dini değil siyasi. Bize saldırmayan Musevilerle sorunumuz yok. Sorunumuz, bizim topraklarımıza gelen, kendilerini güç kullanarak bize kabul ettiren, yaptırım uygulayan, toplumumuzu mahvedenlerle... Hiçbir zaman topraklarımızı gasp etme ve ulusal haklarımızı reddetme hakkını birilerine veremeyiz. Hiçbir zaman topraklarımızda kurulan Siyonist bir rejimin yasallığını kabul edemeyiz. Eğer siz kalıcı bir barış anlaşmasının prensiplerini kabul etme konusunda istekliyseniz bu şartlar altında biz de görüşmeye hazırız. Hamas, hak ve adalet kavramları üzerine kurulan, barıştan yana olanlara barış elini uzatıyor. (The Guardian, İngiltere, 31 Ocak) * Hamas’ın politbüro şefi İran’da siyaset devrimi yapılması şart ROBERT KAGAN ir hava ve füze saldırısı İran’ın nükleer programını yerle bir edebilir. Ancak soruna böyle bir çözüm getirmek ortadaki kötü seçeneklerin en iyisi gibi görünüyor. Ancak faturası getireceği yarardan daha ağır olacaktır. İran’a ilişkin edinilen istihbarat Irak konusundaki istihbarattan daha mı iyi? Clinton yönetimi 1998’de Irak’a yönelik Çöl Tilkisi Operasyonu düzenledi. Bu operasyonun amacı Irak’ın silah programını yok etmekti. Ancak bugün bile bu operasyonun ne kadar işe yaradığını, hatta işe yarayıp yaramadığını bilmiyoruz. Bu durum ABD’nin eski Başkanı Bill Clinton’ın daha sonraki açıklamasında da açıkça yansıtıldı. Clinton operasyonun sonuçlarına ilişkin aynen şunları söyledi: ‘‘Silahların tamamını yok etmiş olabiliriz, yarısına zarar vermiş ya da hiçbirine dokunamamış olabiliriz.’’ İran’a yönelik ikinci bir Çöl Tilkisi Operasyonu ki bu ilkinden daha yoğun bir operasyon olacaktır daha farklı bir sonuç mu getirecek? Pentagon silah üretildiğini belirlediği, daha doğrusu sandığı, gözüne çarpan merkezleri vurabilir. Ama hiçbir zaman vurduğu noktaların silah bulunan, üretilen merkezler olduğundan emin olamaz. İran’ın nükleer programının büyük bölümü yerin altında. Bir bölümüne ilişkin ise bilgi bile yok Batı’nın elinde. Düzenlenecek bir saldırı İran’ın üretim merkezlerine isabet edebilir ama böyle olsa bile ne kadarına isabet ettiğini bilemeyeceğiz. Ödediğimiz tüm bedellere rağmen neye ulaştığımızı bile bilemeyeceğiz. İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad ve mollalar Saddam Hüseyin’in 1998’de yaptığı gibi zafer ilan edecekler. Ve tabii Müslüman dünyasında ve hatta başka yerlerde sempati kazanacaklar. Bir de İran’ın böyle bir saldırıya nasıl yanıt vereceği konusu var. Terörist saldırılar, Irak’ta askeri faaliyet, petrol boru hatlarına zarar verme ve Körfez’deki deniz trafiğini kapatmak gibi öç alma yollarını deneyebilir Tahran yönetimi. Eğer İran’daki rejimi devirme B ye gidecek kadar işi tırmandırmaya hazırlıklı değilsek başladığımız noktadan daha kötü bir noktada bulabiliriz kendimizi. Korkmuyorlar Askeri müdahale seçeneğinin olumsuz yanları ve yetersiz kalabileceği tezi basitçe diplomatik çözüm yoluna dönebileceğimiz anlamına gelmiyor. Tek başına diplomasinin de askeri operasyondan daha iyi bir seçenek olduğu söylenemez. Günümüzdeki İran yönetimi kendini nükleer silah üretmeye adamış gibi görünüyor. Uluslararası arenada dışlanmışlık veya ekonomik ambargolar pek umrunda gibi görünmüyor. Böyle büyük gözdağları bile ulusal çıkarları için hayati olduğunu düşündüğü programı yarıda bırakmasına neden olmuyorsa ABD’nin düzenleyeceği bir askeri operasyondan korkmaları İranlıları Avrupalılarla görüşmek üzere masaya oturtacak tek neden. Ama bu korku bile nükleer programdan vazgeçmelerini sağlamadı henüz. Stratejimizi yeniden gözden geçirmeliyiz. İran’ı bomba üretmekten vazgeçirmeye yönelik sabit fikirliliğimiz ve çabalarımız daha önemli ve köktenci bir hedefe ulaşmaktan alıkoydu bizi. O da İran’da siyasi değişimi sağlamaktı. Kimse İran’ın bombası olmasını istemiyor. Bununla beraber ülkeyi kimin yönettiği de umrunda bile değil kimsenin. ‘‘Fransa’nın veya İngiltere’nin neden nükleer silahı var’’ diye düşünüp kaygılanmıyoruz. İsrail ve Hindistan’a da bu konuda hoşgörülü davranıyoruz çünkü demokratik hükümetlerine bu silahları nasıl kullanacakları konusunda güvenimiz var. İran da demokratik bir hükümet tarafından yönetilseydi nükleer silahları konusunda çok daha az kaygılanacaktık. Güney Afrika ve Ukrayna’nın yaptığı gibi nükleer programından gönüllü olarak vazgeçebilirdi. Programdan vazgeçmese bile liberal ve demokratik bir İran’ın nükleer silah programı konusunda daha az paranoyak olurduk. (Washington Post, ABD, 3 Ocak) İslam Dünyası’na sağduyu çağrısı azreti Muhammed’i resimleyen ve bazı İslami değerlerle alay eden karikatürlerin neden olduğu Avrupa ve tüm dünyadaki kızgınlık, gün geçtikçe tansiyonu artan kültürlerarası çatışmanın en yeni örneği. Fransız ve Danimarkalı basın kuruluşlarının karikatürleri yayımlaması Pakistan’daki protesto gösterilerinde bu ülkelerin bayraklarının yakılmasına neden oldu. Avrupa Birliği’nin Gazze’deki ofisleri silahlı Filistinliler tarafından kuşatıldı. Batı Şeria’da bulunan bir Norveçli yardım kuruluşunun ofisi tehditler nedeniyle kapatıldı. Fikir özgürlüğü geleneğine sahip olan ki buna dini değerlere yönelik beyan edilen görüşler, eleştiriler de dahil Batılı ülkelerde verilen bu tepkiler abartılı olarak değerlendiriliyor. France Soir gazetesinin yazıişleri müdürü, ilk olarak Danimarka’da yayımlanan karikatürleri yayımladığı için kovuldu. AB Ticaret Komiseri Peter Mandelson bu yayınları provokatif olarak nitelendirdi. Elbette yayın H ların provokatif etkisi vardı. Ancak Batılı değerlere yönelik bu nefret dolu tavırlar daha da büyük bir yanlışa işaret etmiyor mu? Farklı kültürlere saygılı bir gazete Daily Telegraph karikatürleri yayımlamama kararı aldı. Bu bizim okuyucularımız arasındaki bir kısmı rencide etmemek için seçtiğimiz bir yol. Şiddet ve çıplaklık içeren görüntüleri yayımlamayarak da aynı stratejiyi uyguluyoruz. Tabii haberlerin bize bu görüntüleri yayımlamaktan başka seçenek bırakmadığı durumlar da oluyor. Yayımlamakta kamu yararı varsa yayımlıyoruz. Biz, diğerlerine de hoşgörü ve saygıyla yaklaşmayı öngören İngiliz değerlerine sadık kalmalarını öneriyoruz. Biliyoruz ki o karikatürleri yayımlamamız halinde küçük bir grup da olsa Müslüman okurlarımız alınacak, kızacak. Belki bu kızgınlık ve alın ganlık onları şiddete itecek. Bu, tüm Batı’nın anlaması gereken bir durum. Yasalar çerçevesinde eleştirmek, dalga geçmek fikir özgürlüğümüz için olmazsa olmaz bir şey. Batılı ülkelerde yaşayan Müslümanlar bizim de değerlerimizi korumak adına haklarımız olduğunu kabul etmeliler. Onların kendi kültürlerine adapte ettiği değerlerden daha fazlasına sahip olduğumuzu kabul etmeliler. Bunlardan biri sansürsüz yaşam. Zaten bu karikatürler gazeteler tarafından yayımlanmasa da onları görmek isteyen herkes internette yapacağı ‘‘bir tık’’la görebilir. Batı’daki entelektüel tartışmanın açıklığını ve güçlülüğünü hoşgörüyle karşılayamayan Müslümanlar belki de yanlış kültürde yaşamayı seçmişlerdir. Dün karikatürlerin yayımlandığı bir Arap gazetesinde yayımlanan köşe yazısında denildiği gibi: ‘‘Dünyanın tüm Müslümanları man Birçok Müslüman ülkede olduğu gibi Endonezya’da da halk karikatürlere büyük tıklı olun!’’ tepki gösterdi. Cuma namazı sonrasında sokağa dökülen öfkeli kalabalığın hedefi (Daily Telegraph, İngiltere, 6 Ocak) Danimarka Büyükelçiliği’ydii. (AP) CUMHURİYET 06 K
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear