10 Mayıs 2026 Pazar Türkçe Subscribe Login

Catalog

Months
Days
Pages
SAYFA n rl CUMHURİYET 2 EYLÜL 1999 PERŞEMBE OLAYLAR VE GORUŞLER Ey Devlet, Neredesin? Prof. Dr. Bozkurt GUVENÇ 0 0 lkemizi sarsan depremden U sonra, çökük altından du- yulan iniltiler arasında, bir arayış ıçindeyiz. Devleti anyoruz: Neredesin, Ey Devlet? tartışılmaz gücün- le, koş gel yıkıntılan kaldır, çaresiz in- sanlanmızı kurtar... Devlet adına konuşanlar, "Var gü- cümle getivorum" derken, ölü ve yara- lı sayılan binlerden on bınlere, hasar- za- rar tahminleri milyonîardan milyarlar- ca doiaradoğru yükseliyor. Kent yerleş- melerini tam sayamıyoruz ki kayıplan- nı bilelim. Günler geçtikçe umutlar tü- keniyor. Ey Devlet, neden gecikiyor, kur- tarmıyorsun sana bel bağlamış vatanda- şını? Devlet kim, nerede? Godot'yu değil, kendimiz gibi elle tutulur gözle görülür gerçek ya da ger- çeküstü bir kurtancı bekliyoruz: Düş- lerdekı gibi, gidip dönemeyen, dönüp bu- lamayan, çırpınıp çıkamayan tam bir karabasan senaryosu: Devlet çökmüş yeniden yapılandıralım. sil baştan kura- İım; ya da olupbitenler, takdiri ilahidir, kaderdir. tevekkülle karşılayalım; aman görevlileri incitmeyeUm; devletimizin gü- cü, evvel Allah, yaralan saracaktır. Mo- ralimizi bozmayahm, umutsuzluğa ka- pıhnayalım, bildiri. demeç, dilekler, öne- riler... Çağnmızı duymayan devlet na- sıl bir varlık? Vedat Günyol'un yıllar önce sorguladığı insan mı?Toplumun bir katı, katmanı, örgütlenmest, kurumlaş- ması, canlıüstü ya da fızikötesi bir var- •kbünd mi? Depremden, felaketten, tan- nlann gazabından mı korktun, Ey Dev- let? Neden öksûz bıraktm bizleri kade- rimizle baş başa, sana her zamandan çok muhtaç olduğumuz şu zor günler- de? Yoksa, bize küs müsün? 'Tüzelkişüik' - 'kamu bflinci1 Lise felsefe öğretmenimizin "devlet nedir" sorusuna verdiği, bellettiği ya- nıtı unutamadım: "Devlet miUetin hu- kuki şahsiyet kazanmasıdır!" O yıllar- da, "devleti" Osmanlı'dan, "milleti" Cumhuriyeften öğreniyorduk da bu "faukuki şahsiyet" neyin nesiydi? Bel- leğim silik! O şahsiyeti, sorup soruştu- nırak, yaşayarak kavramaya çalıştık: Deneme yanılmayla, kişi ve kurumla- nnın toplamından fazla bir şey olan top- lumu, kendimizi tanır olduk. Ne zor iş- miş «kendini MTmek. Gökalp'in "roah- şeri vicdan" çevirisi belki tam yerinde degildi ama tf kamu bilinci*) nden iyisi- nı bulamadık. Hukuk devletini. kamu ya- rannı, kısaca, tüzelkişiüğimia kişisel ÇH kariann sakünsuıa karşı savunamadık. Devlete karşı tavır almayı demokrasi sandık. Mülİdyeti tanunayan, vergisini ödemeyen vatandaşı kahraman göste- ren bir kuralsızlıgı yaşadık ve ödüllen- dirdik. Dev letin büyüklügünden. hantal- lıgından yakındık. Kücültelim derken yi- tireyazdık. Devletin variığı ile yoksulluğunu ayı- ramadık. Değişim sonmlannın sonım- luluğunu devlete yükJedik. Devletin pa- rası pul, insanı kul olsa, yasalan olma- sa, sorunlar çözülecek, düze çıkacaktık sanki. Oysa afetlerde, kunımsal çöküntü- lerde, bunalımlarda, kazada belada. işi- miz düşüp başımız sıkıştıkça, hep onu aradık. Neredesin, Ey Devlet? Neden kaldırmıyorsun yıkıntılan, düşürmü- yorsun enflasyonu; ödemiyor, silmiyor- sun borçlan; temizlemiyorsun, havayı, suyu, çevreyi: yakalamıyorsnn trafik canavannı, çeteyi, failleri, yap-satçıyı, vur kaççıyı? Devlet, devlet olsun yapsın! Gızemli variığı içimizde deği! dışımız- da, koyduğumuz yerde bulduk. Yürüt- meyle görevli hükümetleri devlet san- madık, yönetenleri dışımızda. koruyan- Lan karşımızda görmedik mi? Egemen- liğimize inanmakta, sorumsuz ve sınır- sız özgürlüğün anarşi olduğunu kavra- makta gecikmedik, nihilizıne sığınıp Obtomov'luğa özenmedik mi? Çağdışı kalmaya başlayan "devlet ebed", "Ya devlet başa ya kuzgun leşe" sloganla- nyia: "Devlet, devlet olsun, yapsın (dü- şûnsün taşınsın, karar versın, bağışlasın, kurtarsın ama vatandaşından özveri ıs- temesin!) demedik mı? Almadan verme- nin Tann'ya mahsus olduğunu unutma- dık; hatırlayanlan "devletçi,askerd,ka- ptkulu" diye küçümsemedik, egemen- lik, özgüriük, banş adına konuşanlan suç- lamadık mı "aydm" diye? Devleti A'dan Z'ye kim bozdu, kim yıktı çatısını, kim kırdı omurgasmı? Karşıhk ve karşıtiık Insanlararası ilişkilenn karşıhk ve karşıtük olarak bilinen iki evrensel il- kesi var. Ikisi de mal, fikir, hizmet ve insan ahşverişinedayalı. Karşılık-karşıt- lık dengesı bozulunca ilişki kolayca kar- şıtlığa, savaşıma dönüşüyor. Savaşan dünyada kime dayaruyor, neye güveni- yoruz? Güzellik ve sevgi umulduğunca geçerli ve güvenilir değil. Güzellik se- vene, sevgi gösterene görelidir. İnsan, sevdiğini güzel bulur. Deli gönûl ben- dldir; vereni değil verdiğini; yaratanı değil yaratuğnu, hizmet edeni değil ala- nı sever. Dale Carnegie insan ilişkilenn- de devnm yaptı: Dostluğunu, desteğini kazanmak istediğiniz kişiye karşıhksız vermeyin; bırakın o size bir şeyler yap- sın, versin. Bireyler arasmdaki yönlü ilişki, top- lumlar ve devletler arasında da geçerli. Kişiyle devlet ilişkileri de öyle. Tüzel- kişiligimiz hizmet ettiği gerçek kişileri (bizleri) seviyor ama Kemal Tabir'in DevietAna'sı, günümüzün Devlet Baba'sı gibi -karşıhk beklemeden.- Devlet Ba- ba'nın varlık nedenı yalnız hizmetetmek, almadan vermek gibi yorumlanırsa, va- tandaş neler yapabilir sonısunu sora- lım. Beklenrilerin, görev ve sorumluluk- lann yönünü değiştirebilirsek çıkış yo- lunu buluruz umudunu taşıyorum. Kur- tuluş umudu var, hem de büyük. Afet ve felaketlerin paylaşılması, başan ve za- fer kadar etkili bir dayanışma mayası- dır. Katılıp katkıda bulunduğumuz ya- pıyı ve ilişkileri onarabildiğimiz ölçü- de devleti -kişisel onurumuza benze- yen- tüzeUdşiliğinıizi korumayı başara- cağız. Yapıp ettiklerimizle övünebildi- ğimiz ölçûde aklı hûr, vicdanı hür, irfa- nı hür konıyucular olacağız. Cumhuriyeti daha iyi koruyup tüzel- kişiliğünize -yani devlete- bilinçle sanlsaydık deprem olmayacak mıydı? Kuşkusuz, deprem yine vuracak fakat biz böylesine yıkılmayacak, içimizde bulacağımız devleti dışımızda arar so- rar durumlara düşmeyecektik. Ahnacak dersler Deprem felaketinin, bunalım (kriz) masalannın, bunalım yönetiminin ser- gilediği derslerdir bunlar. Kayıplann büyük, koşullann ağır, kaynaklann sı- nırlı oluşu engel değil, başannın ön şar- tıdır, güvencesidir. Yanlış hesaplar Bağ- dat'tan dönmüştür. Yaptığımız hatalara, yanlışlara baka- lım. Hangisini nasıl düzelteceğimize karar verelim. Dünya ligınde ilk ona girdik giriyoruz hayaline kapılıp evde- ki bulgurdan olmayalım. Devlet insan değil ama ölçüsû, ölçü- riiinsan.' Eğer her şeyin ölçüsü insan ise, müteahhitleri, mühendisleri, mimarla- n, ruhsat satan, tapu dağıtan yönetim- leri, rüşvet alan yöneticileri, eyyamcı politikacılan unutahm diyemem; onlar- İa birlikte, kurtancryı kendimizde, var- lık biüncimizle, insanlık onurumuzda arayalım denm Yarah bereli tüzel- Ti, aradığımız devletle birlik- te, o bilinçte bulacağımıza inanıyorum. EVET/HAYIR OKTAY AKBAL HerŞeyEskisiöbiOlacahL Kimbilir kaç kez yazmışızdır Artık her şey es- kisi gibi olmayacak! Depremler olur, seller basar, yangınlar çıkar, ya- zılar yazılır, konuşmalar yapılır. "Bunlar bize ders olsun, bilime önem verelim, yanılgılardan kurtu- lalım, eskimiş anlayışlardan, tutumlardan kopa- hm..." Yine aynı nakarat: Artık her şey eskisı gibi ol- mayacak! Oylemi? Oysa hepimiz biliyoruz ki, her şey eskisinden daha beter olacak. Ki oluyor, oldu bile! O güzel kış gecelerini anımsayın... Elektrikleri bir yakıp söndürdüğümüz anlan... Yurttaş olarak görev yapmanın mutluluğu içindeydik. Karşı pen- cereden bir ışık yandı mı koşuyorduk salonun, odanın elektriklerini söndürüyorduk. Hatta hafif ha- fif işaretleşiyorduk yakın uzak komşularia... Aynı uygariık savaşımının birer eri olarak bilinç aydın- lığını yaydığımız inancıyla... "Susurluk fasafiso" diyordu iş başındakiler. "Mum söndü ayini" diye suçluyordu yine başka- lan... Neydi? Susurluk'ta birkamyon birözel ara- ca çarpmış, içinde iki kişi ölmüş, biri ağıryaralı kur- tulmuştu. Kimlerdi? Biri bir emniyet müdürü, biri yıllardır aranılan bir katil, öbürü de iktidar partisi- ninmilletvekili... Bir kördüğümdü, ama kolayca çözülecek bir dü- ğüm. Attılar, tuttular, bu işi çözmezsek bize lanet olsun, dedüer. Çankaya'daki kişi "Nereye kadar giderse gitsin" buyurdu. Iktidarlar değişti, Tan- su gitti Mesut geldi, Mesut gitti Erbakan geldi, sonra yine Mesut, sonra Ecevit... Şimdi üstii kapandı kapkara bir lekeyie Susur- luk olayının... Yalnız o mu? Daha neler, kimler ya- kayı kurtarmadı ki! Katiller, çeteler, hırsızlar, ağır suçlanmalar altındaki kişiler, TBMM'nin koltuk yolsuzluklanndan "/a///'meçr)u/"olmayanlann af- la yakayı kurtarmalan. Bay Ecevit'in içine sindire- mediği yalnız onun değil, hükümet ortağı MHP'nin de içine sindiremediği, Fazilet'in toptan (Erba- kan başta eski Refahçılar af kapsamına girmedi- ği için), karşı çıktığı "af'yasası... Niye af, kime af, niçin af? Hikâye şu, Bayan Ecevit bir hapishaneye grt- miş, ağlayan bir çocuk görmüş, anası hapiste imiş. Yüreği yumuşayan Rahşan Hanım eşine yalvarmış "Ne olur bir af çıkartın" diye... Günler geçmiş, Ecevit başbakan olmuş, biryaşam boyu sözünden çıkmadığı eşinin isteklerini yerine ge- tiımiş. Ama yine de içine sinmemiş bu yasa!.. Bil- mem neden? Öyle bir yasa ki kimsenin içine sin- miyor. Hepsi eksik, yanlış buluyor. öyteyse neden kabul ettiler? Yanıtsız kalan soru bu!.. Meclis'te pankart kaldıran, ya da Manisa'da duvara yazı yazan, alanlarda hak arayan gençler devlete karşı suç işlemişler, bu yüzden hapiste ka- lacaklar... Ama o gençlere işkence yapanlar bu ya- sayla affa uğrayacak! İşkence görene af yok, iş- kence yapana af var! Böyle yasa, böyte tutum, böy- le anlayış olur mu? Ama oldu işte!.. "Bundan sonra her şey değişecek, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." Daha şimdiden hesaplar yapılmaya başladı. Deprem bölgeleri yeniden yapılınca inşaat sektö- rü yani müteahhitler, onlarla birlikte belediyeler ye- niden kazanç yolunu bulacaklar. Acaba kontrol sis- temi yeterince işleyecek mi? Daha önceki dep- remlerden sonra da "Her şey değişti" sanılmamış mıydı? ölen öldü, kalanlar bizimdir, denildi, her şey yeniden başladı? Şu Bülent Ecevrt'e, şair, yazar, gazeteci, aydın Bülent Ecevit'e acıma duyuyorum. Ne de olsa benim kuşağımın bir politikacısı, yıllarca saygı duyduğumuz, övdüğümüz bir insan... "Işini biti- rince çekilmesini bil" diyen Loo Tzu'nun bu sö- zünü sanırım kitabında yazan da oydu. Ne olur bu öğüdü vakit geçmeden kendisi için uygulasa!.. AfÜzerine D SP-MHP ve ANAP koalisyonu- nun hazırladığı af yasa tasansı, deprem felaketinin en acılı gün- lerinde 14 saat içinde Meclis'te görüşülerek kabul edildi Tasan, basında, kamuoyunda. üniversi- telerde ve demokratik kitle örgütlerinde yetenn- ce tartışılma ve ınceleme olanağı bulamadı. Hü- kümet bu olayda sosyal güvenlik yasa tasansın- da olduğu gibi "Ben yaptnn oWu" tavnnı benim- seyerek, bir an önce Meclis'i tatile götürme iste- fınin de dürtüsü ile kendi hazıriadığı yasa tasa- nsını hükümet ortaklan arasında pazarlık yönte- miyie ve pek az bir değişiklikle Meclis 'ten geçir- di. Af gibi çok yönlü, tüm ulusu ve toplumun ba- nş ve huzurunu yakından ilgilendıren bir konu- da hükümetin bu tutumu, kamuoyunda, basında, biiim ve hukuk çevrelerinde huzursuziuk yarattı. Bu yasa, affın tarihsel bilimsel ve hukuksal amaçtfflTn» ters dûsen biryasa oldu. Koalisyon h * kümetini oluşturan iktidar partileri, yasayı çıka- nrken, toplumsal banşı ve huzuru hedef almala- n ve bunu sağlamaya çalışmalan gerekirken ken- di üyelerinin, yakınlannın ya da yandaşlannın ki- şisel çıkariannı ön plana aldılar. Falan kişi ya da kişiler af kapsamına alınsın ya da ahnmasın pa- zarlıklan, affi toplumsal amacından, banş ve hu- zur hedefınden uzaklaştırdı, adeta bir alışveriş derekesıne düşürdü. Bütün bu oyunlar kamuoyunun gözleri önün- de oynandı. Millilervekilleri, hukuknn östünlü- ğü_ toplumun huzur ve refahı üzerine yaprıklan yemini unutmuş gibiydiler. Böylece affın bilimsel ve toplumsal ilke ve amaçlan bir yana bırakıldı. Affin, toplumlann geçirdiği bunalımlı, çalkantıh dönemlerden son- ra kamu yarannın ve normal düzene geçiş sfired- nin gerektirdiği bir önlem olduğu, (Fransız siya- sal bilimci Bartheieniy "lctimai fayda mülahaza- •jia bu yola ba$vurulması gerektiğı" (Prof. Sa- hir Erman, S. Dönmezer), "...Kamunun menfa- ati açısından alınan bir tedbir olduğu, bunlarla ba- n olaylann unutulmasının istenildiğı ve bu ted- bir karpnda bususi menfiutferin (âzd çdorb- Sanat Galerileri, Toplantı ve Konferans Salonlan ile Türkiye GazetecOer Cemiyeti BASEVMÜZESİ yeni sezonda hızmetınizdedır. Divanyolu Cad. No: 84 Çemberlitaş/İSTANBUL Tel: 0.212 513 84 58 - 511 08 75 Faks: 0.212 513 84 57 3 YILDIR SEYREDİYORSUNUZ... ŞİMDİ DE OKUYACAKSINIZ ©nv ı a f f t l l l l l l • T l l 1 ' 1 1 1 1 I • 1 . 2 S İ . I I I I I AYLIK DERGİ © IV BüTün TÜRKIVE'DE BflVILERDE wwMr.ntv.com.tr nn) söz konusu oUmayacağı'' (Magno; Türk ve Italyan Ceza Kanunlan Şerhi) gerçekleri göz ar- dıedfldL Bilımin, knmınolojinın. ceza adaleti ve hukukun yerini partisel ve kişisel çıkariar ve he- saplar aldı. Once sH'asal suçlar: Türkiye'nin ünlü ceza hu- kuku uzmanı ve değerli hocamProf. TahirTaner'e göre, ceza verme hakkı toplumsal yarann gereği olduğu gibi kimi kez ceza vermemek de toplumun yaranna olabilir. Ihtilal ve inkılâp ya da önemli toplumsal olaylardan sonra normal duruma dön- me amacıyla af ilan edilebilir. Siyasal suçlar af- fedilebılir. Ancak adi suçlann affi dogru olmaz, hattatehlikeli olabilir. (Ceza Hukuku. Sa: 101-102) Anayasa hukuku hocamız Prof. AH Fuat Baş- gfl'e göre de: "Siyasi mahkûmlarda ahlaki reda- et(ahlak dışıhk)yoktur. Suç bir kanaatuğruna i$- lenmistir. Suçlmıı mahkûm etmek demek kana- an mahkûm etmek demektir." (Türk Siyasal Re- jimi ve Anayasa Müesseseleri. s. 207) Tarihte ve siyasal bilim alanında afsöz koflu-' su olduğu dönemlerde her zaman siyasal suçlara öncelik tanınmıştır. Çünkü bu suçlar adi suçlar- dan farkJı olarak değişken ve göreli suçlardır, bir amaç için işlenmiştir, dönemden dö- neme değişir, dün suçlu sayılanlann bugün heykelleri dikilebilir (Gior- dano Bruno örneği). Ortaçağlarda mooarşik yönetimkrin başinda bu- mnan Idşflerdevletle özdeş kabul edi- hyor,onlarakarşı işlenmiş suçlar dev- lete karşı işlenmiş saydıyor ve sh^sal suçlara adi suçlardan daha ağır ce- zalar verüiyordu. Siyasal suçlular Criroen Majistratis adi altında özel mahkemelerde yargılanıyor, suçlu ile birlikte onun çocuklan ve torun- lan dacezalandınlıyordu. 1789 Fran- sız demokratik devriminden sonra siyasal suçlar hakkmdaki bu düşün- cder değiştL Artık kral, devletle öz- deş değildi. Fransız yasaiannda bu doğrultudadeğişiklikleryapıldı (1832 yasadegişikliği) İşteçıkanlanafva- sasmda devletekarşı işlenensuçlar w- ni siyasal suçlann af kapsamı dtşin- da tutuhnası, açikladığunız bu çağ- dışı düşfinceierin bir kaiınOsıdır. Adi suçhıyu 'kader kurbanı" adi aranda affederken siyasal suçluyu ve dflşun- cesuçlusunu (!)cezaevlerinde bırak- makflkelvedeçağal düşüncderlebağ- daşmavan birtunımdur.Bilim adam- lannın, yazarlann ve hukukçularm ya- saya karşı gösterdiklen tepkilerde bu- nu kanıtlamaktadır. Basın yoluyla işlenen suçlara üç yıl erteleme getiren hüküm; her şeye karşın sevindirici olmakla beraber inancımıza göre yapılacak şey, 12 Eylül baskı rejıminin getirdıgi bas- kı anayasasının 87. ve 14. maddele- rinde değişiklik yapılarak siyasal suçlarla duşünce suçlanna (!) af ge- tirmekti. Ülkemizin ve yargının bağımsız- lığını derinden yaralayan Tahkim Yasası için anayasa değişikliği yapı- lırken (ki biz buna karşı olan kesim içindeyiz) demokratikleşmeye hizmet edecek böyle bir değişikliği yapmak gerekirdi. Ancak 12 Eylül faşizmi- nin getirdiği antidemokratik, baskı- cı anayasayı değiştirmeye yanaşma- yanlar, bu konuda güçlerini kullan- mayanlar, hatta bu anayasanın anti- demokratik hükümlerini kendi kişi- sel ve sınıfsal çıkarlan doğrultusun- da uygulamayı yeğleyenlerden böy- le olumlu bir tavn beklemenin ola- naksızlığı da ortadadır. Sözûm ona işkence suçlannın cezasını arttınrken işkence suçlanna af getiren, pankart açan gençleri aftan yararlandırmaz- ken çeteleri, ülkeyi soyanlan, dolan- dıncılan, ülkemizi bugünkü bunalı- ma sokanlan af kapsamına alanlan halkımız artık tanımaya başlamıştır. Bu nitelikleriyle çıkanlan yasa, aftan beklenen banş ve huzuru ge- tirmekten uzaktır. Tüm bu ve benzer sorunların çözümü koalisyon hükümeti tarafjndan unutulan derrtok- ratikleşme programlannın uygulan- masına bağlıdır. PENCERE Duyıru!.. "Deprem felâketi sorunlar kadar çözümlerini de ortaya koydu. Bireyleh ve kurumfanyla eksik- lerimizi yüzümüze vurdu; ama, bunlan düzelterek gelecekte Türkiye için neler yapmamız gerektiği- ni de gösterdi. Şimdi önümûzde keskin çizgiterieaynlmış ikiyol var. Biri, yaptıklanmızın bütünüyle doğru olduğunu, felâketnedenlerinin 'başkalan' olduğunu savuna- rak akıldışı bir didişme-tevekkül kanşımı içinde yû- rûmektir. Bu yolu çok iyi biliyoruz. Diğeryol, her şeye yeni gözlehe bakarak, top- lumun sivil ve resmi birey kurumlanyla birlikte ha- reket etmek gerektiğini ve bireylerin devlet için değil, devletin bireyleriçin varolduğunu kabul eden birzihniyetle çağdaş bir toplum o/maya doğru yû- rümektir." • YukardartaJikledizilmiş satırtan bir sivil toplum girişiminin "Kamuoyuna Duyuru"sundan aldım. Girişimin öncülerine sordum: - Girişimin adi ne?.. - Yok!.. - Neden?.. - Anonim olsun istedik.. - Soyutbiradı olmalı, öyleyse diyelim ki 'Adsız Girişim' olsun.. Kamuoyuna duyuru'nun altında şimdilik 100'ü aşkın sivil toplum kuruluşunun imzası var; ama, bu sayı artacak... Şimdiye dek Türkiye'de bu çapta birgirişim ger- çekJeşti mi?.. Sanmıyorum. Duyuruya onay veren vakrf, dernek, sendika ve biriikler listesini gözden geçiren bir kişi, toplum- da birşeyferin oluşup insanlann kıpırdadıklannı an- lar. Deprem insanlanmızı da silkeledi. Ne var ki insanlann silkelenmesi de yetmiyor, ça- ğımızda örgütsüz hiçbir şey yürümüyor, 1 ÖO'ü aş- kın kuruluşun bir amaç doğrultusunda istençleri- ni birteştirmesi bir güç oluşumudur? • Kamuoyuna duyuru şu satırlaria noktalanıyor "Aşağıda imzası olan biz meslek örgûtleri, va- k/flar, derneklervegönüllükuruluşlarUAğustos 1999'u her bakımdan bir milat olarak görüyor, gerçek milli ve manevi değerierimizi korumanın, sivil kesimin gücûnü kûçümsememek ya da med- yayı tehdit etmekten değil, bu yeni yaklaşımı iç- tenlikle benimsemekten geçtiğine inanıyoruz." • Demokrasi nedir?.. Dört ya da beş yılda bir seçim sandığına gidip oy vermek midir?.. Demokrasinin yalnız seçimle gerçekleşmediği- ni öğrenmek zamanıdır. Yanm yüzyıldan bu yana sürekli seçim yapan Türkiye'nin 2000 yılının eşi- ğinde çağdaş demokrasinin koşullanndan uzak ya- şamasının nedenleri belli... Katıhmcılıktan uzakta bir demokrasi artık düşü- nülemez. Çağımızda "etkileşim" küreselleşmenin olmaz- sa ohnaz koşuluna dönüşüyor. 10O'ü aşkın sivil top- lum kuruluşunun bir araya gelerek doğrudan ey- leme geçmesi, demokrasi adına umut verici bir ge- lişme... Bu girişimin başını çekenler, eylemin arkasını ge- tirmek ve başanya ulaşmak yolunda tarihsel bir so- rumluluk üstlendiklerini elbette biliyoriar. Değil mi?.. ? Fvlıil 1999 Bugun depremın JJ.gunu Profesyonel gönüliülenmiz hâlâ deDremzedelerin Deprem Bölgesi Rehabilctasyon Merkezlen ACİL İHTİYAÇ LİSTESİ Yaa tahtaa ve kalemi, renkJı tebeşır, çocuk diş fırçası, diş macunu, kağıt havlu. çöp torbası, muzik aletferi (flüt, org vb.) Yardımlannız için: (0212)292 29 19 Çağdaş Türkiye'nin Gelecek Gûrencesi tLANT.C. KÜÇÜKÇEKMECE l.ASLİYE HUKUK HÂKtMLİĞl'NDEN 1998/556 Davacı Arife Kara vek. tarafmdan davalı Öner Ka- ra aleyhine açılan boşanma davasında; Yukanda adi geçen davalı Öner Kara adına çıkan- lan davetiye bila tebliğ iade edilmiş yapılan araştır- ma neticesinde adresinin tespitine imkân olmadağın- dan adi geçenin duruşmada 19.10.1999 günü saat lO'da bizzat duruşmada hazır bulunması. veya ken- disini bir vekille temsil ettirip diyeceklerini bildir- mesine, aksi takdirde usulün 37 ve müt. maddesi ge- reğınce duruşmanın gıyabında yapılacağı hususu ilan olunur. 26.8.1999 Basın: 41411
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear