17 Haziran 2026 Çarşamba Türkçe Subscribe Login

Catalog

Months
Days
Pages
Körleştirilmiş Beyinler ve Düşimee Özgürlüğü HIFZI VELDET VELİDEDEOĞLU Hıristiyan tarikatlarında yobazlığın insan beynini nasıl körleştirip düşünme yeteneğinden yoksun kıldığını canlı olarak anlatan bir diyaloğu 38 yıldan beri bu sütunlarda, kimileyin onar, kimileyin beşer yıl aralıklarla yayımlamayı bir gelenek durumuna getirdim. Voltaire'in kaleminden çıkmış ve eski öğrencilerimden, dostum, Yargıtay tkinci Başkanlığı'ndan emekli Sayın Rafet Özdemir tarafından dilimize çevrilmiş olan bu hayali diyaloğu ilk kez 15 Ağustos 1949'da yayımlanuştım burada. Otuz sekiz yıl ne de çabuk geçmiş! Günümüzün Türkçesine çevirdiğim diyaloğu o tarihten beri bu sütunlara kaç kez aldığımı bilemeyeceğim. Ancak sonuncusunun 7 Mart 1982'de cıktığını söyleyebilirim. Gazetemizi uzun vıllardan beri izleyen kimi okuriarım bu yinelemeleri neden gerekli gördüğümü düşünebilirler. Söyleyeyim: 1) Ülkemizde 1949 yılından beri toplumsal bir düşünce değişimi ve atılımı olmadı ve olmuyor; tersine, bu atılım bakımından, Atatürk dönemine oranla, gittikçe geriye doğru ve son yıllardakoşar adunla dönüş yapıyoruz. Çağdaş doğrultuda düşünce ilerleyişi sürecinde bulunmayan toplumlar, çağdaş topluınlar arasında barınamazlar. Diyaloğu yayımlayarak bunu vurgulamak amacını güdüyorum ve düşiin özgürlüğünü, Voltaiıe, 250 yıl önce olağanüstü bir incelikle savunduğu için, kendim yazmaktansa her beş yılda bir o büyük düşünürü konuşturmayı daha yararlı ve etkili buluyoruın. 2) Cumhuriyet Gazetesi'nin tirajı, eskiye göre çok yükseldi; yeni okurlanmız var. Diyaloğu onların da dikkatle okuması amacını güdüyorum vc böylece Voltaire'in diyalog içinde anlattığı, 350 yıl öncenin "engizisyon kapanındaki insan" ile "öz|>ür düşünce orlaıııındaki insan"ı karşılaştırarak, bugünkü Türkiye'nin "tarikatlar kapanındaki insan"ı ile "Alalürk aydınlıgı içindeki insan" arasında yaratılan uçurum üzerinde yeni okurlarımızı da düşündürmek istiyorum. tlhan Selçuk'un "Düşünüyorum, öyleyse Vurun" adlı güzel kitabını geçen yaz hastanede okurken, iyileşince, Voltaire'in diyaloğunu bir kez daha yayımlamayı kurmuştum. lştc şimdi sırası geldi. 3) Daha önceki yıllarda diyaloğu okumuş olan eski okurlarıma onu bir daha anımsatmak, onlardan şu ya da bu nedenle okumamış olanlar varsa okıımalarını sağlamak istiyorum. Bunu beşer yıl aralıklarla yinelemenin ncdenleri işte bunlar. Düşünen insan kafası doğanın oluşturduğu, kuşkusuz, en güçlü makinedir ve insan, kendi ak1 ıııı işletip bu gücün bilincine vardığı oraııda insandır. Tarihe bakılınca görülür ki, Batıda birtakım kişiler "papa, kral, imparator, duçe, führer, Caudillo, prens, parti genel sekreteri, prezidyum başkanı, hatta cumhurbaşkanı" gibi; Doğuda ise, "han, halife, sultan, şah, padişah, melik, emir, mihrace" gibi sanlarla topluınlar üzerinde egemenlik kurmuş; çıkarlarını bu egemenlerin yanında bıılan ve gören l'eodallerle din adamları da onların destekçisi olnıuştur. Bu güçlü ittifak, kendi egemenliğini kökünii ve güeünü toplum bireylcrinin dinsel inanışına göre, türlü tanrılara veya tek tanrıya dayandırıp kutsal ve dokunulmaz bir niteliğe büründürmüş, "düşünce özgürlügü dedigimiz kavraın da bu kutsallıgı irdcleme ve gerektiğinde eleşlirme konusu yaprnak istcyen insan aklının işlemesinden dogmııştur." Bilindiği gibi, bu özgurlük uğrunda Sokrat'tan beri nice aydın kafalar kurban gitmiştir ve gitmektedir, bizimki gibi sözümona çağdaş cumhuriyetlerde bile!.. Şimdi bu kafa çürümüşlüğünün eski bir örneğini Voltaire'in yukarıda sözünü ettiğim hayali diyaloğunda izleyelim: * * * 1707 yılına doğru lngilizlerin Siraküza savaşını kazandıkları, Portekiz'i koruyup bir süre için kendi adamlarından birini tspanya'ya kıal atadıkları sırada yaralanmış olan General Milord Büldmind, Barages Kaplıcalarında bulunuyordu. Savaş alanından bir buçuk fersah (yaklaşık yedi buçuk kilometre) ıızaklıkta, yük arabalarının gerisinde attan düşerek yaralandığı için kendisi gibi kaplıca sularından yararlannıak üzcre oraya gelmiş bulunan Kont Medroso'ya rastladı. Kont Medroso "engizisyoncu" idi. Boldmind ancak söyleşi sırasında alçak gönüllülük gösterirdi. Bir gün içtikten sonra Medroso ile şu konuşmayı yaptı: Boldmind Demek siz "Dominiken"lerin (1) ajanısınız? Ne kötü bir görev yapıyorsunuz. Medroso Doğrudur. Ama ben onların kurbanı olmaktansa onlara hizmet etmeyi ve kendim yanmaktansa başkasını yakma felaketini yeğ tuttum. Boldmind Nc iğrenç bir seçiş! Çürük inançlarınızla kokuşmakta sizi özgür bırakmış olan o Magribilerin (Endülüs Arapları) boyunduruğu altında yüz kat daha mutluydunuz; o Magribiler ki egemen oldukları halde ruhlara pranga vurma hakkını, o korkunç hakkı, benimsemek istememişlerdi (2). Medroso Ne yapmamı istlyorsunuz? Bizim ne yazmamıza, ne konuşmamıza, hatla ne de CUMHURİYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER düşünmemize izin var. Konuşıırsak sözlerimiz islenildigi gibi yorıımlanıyor; arlık yazılarımız için ne anlam verilmez ki. Gizli düşüncelerimiz için bizi ateşte yakamayacaklarından, onlar gibi düşünmezsek dogrııdan dogruya Tann'nın buyrugu ile 'öle dünyada' sonsuza dek yanmakla lehdit ediyorlar. Aklımız egemen olursa devletin yanıp kül olacagına ve ulusun, yeryüzünün en mutsuz halkı durumunu gelecegine hükıımeli inandmnışlar. Boldmind Avrupa'nın bir ucunda sizin için savaşlar kazanmaya giden ve denizleri gemilerle kaplayan biz Ingilizleri bu kadar mutsuz mu buluyorsunuz? Sanıyor musunuz ki, Hindistan'da keşfettiğiniz hemen hemen bütün toprakları sizden koparıp alan bugün koruyucularınız arasında bulunan Hollandalılar, basına tam bir özgürlük verdikleri ve insan düşüncclerini açıkladıkları için Tanrı'nın lanetine uğramış olacaklardır? Çiçeron'un özgürce yazmış bulunması yüzünden Roma tmparatorluğu daha mı az güçlü olmuştur? Medroso Bu Çiçeron da kimdir? Bu adam üzerine konuşulduğunu hiçduynıadım; bizde sözü edilen Çiçeron değil, kutsal babamız, ermiş, Padovalı Antuvan'dır ve ben hep insanlar düşünmeye koyulurlarsa dinin yok olacağını duydum. Boldmind Buna inanmamalısınız; çünkü siz dininizin tanrısal olduğuna ve cehennemliklerin ondan üstün olmayacağına kesinlikle inanıyorsunuz. Böyle olunca hiçbir şey hiçbir zaınan dini ortadan kaldıramayacaktır. Medroso Hayır, aına din bir hiç düzeyine indirilebilir; düsünce sahibi olmak yüzündendir ki, Isveç, Danimarka, sizin bütün adanız, Almanya'nın yarısı, artık Papaya baglı olmamanın korkunç felaketi içinde inliyor (3). Eger insanlar uydurma inançlarına göre davranmayı sürdürürlerse, oniarın yakında sadece Tann'ya ve erdeme tapmakla yetinecekleri söyleniyor. Cehennemlikler bu kadar üstünlük saglarsa, engizisyon mabkemeleri ne olacak? Boldmind Eğer ilk Hırisiıyanların düşünce özgürlüğü olmasaydı Hıristiyanlık olmayacaktı. Doğru değil mi? Medroso Ne demek istiyorsunuz? Sizi hiç anlamıyorum. Boldmind Deınek istiyorum ki, eğer Tiberius'un ve ilk Roma imparatorlarının ilk Hıristiyanlara kaleın ve mürckkcp kullanmayı yasaklayan Yakubileri (4) bulunsaydı, Roma Imparatorlıığu içinde uzun süre ozgürce düşünmeye izin verilmeseydi, Hırisliyanların dinsel kurallarını yaymaları olanaksız olurdu. Şu halde ancak düşünce özgürlüğüylc kurulmuş olan Hıristiyanlık, nasıl bir çelişki ve nasıl bir haksızlıkla tek dayanağı olan o özgürlüğü bugün boğnıak istiyor? Size çıkar sağlayan bir iş örıcrildiğindc karar vermcden önce uzun uzun düşünmez misiniz? Yeryüzünde bizim sonsuz mutluluk veya felaketimizden daha önemli ne vardır? Bu dünyada yüz türlü din vardır ki, anlamsız ve Tann'ya eş koşucu saydıkları dininize inancınız sürerse, sizi cehennem azabına nıalıkunı edcrler. Şu halde bu dinsel inançları inceleyip usa vursanıza!.. Medroso Onları nasıl inceleyip irdeleyebilirim? Ben Yakubi degilim ki. Boldmind lnsansınız ya, bu yeter. Medroso Yazık ki, siz benden daha çok insansınız. Boldmind Düşünmeyi öğrenmek sizin elinizdedir; siz bir zekâ ile doğmuş bulunuyorsunuz; ama engizisyonun kafesi içinde bir kuşsunuz; engizisyon nıahkemesi kanatlarınızı kemirtniş; ama o kanatlar yeniden oluşabilir. Geometriyi bilmeyen onu öğrenebilir; her insanın bilgi edinme yeteneği vardır. Paranızı emniyet edemeyeceğiniz kimselerin eline, ruhunuzu bırakmış olmanız ayıptır. Kendiliğinizden düşünme yürekliliğini gösteriniz. Medroso Eger herkes kendi kendine düşünecek olursa, bunun garip bir karmaşa doguracagı söyleniyor. Boldmind Tam tersi. Tiyatroda bir oyun seyrcdilirken herkes düşüncesini serbestçe söyler ve bir karışıklık çıkmaz; ama yeteneksiz bir yazarın küstah koruyucusu, zevk sahibi kişileri, kötü gördüklerini iyi bulmaya zorlamak isterse, o zaman ıslıklar yükselmeye başlar ve bir kez Londra'da olduğu gibi, iki taraf birbirlerinin başlarına elma atabilirler. Ruhları zincire vuran zorba yöneticilerdir ki, dünyadaki felaketlerin bir bölümüne neden olmuşlardır. Biz tngiltere'de ancak herkesin düşüncesini söyleme hakkından özgürce yararlanabildiği günden beri mutluyuz. Medroso Biz de hiç kimsenin düşüncesini söyleyemediği Lizbon'da tam bir sükun içinde bulunuyoruz. Boldmind Sükun içinde yaşıyorsunuz ama mutlu değilsiniz. Bu sükunet, suskunluk içinde uyumla kürek çeken forsaların sükunetidir. Medroso Ruhumun forsalığa mahkum oldugunu mu sanıyorsunuz? Boldmind Evet, ruhunuzu ondan kurtarmak isterdim. Medroso Şayet ben forsa cezasını iyi buluyorsam?.. Boldmind O halde ona mahkum olmaya layıksınız. (1) Dominikenler Hıristiyanlığın bir tarikatına bağlı papazlar olup o dönemde Portekiz yönetimine egemen bulunuyorlardı. Bunlar din adına en korkunç işkenceleri yapan engizisyoncuları oluşturuyordu. (2) Voltaire burada, Arapların lspanya ve Porkekiz'e egemen oldukları dönemde Hıristiyanla, rın vicdan özgürlüğüne karışmadıklarını vurguluyor. (3) Bununla, reformasyona katılıp Protestanhğa geçmiş ülkelerin halkı anlatılmak isteniyor. (4) Yakubiler, bu adı taşıyan ve on ikinci yüzyıl başlarında kurulmuş bulunan bağnaz bir Hıristiyan tarikatına bağlı papazlara verilen addır. Bunların Paris'te SaintJacques (Sen Jak) Sokağı'ndaki manastırı Fransız Devrimi sırasında, 1790'da, yıktırılıp yerle bir edilmiştir. / ŞUBA T 1987 PENCERE Çatlak Derinleşiyor... "Gündüz insan, gece kurt" öyküsü, kişilik çatlamasını en abartmalı biçimde vurgular. Gün ışığında normal insan gibi görünen yaratık, dolunay gökte belirdiği zaman canavarlaşır, kuytularda avını ararnaya çıkar. ilk bakışta fasafiso sanılan bu senaryo, yaygın bir gerçekliğin kabalaştırılmış dışavurumudur. insan yapısında iki "ben" vardır; eğer iki "ben" arasındaki çelişki derinleşirse, hastalığa dönüşür; hekimlere başvurmak gerekir. iki kişilikli olanların azılıları, akıl hastanesinde iyileşme gününü beklerler; ılımlı olanları birinci "ben"leriyle ortalıkta dolaşırlar ve ikinci benlerini sırası geldiğlnde meydana çıkarırlar. Halim selim, karıncayı incitmeyen, sesi soluğu çıkmayan bir adamın ruhundaki ikinci ben'i bir anda kılıç gibi kınından çektiği çok görülmüştür; ya da azgın, edepsiz, şirret blrinin kuzulaşıvermesi doğal karşılanmalıdır. • İnsan gibi toplum yapısında da çeşitli "ben"lerln bulunması doğal sayılmalı... Kimi toplumda kişilik çatlaması çok açık seçik biçimde görülür; kimi toplumda daha karmasık ve dolambaçlıdır. Türk toplumunda BatıDoğu çelişkisi elle tutulur ve gözle görülür düzeydedir. Üç beş gün önce Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Kuveyt'e gitti, "Islam Konferansı örgutu" doruk toplantısına katıldı; Türkiye Dışişleri Bakanı da Strasbourg'a uçtu; "Avrupa KonseylDa' nışma Meclisi"nde dönem başkanlığını yaptı. Avrupa Konsey/'nin tek Musluman üyesi Türkiye'dir; Islam Konferansı örgütü'nün tek laik üyesi yine Türkiye Cumhuriyeti'dir. • Bizdeki kişilik çatlaması son yıllarda resmi devlet görüşü niteliğini kazanmaya başladı. Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin "TürkIslam Cumhuriyetr'ne dönüştürülmesi için resmi çalışmalar ve çabalar hızlandı. Peki, nereye gidiyoruz? Belli değil... Avrupa Konseyi'ne üyeyiz; ama nasıl bir üye? Horlanan, aşağılanan, tepeden bakılan, ikinci sınıf sayılan bir üye değil miyiz? Niçin böyleyiz? Çünkü Batının demokrasi hukukunu bir türlü içimize sindiremiyoruz. Benliğimizin bir yanı Batıya dönük duruyor ve yöneticilerimiz sık sık yineliyorlar: Türkiye Batılıdır, Batı dünyaaımn ayrılmaz bir üyesi ve parçasıdır. Içimizdeki birinci "ben"in gönlü Batıya kaykılıyor. Ne var ki istemek başka, yapmak başkadır. Be adam, mademki Batılı olacaksın, ne diye demokrasi hukukunun gereklerini yerine getirmiyorsun? Ne diye ikinci sınıf üye kimliğiyle Avrupa Konseyi'ne varıp horlanıyorsun? islam Konferansı'ndaki durumumuz ve konumumuz nasıl? Orada da eğreti değil miyiz? Türkiye laik bir cumhuriyettir. Laiklik, Atatürk'ün buyruğuyla anayasaya yazılmış; değişmez ilkeye dönüşmüş. Böyle bir devletin dinsel temele bağlanan Islam Konferansı urgütü'ne glrmesi, anayasasını çiğnemesi demektir; ama Osmanlı kafasıyla hilei şeriye yöntemini benimsemişiz; islam Konferansı örgüt üne tam üye olmamışız; toplantılara sözde gözlemci gibi katılıyoruz; öteki üyelerden farklı bir konumdayız; eğretiyiz. • Atatürk, kişiliğimizi 20'nci yüzyıl uygarlığında pekistirme çabasının önderiydi; ama o kişiliği çoktan yitirdik. Islam devleti miyiz? Kıyısından köşesinden öyleyiz. Batılı mıyız? Kıyısından köşesinden öyleyiz. Bağımsız mıyız? Hayırl "Karsılıklı bağımlılık" yoluyla Amerika'ya bağlıyız. Haber verellm ki bu gidişin sonu iyi değil. Kişilik çatlaması biraz daha derinleşirse, kendlmizi akıl hastanesinde bulabiliriz. + OKTıff AKBAL EVET/HAYIR Kargaşa mı, Çatışma mı? OKURLARDAN Türkçede tayı te'nis yoktur Sayın Uğur Mumcu 'nun 23 Ocak 1987 günkü yazısım okuyunca çok şaşırdım. Bu şaşkınlığtm Uğur Mumcu gibi Türkçeyi çok iyi kullanan bir yazarın, yazısında tam 6 kez "bayan memure" sözünün geçmesinden kaynaklamyor. "Bayan memure" diyorsunuz. "Bay memure" de oluyor mu ki? "Memure" dedikten sonra '"bayan" unvanının eklenmesine gerek var mı? Doğrusu "bayan memur" olmayacak mı? Yazısının birinci sayfastndaki "bayan memure" sözünü görünce, bir dizgi yanlışı olmuş, dedim. Ancak ikinci say/adaki bö'lümde de 5 kez aynı yanlışhk yinelenince, bu elestiriyi yapmak zorunda kaldım. Çünkü, bu durum artık bir dizgi yanlışhğının boyutlarını aşmaktadır. Haftalardır, 'laiklik' konusu gündemde... Herkes konuşuyor, tartışıyor, laiklik şudur, budur diyel Yunancadan Latinceye geçmiş bir sözcük bu. 'Halk' anlamına geliyor. Prof. Dr. Nusret Hızır bir konuşmasında şunları söyler: "Mndern laiklik bilindiği gibi bilinçli olarak Amerika'da ve Fransa'da r. Jefferson'un 1765'te kabul ettirdiği hoşgörü yasası yoluyla ABD ısası'na 3. madde olarak kondu. Buna göre Kongre hiçbir zaman nl egemen din diye bildiremez, herhangi bir dinden olan klşllerln tof.. ,a ya da dinsel kökenlerini yasaklayan bir yasa çıkaramaz." Hızır, Fransız Devrimi'nde yayımlanan İnsan Hakları Bildirgesi'nden 10. maddeyi, yani "Kimsa kanaatlerlnden yana kaygılanmasın. Dinsel kanaatlerlndan bile. Yater ki bunların açıklanması kamu düzenini sarsıcı nitelikte olmasın" sözlerini belirttikten sonra şoyle diyor: "Günümüzde laiklik şu biçimde tanımlanabilir: Dunya Işlerini din işlerinden ayrı, bağtmsız olarak ele almak. Demek ki laiklik, din yasamının etklsinl sınırlamayı amaçlar. Başka bir deyişle laiklik din yaşamının etklslnl sınırlamayı amaçlar. Laiklik, hem dinsel olmayanın hem de din$0İ örgütten olmayanın karakteridir." Görüldüğü gibi, laiklik yalnızca 'dunya işlerinin dinsel etkilerden' kurtarılmasıdır. Kimsenin dinlne, inancına karışmak değil, tam tersine karışmamaktır Kimse de baskasının inancına karışmayacak... inanan da inanmayan da özgürce yaşemasını sürdürecek. Hızır "Laiklik dinsizllk halini almıyor, daha doğrusu, dinin aslında varlığı ya da yokluğu onu llgUendirmlyor, o sadece dinsel örgüt varsa o, dunya işlehne karışmayacak diyor" diye bitlriyor 1978'de yaptığı llginç konuşmasını... Biliyorsunuz laiklik konusunda, hele şu günlerde her kafadan ayrı bir ses çıkmaktadır. Kimlleri laıklıkle dinsizliği, hatta Tanrısızlığı eş tutarlar. Bunun ne denli yanlış olduğu bin kez yazıldı, söylendi, kanıtlandı, ama hiçbir şey okumayan, bilmeyen, gözleri kararmış bağnaz kafalara bu gerçeği anlatmak güçl 'Kavram kargaşası' dıyoruz İşte bunal Bunca bilgisizlikle kavram kargaşası deyimini birbirine karıştırmamak gerekir. Kavram nedir, kargaşa nedir? Bunları bilmeyenler ağızlarına ne gelirse soylerler, bilglslz yığınlar da bu bilgi dışı sözlerden etkilenir. Nusret Hızır'ın kimi konuşmalarını, yazılarını içeren "Btlimin Işığında Felsefe" adlı kitabını okurken bu konuya da rastladım. Şoyle yazmış Hızır: "Kavram kargaşası sözü, son zamanlarda bir türlü halk deylmi olma yolunda. Kökenlni bilmiyorum. Herhalde araştınlırsa bulunur. Bir yazann sözü güzel bulup sık sıkyadayazısının çarptcı bir yerinde kullanması üzerine hoaa gidip, halkça, anlarnı üzerinde çokça düşünmeden kullanılmaya başladığını sanıyorum." Hızır'a göre kargaşa' olayların hemen bir tek değil; birçok olayın bir arada olduğu halde, vardığı bir durumdur. Türkçe kargaşayı daha dar anlamda, yalnız olaylarda kullanmakta Kavram konusunda ise Hızır şunları yazmış: "Benlm burada kavramın ne olduğunu, nasıl kurulduğunu açıklamam herhalde yerslz olur. Ancak şu noktaJan bellrtmek Isterim: Kavramlar, dllin düşünce ekonomisini sağlayan en önemli öğelerdlr. Her bireyi ayrı ayrı tanımaktan başka çare olmasaydı, belkl gene düşünülürdü, ama bu düşünüş çok ilkel kalırdı. Bir adeta anlamlar denizi içinde (kavram kısaca sözcük demek olduğuna göre), kavramlar denizi İçinde yaşıycruz." Hızır, 'kavram kargaşası' deyimini yerinde bulmuyor, buna başka bir ad veriyor, diyor ki: "Kargaşa deyince her kafadan bir sesln çıkması, hatta herkafanın birkaç kez kavram değlştirmesl, böylece durumun tam anlamıyla bir kördöğüşüne dönüşmeai gerekir. Oysa yurdumuzda kavramlar çatışıyor, ama kargaşaya benzer bir durumdan aöz edllemez sanıyorum." Ne var kl irtica ve iaiklik konularında ileri geri konuşanları, bilirbllmez düşünce belirtenleri, onu bunu suçlayanları gördükçe ülkemizde hem kavram kargaşasının hem de kavram çatışmaaının büyük bir gücle, etkinlikle yaşatıkj^nı Msr t * temez kabul etmefc zorunda kalıyo Tarihsel bir anımsatma yapmak istiyorum: Mudanya ateşkes anlaşmasmdan sonra tstanbul'dan bir grup öğretmen Bursa'ya giderek Mustafa Kemal ile görüştüler. Büyük önder onlara şöyle seslendi: Mualllm hanımlar, mualllm beyler! Size bilerek, kasten böyle hitap ediyorum. Çünkü muaüime hanımlar demeye asla hakkım yoktur. Türkçede tayı te'nis yoktur. Türk dili de Türk vatanı gibi istiklâline kavuşmaya muhtaçtır ve bunu basaracaktır. Bırakın Arap muallime desin! Türk, Arap boyunduruğuna giremezTürkte muallime yoktur, muallim hanım vardır. (Sedat Oksal, Köy Postası, EkimKasım 1984). Atatürk'ün de isaret buyurduklan gibi Türkçede tayı te 'nis yoktur. Bunun için de "memure" yerine "bayan memur", "kâtibe" yerine "bayan kutip' \ ' 'müdire'' yerine "bayan müdür", elçi eşlerine de ' 'sefire'' yerine "...elçisinin sayın eşleri" denilmesi doğru olur. Ama nedense son yıllarda genç gazeteci arkadaşlanmızm bunun tam tersini yaptıklanna tanık oluyoruz. ETEM ÜTÜK tSTANBÜL Mıli bayan personele karşı mı? Antalya'da bir kamu kuruluşunda görev yapmaktayım. Eşim Afyon Nüfus ve yiatandaşlık Müdürlüğü'nde görev yapmak tadır. İlk olarak 1S Mayıs 1986 tarihli bir dilekçe ile Antalya Valiliğinees durumundan taytn isteğimizi belirttik, kadromuz yoktur diye cevap verdiler. Bundan sonra değisik tarihlerdeki başvurularımtz aynı gerekçe ile cevaplandınldı. îçişleri Bakanlığı'na sunulmak üzere verdiğimlz dilekçe ise, (Bakanlığın yapacağı bir şey yok) denilerek ekleri ile birlikte iade edildi. Nüfus ve Vatandaşlık tşleri Genel Müdürlüğü'nün 1587 Sayılı Kanunun 3. maddesl uyarınca geçici görevlendirme isttği Afyon VaUUğince kabul edilmedi. Sayın Bakan, Sayın Antalya Valisi'nln bayan personele karşı olduğu doğru mudur? Bunun etkisi var mıdır? Eş durumundan tayin isteğimiz normal değil midir? Sayın Bakan sekiz aydır ayrı şehirlerde mevcut masrafımıza ek ikinci ev kirası vererek hayat şartlanna göğüs germe çabasındayız. Durumumuzun ciddiyetini kabul ederek parçalanmış ailemizi yeniden birteştireceğiniz umuduyla saygılar sunarım. BAYRAM YILMAZ ANTALYA FRANSIZ KÜLTÜR MERKEZİ'NDE FRANSIZCA KURSLARI tkinci dönem kayıtları: 2 şubattan itibaren her gün saat 10.0019.00 arası. Kurs başlangıç tarihi: 9 Şubat 1987 Fransa Başkonsolosluğu Istiklal Cad. 8 TAKSÎM Tel: 144 44 95 149 48 95 bedava mıın $lmdi OMOalan herkese LuxSabun Yıllardır üstün temizleme gücüne ve kalitesine inandığınız ülkemizin lider deterjanı 0M0. bedava Lux Tuvalet Sabunu veriyor. Şimdi dilediğiniz boy OMO kutularının arka yüzlerinden 2 adet "DÜNYALI OMO ŞEKLİ'ni kesin, bakkalınıza verin, Lux Tuvalet Sabunu'nu (100 gr) bedava alın. Olay 2 kampanyamız 5 Nisan 1987 tarihine kadar geçerlidir. Dahaçok~DÜNYALI OMO ŞEKLİ"kesin, daha çok Lux Sabun alın... Bedava ruz.
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear