15 Haziran 2026 Pazartesi Türkçe Subscribe Login

Catalog

Months
Days
Pages
SAYFA CUMHURİYET 12 KASIM 2006 PAZAR 12 PAZAR KONUĞU leyla.tavsanoglu?cumhuriyet.com.tr Emekli Büyükelçi Murat Bilhan’dan ilerleme durumu değerlendirmesi: AB ikiyüzlülükte ısrarlı SÖYLEŞİ LEYLA TAVŞANOĞLU Roma’da Türkiyeİtalya arasındaki ilişkilerin 150. yıldönümü etkinliklerine katılıyoruz. Türkiye Dışişleri Bakanlığı bizim taraftan 70 kişinin üzerinde bir katılımla Roma’ya çok ciddi bir çıkarma yapıyor. Villa Miani adlı tarihi köşkte toplantılar yapılıyor. İtalya’nın AB üyelik sürecindeki Türkiye’ye verdiği destekler dile getiriliyor. Bu etkinlikleri düzenleyenler İtalya Dışişleri Bakanlığı ile Türk Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM). SAM’ın Başkanvekili Bülent Karadeniz canla başla çalışıyor. SAM’ın birkaç ay önce emekli olan kurucu başkanı Büyükelçi Murat Bilhan bütün ayrıntılarla ilgileniyor. Beş kişilik çok dar kadrosu ve küçücük bütçesine karşın SAM’ın beklenmedik bir performans göstermesi bizi gururlandırıyor. Toplantılar sırasında iki önemli gelişme oluyor. Birisi AB Türkiye İlerleme Raporu’nun açıklanması ve Türkiye’ye özellikle Kıbrıs’la ilgili yeni dayatmalar getirilmesi. Öbürü de ABD Kongre seçimlerini Demokrat Parti’nin almasıyla şahinler şahini Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in istifası. Toplantılar bitiyor. Büyükelçi Murat Bilhan’la bir köşeye çekiliyoruz ve bütün bu gelişmeleri konuşuyoruz. AB’yi ikiyüzlülükle suçlayan Büyükelçi Bilhan, “Türkiye mutlaka enerji kartını oynamalıdır” diyor. Roma’da Türkiyeİtalya ilişkileriyle ilgili üçüncü yıllık forumu düzenlediniz. Bu yılki forum Türkiyeİtalya ilişkilerinin 150. yıldönümünü kutlamak için düzenlendi. Bu forum tam da Türkiye’nin İlerleme Raporu’nun açıklandığı güne denk düştü. Siz son gelişmelerin ışığında bu raporu nasıl değerlendirdiniz? BİLHAN Bu aşamada daha raporu tam görme olanağımız olmadı. Ancak içeriğini aşağı yukarı biliyoruz. Kıbrıs’la ilgili noktaları, egemen karar alma mekanizmamızı dahi ipotek altına almayı öngören son derece tehlikeli, yanlış bir zorlamadır. Yani Kıbrıs Rum yönetimine limanları açma dayatmasına karşılık KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılmasına hiç değinilmemesi mi? Zaten geriye de başka bir şey kalmıyor. Çünkü işin içinde Maraş var, Magosa Limanı var. Ercan Havalimanı’nın dış uçuşlara açılmasından hiç bahis yok. Yani daha açık söylemek gerekirse Türkiye’ye uzatılmış hiçbir havuç yok. Tabii ki bu durum kabul edilemez. Türkiye’de hiçbir hükümet böyle bir formülü kabul etmez. Bu hükümetin de kabul etmeyeceğine hemen hemen kesin gözüyle bakabiliriz. Finlandiya töhmet altına girmek istemiyor ‘ Finlandiya kendi kamuoyunun iç baskısı altında bu dönem başkanlığını kazasız belasız en iyi biçimde kapatmak istiyor. ’ üstlenmek istemiyor. Ben de hasbel kader kimi Finlandiyalı yetkililer ve akademisyenlerle görüştüm. Ortaya şu çıktı: Finlandiya kendi kamuoyunun iç baskısı altında bu dönem başkanlığını kazasız belasız en iyi biçimde kapatmak istiyor. Bunun da ötesinde kendi artı hanesine Türkiye’yle müzakereleri aksatmadan yürütmüş olmayı eklemek istiyor. Bana göre bu dönem aralık ayına kadar diplomasiyle geçecek. Aralık ayındaki zirve sırasında da kazaya uğramadan bir ara formül bulunacağını ümit ediyorum. Bu ara formül geçici olacak. Müzakerelerin askıya alınmasına kadar varmayacak. Yani bir anlamda brinksmanship diplomasisi uygulanacak. Yani uçurumun kenarına kadar gelinecek. Sonra oradan dönülecek bir formül bulunacak. Benim kişisel değerlendirmem bu. Tabii bu durum bir süre sonra ister istemez değişecek. Sizce tren kazası önlendikten sonra ne olabilir? Net bir değerlendirmeniz var mı? “Ama bizim durumumuzda öyle olmadı. Sürekli olarak yeni şartlar öne sürülmenin de ötesinde şart olmayan şartlar da önümüze getirildi. Yani kriter sayılamayacak şartlar da bizim önümüze sürülüyor.” Bu bir hipokrisi oyunu. Zaten bizim yüzümüze nasıl bakabildiklerine hayret ediyorum. Ben diplomasiye 41 yılını vermiş bir kişiyim. Siyasette de diplomaside de olsa insanlar etik kurallara uymalı, yüzleri kızarmadan birbirlerinin yüzüne bakabilmelidirler. AB’de etik değerlerin hiçbirisi yok. Gerçekçi olmamız gerekirse bunu böyle kabul etmemiz lazım. AB üyeliği hayati önemde değil Yani, “Ben bunu yaparım. Siz de bu kulübe üye olmak istiyorsanız bu dayatmalarımı kabul edersiniz’’ mi demeye getiriyorlar? Tabii öyle. Bakın, Türkiye’yi başka üye olmak isteyen ülkelerle karşılaştıralım. Tipik bir örnek Hırvatistan. Girmesi tartışmalı güç. Tam global bir güç olmak niteliğini kaybetti ama gerek İngiltere’nin gerekse de Fransa’nın hinterlandları var. Birisinin arkasında Frankofoni, öbürünün arkasında da İngiliz Uluslar Topluluğu bulunuyor. Bu iki ülke de o ilişkileri reddederek, onları bir yana atarak sadece AB’ye endeksli bir politika izleyemiyorlar. Türkiye için de bu böyle. AB’nin henüz farkına varmadığı nokta bu. Bu toplantılarda konuşuldu. Avrasya’nın enerji kaynaklarını Avrupa’ya taşıyabilecek ülkenin Türkiye olduğu telaffuz edildi… İşin gerçeği bu. Enerji stratejisi açısından baktığımız zaman ortaya şöyle bir manzara çıkıyor: Rusya’nın güneyinden başlayıp içine Hazar Havzası’nı, onun altında İran’ı, İran’ın altında Körfez bölgesini, Arap Yarımadası’nı, Irak’ı alan büyük bir alan var. Kuzeygüney doğrultusunda bu bölge dünya enerji rezervlerinin yüzde 70’i ile yüzde 80’i arasında bir zenginliğe sahip. Bu pastadan pay almak isteyen Batı’daki aktörlerin hiçbirisi Türkiye’yi göz ardı edemezler. Batı bu Nasıl yanlış mesajlar? Bu tür düşünce kuruluşlarının toplantılarında doğru olmayan algılamalar da oluyor. Bunlar mesaj olarak karşı tarafa gidiyor. O zaman karşı taraf bu mesajları alınca kafası karışıyor. Türkiye üzerindeki stratejik değerlendirmelere inanıyor. Ben burada herhangi bir birey ya da kurumu suçlamıyorum. Serbest bir düşünce ortamında her türlü fikir ileri sürülür. Benim söylemek istediğim Türkiye’nin çok önemli bir noktada bulunduğunu hiç kimse kuvvetli bir biçimde dile getirmiyor. Yani buna önem mi verilmiyor ya da karşı taraf söylenenlere duyarsız mı davranıyor, yoksa biz mi becerip derdimizi anlatamıyoruz? Ama Türkiye’nin bu noktası es geçiliyor ve Türkiye bir enerji terminali olma özelliğini kullanamıyor. Politik nedenlerle de kullandırılmıyor. Belki biz kendimizi anlatamıyoruz, belki onlar bizi anlamak istemiyor. Ama gerçek olan şu ki Türkiye henüz bu avantajını kullanamıyor. İyi de.. benim elimde bir güç P O R T R E MURAT BİLHAN İstanbul, 1942 doğumlu. Yükseköğrenimini AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yaptı. Dışişleri Bakanlığı’nın çeşitli kademelerinde çalıştı. Türkiye’nin Tahran, Moskova büyükelçiliklerinde görev yaptı. Bingazi, Nürnberg, Selanik Başkonsolosu olarak görev yaptı. Son dış görevi Etiyopya Büyükelçiliği’ydi. 20012006 arası Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Başkanlığı’nı yürüttü. Şimdi İstanbul Kültür Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler dersi veriyor ve aynı üniversitenin Dış Politika Platformu’nu yönetiyor. İngilizce, Fransızca, Rusça ve Almanca biliyor. Bana göre tren kazası önlenecek ama.. hiçbir sorun da çözülmeyecek. Bundan Finlandiyalıların AB adına şöyle bir kaygıları var. Kıbrıs bölünmüş olarak mı kalacak? Çünkü bu durumda tabiatıyla Kıbrıs’ın bölünmüşlüğü arzu edilmiş oluyor. Bu AB’nin sorunu haline geliyor ve bir bakıma AB Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünü kabullenmiş oluyor. Ben bunu kendilerine söylediğimde, “Hayır, öyle değil. Müzakereleri aksatmamak için ara çözümler üretmeye çalışıyoruz” dediler. Ben de, “Sizin çözümlerinizin hiçbiri Kıbrıs Rum Kesimi tarafından kabul edilmiyor” dedim. AB’yle ilişkilerin rencide edilmesinden Türk tarafını sorumlu tutmanın âlemi yok. Finlandiyalılar bana şöyle bir yaklaşım getirdiler: “AB size değil, siz AB’ye girmek için başvurdunuz. Bir kulübe girerken o kulübün şartları da yerine getirilir.” Ben de hemen şu cevabı verdim: ülkelerden bir başkası Ukrayna. Ardından Belarus var. Bunları, özellikle kendi stratejik hesaplarıyla hinterlandını güvenceye almak için Polonya AB’ye sokmak istiyor. Türkiye’yi bunlarla kıyasladığımız zaman ortaya şöyle bir durum çıkıyor: Aynen Fransa ve İngiltere gibi Türkiye’nin de büyük bölge gücü olduğu ortaya çıkıyor. Öbür ülkeler bölge gücü değiller. Aradaki temel fark bu. Türkiye için AB’ye girmek hayati öneme sahip değil. Ama öbür ülkeler için hayati önemi var. AB üyesi olmaması gibi bir ihtimal Hırvatistan için ölümle eşdeğerde. Türkiye için ise hiç öyle bir durum yok. Kaldı ki bugünden yarına bütün şartlar değişse ve Türkiye AB üyesi olsa da sadece AB’ye endeksli bir dış politika izleyemez. Türkiye’nin çok boyutlu bir dış politika izlemesi zorunludur. Tıpkı İngiltere ve Fransa gibi mi? Evet. İngiltere bugün yarı global bir petrollere göbeğinden bağımlı. Yani Türkiye’nin alternatifi yok. AB bu kadar önemli bir ülkeyi elinin tersiyle itip, “Ben seni kulübe almıyorum” demek lüksüne sahip değil. Kendi kerametimizi kendinden menkul olarak onlara anlatmak yerine AB’nin bunu anlayacağı şekilde indirekt mesajlar vermemiz gerekir, diye düşünüyorum. Bizim politikamız böyle olmalıdır. AB’ye yanlış mesajlar gidiyor ‘ Finlandiya’nın içtenliğinden şüphe etmiyorum. Ama, ‘’Bu işin günahı bende olmasın” istiyor. ’ ‘ Türkiye AB üyesi olsa da sadece AB’ye endeksli bir dış politika izleyemez. Türkiye’nin çok boyutlu bir dış politika izlemesi zorunludur. ’ O zaman Türkiye tren kazasına uğrayabilir mi? Finlandiya kendi başkanlık döneminde böyle bir kazayı istemediği için bunu yeni bir planmış gibi, yeni plan olmasa bile geçici bir önlem olarak müzakereler kesilmesin diye gerekçe olarak kullanmaktadır. Finlandiya’nın içtenliğinden şüphe etmiyorum. Ama “Bu işin günahı bende olmasın” istiyor. Daha da açıkçası Türkiye’nin AB’yle müzakerelerinin kesilmesi günahını Peki, Türkiye bu tür mesajlar verebiliyor mu? Ben verdiğimizi sanmıyorum. Enerji konusunda Türkiye AB için kritik önemde bir ülkedir. Ama AB bunun farkında değil. Ya da görmezden geliyor. İyi de Türkiye bunun telkinini yapmaya başlamadı mı? Yapmaya başlamadığı gibi Türkiye’den yanlış mesajlar da gidiyor. olacak da birileri bana bunu kullandırmayacaklar. Bu olabilir mi? Olur. Çünkü paranın musluğu onların elinde. Peki, bu işin arkasındaki güçler kim? Bunun adını doğru koyalım. Büyük ekonomik, süper güçler. Dünyadaki tek süper güç ABD’nin çıkarları enerji alanında, kanımca, Türkiye’ninkilerle örtüşüyor. Zaten Türkiye için çok önemli olan DoğuBatı enerji koridorunu ABD büyük ölçüde desteklemedi mi? Destekledi. Ama bunun aksine Türkiye’nin çıkarlarının ABD’ninkilerle çatıştığını öne süren görüşler ve inanışlar var. Böyle kafa karışıklıkları var. Onun için önce kendi kafamızı toplamamız lazım. ABD bizim stratejik ortağımız, diyen ABD taraftarları da var. Türk ve ABD çıkarları arasında tabii ki örtüşen taraflar var, örtüşmeyen taraflar var. Örtüşen çıkarların birincisi de enerji. Demokrat Kongre Bush’u zorlayacak İki ülkenin bütün çıkarlarının birbiriyle örtüşmesi gerekiyor mu? Hiç gerekmiyor. Buna lüzum da yok. Kaldı ki kimi çıkarlar örtüşmüyor. Öte yandan Rusya faktörü var. Rusya oyunu çok akılcı oynuyor. Uzun vadeli düzgün bir strateji izliyor. Biz ancak, Ruslarla çıkar birliği sağlamamız suretiyle Rus desteğini sağlayabilir, Rusya’nın kösteklemesini engelleyebiliriz. O da politikanın bir parçası. Sizce Rusya’yla Türkiye arasında yakınlaşma politikası başlamadı mı? Başka alanlarda, evet de.. enerji alanında pek samimi gelmiyor bana. Enerji alanında çok müzakere, çok görüşme, çok pazarlık var. Biz oyunu istediğimiz gibi oynayamıyoruz. Peki, Türkiye; BakuTiflisCeyhan ve BakuTiflisErzurum’da doğru bir oyun oynayamaz mı? Rusların, Bulgaristan Burgaz’dan Yunanistan’da Dedeağaç’a indirmek istedikleri ve aşağı yukarı bağladıkları bir boru hattı projesi var. O proje BakuTiflisCeyhan’a zarar verir. Türkiye o projeyi engelleyebilir miydi? Hayır, engelleyemezdi. Burada şunu belirtmek istiyorum; Türkiye’nin kullanması gereken en önemli ağırlık kartlarından bir tanesi enerji terminali rolünü üstlenmesidir. Şu sıra dünyada meydana gelen bir başka önemli gelişme de ABD Kongresi seçimlerini Demokrat Parti’nin kazanıp Bush Yönetimi’nin iyice yıpranması. Seçim sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından ABD Savunma Bakanı Rumsfeld istifa etti. Jet hızıyla yerine eski CIA Başkanı Gates atandı. Siz bu gelişmeleri özellikle nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD’de meydana gelen gelişmeler sürpriz değil. ABD’de başkanlık sisteminde her ne kadar Başkan’ın olağanüstü yetkileri varsa da sanıyorum Başkan Bush zorlanacak. Kendisine cephe almış bir Kongre’yle çalışmak zorunda kalacak. Kamuoyunun belli bir kesimini de karşısına almış durumuna düşecek. Rumsfeld ise uzun süredir ABD sistemi içinde kanserojen bir hücre gibiydi. Açıkça hükümetin içindeki radikallerin nezdinde bile çok şahin görünümüyle tepki alıyordu. Sonuçta Kongre içinde de sıkışacağını görünce kurtuluşu kaçmakta buldu. Dış politikadaki duruma gelirsek… ABD Irak’ı bir tarafa atamayacak kadar Irak’a karışmış durumda. Ama Irak’ta Vietnam’dakinden daha beter bir durumda değil mi? Henüz değil. Ama olabilir. Ben şu anda ABD dış politikasında çok radikal bir değişiklik beklemiyorum. Peki, Condoleezza Rice Dışişleri Bakanlığı koltuğunu koruyabilir mi? Koruyabilir. Hatta ileride Cumhuriyetçi Parti’den Başkanlığa aday bile olabilir. ‘ Belki biz kendimizi anlatamıyoruz, belki onlar bizi anlamak istemiyor. ’ CUMHURİYET 12 K
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear