13 Temmuz 2026 Pazartesi Türkçe Subscribe Login

Catalog

Months
Days
Pages
CUMHURİYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER lu anları tatsız bir sonla noktalayan, örneği sayısız işlerden biri olarak, bir inek sürüsu ile karşılaşmamla, bitiverdi. Kaldığım eve yaklaşıyordum, on beş yirmi ineklik bir süru yoluma çıktı. Bu zengin doğa içerisinde bunda da şaşılacak bir yan yoktu, ama dehşetle gördüm ki, bu alacalı bulacalı koca yaratıklar, ağıla girmeden önce, yerdeki çimenleri yolup yutmaya devam ederken, hiçbir ayrım yapmamakta ve o güzelim çiçeklerin hepsini de mideye indirmekteydiler. Önce gözlerime inanamadım. Bu güneş batımında, duyguların doruk noktasına çıktığı, bu en romantik anda, görünümu benimle beraber, karşıdan hafifçe esen rüzgârla okşanarak seyre dalmış olan bu buket buket çiçekler âleminin, birbiri ardından yok olduğuna, hem de, ezilip çiğnenerek, ineklerin dışkı dolu vücuduna boca edildiğine tanık olmak, benim üzerimde tam bir şok etkisi yaptı. Yol boyunca duşüne düşüne inerken, ilk tepki olarak, ineklere düşman oldum. Bu sevimli gibi gözüken, hele boyunlarındaki çanlan ile epeyce sempati de toplayan ağır yaratıklar, ünlü akılsızlıklan bir yana, hem duygusuzdular hem demek ki bu kadar da zararlıydılar. Düşünmeye devam edince, ineklerin fazla bir suçu olamayacağını da anlıyordum. Alt yani onlar, inektiler. İnsanlar onları nereye gotürurse oraya gidiyor, otluyor, bu arada bilmeden çiçekleri de yiyor, ama sonuçta, hiç değilse insanlığa ve özellikle çocuklara, süt üreterek, yararlı da oluyorlardı. O halde suç, yine insanlardaydı. Kendi dar çıkan için, insanlar, her yaratığı ya kullanıyor ya yok ediyordu. Tarih ve çevre, bunun örnekleriyle doluydu. Tann'nın kendisine verdiği aklı iyi kullanamayan insanoğlu, ineğini otlatacak yerleri ayırmak, diyelim, bir yerden sonrasını çiçeklere bırakıp, o yerine konmaz renkler sergisini, kendisinin beden sağlığı kadar onemli olan ruh sağlığı, çocuklannın eğitimi, toplumunun güzellikleriyle zenginleştirilmesi, gezginlere sunulması ve bundan da ekonomik bir yarar sağlanması için kullanmak gibi, kaç tane akılcı yol varken, iki güğüm süt uğruna yok etme kolaylığına sapıyordu. Evetevet, yaradılışın (ve kendi tarihinin) bütün birikimlerini ortadan kaldırmakta olan, yine insan değil mi idi? Çamları kesip toprağı damdazlak bırakan, güzelim taş evleri bir bir yok edip yerine çimento apartmanlar diken, en nefıs çayırlara briket "gazinolar" kondunıp, yoksul kızlarla rakı âlemleri düzen, yine biz, insanlar değil mi idik? Bunların hepsi birer gerçek değil miydi? Ne var ki, insanların, yaptıklarının önüne sıralanmasından hoşlanmadığını, deneyimlerimle biliyordum. Tarihin güzelliklerinin kıyıma uğramaması için verdiğim uğraş, bir şeye yaramamış, onlar yine bildiğini okumuş, aynca bana bir kısım mesleklerden duşmanlar kazandırmıştı. İnsanlarla uğraşmanın bir yararı olmadığını anlamıştım. "Insanlan Seveceksin" kitabının yazanna artık inanmıyorum. Kendisi istiyorsa seve dursun. Çünkü en azından, insanlan güvenilir bulmuyorum. Ağaçlan diken de insan, ama kesenler de aynı soydan. Sonra birincilerin sayısı çok az. Ikinciler çoğunlukta. Durum açık: Öyle olmasa, her yer orman ve çiçek olurdu, değiî mi? İneklere gelince, onlara düşmanlık duyuyorum diyemem. Var oluş nedenleri, ineklik. Yularını her çekene kapılıp bir yere gidiyor, durmadan otlayıp, bir sömürücü hesabına süt uretiyorlar. Süt çocuklara yararlı bir şey, ama dünyada olmasa da olurdu. Süt yoksa, yumurta var, bebeler için. Ama inekler olmasaydı, dünya kır çiçekleri ile dolu olurdu diye düşünuyorum artık. İneklere, en azından, sempatim kalmadı. Özellikle, Foça'da, gecele>in bile tıkınmaya devam ettiklerini gördükten sonra. AH ŞU ÎNSANOĞLU... "Toplumlar inek sayısını azalttıkları oranda gelişir ve yükselirler" gibi bir kural bile koyabiliriz diye düşünuyorum. Kır çiçeklerine gelince, onlara gerçekten hayranım. Onlar hem barışı, hem de guzelliğin sonsuzluğunu simgeliyorlar. Sonra tamamen tutarhlar. Yani çiçeklere yüzde yüz güvenebilirsiniz. Bir hayvan gibi değil. Ne yapacaklan belli. Sonra, zararsızlar. Hiçbir ineği yemiyorlar. Yaşamda saldın değil, hep savunma durumundalar. Bu kadar masum niteliklerinin yanında, bir de bilinçleri ve dillerinin olması, tabii çok şaşırtıcı bir şey olurdu. Ama bunun, insanoğlunun tutumunda köklü bir değişikliğe yol açabileceğini de hiç sanmıyorum. Duygulu olduldarını bildiğimiz hayvanlarla, bilinçli olduklan kesin olan insanlara karşı, insanın tutumu ne ki, konuşan bitkilere ne olsun? 2 KASIM 1986 ÇELtK GÜLERSOY tnekler, tnsanlar ve Kır Çiçekleri hğın daha fazla bir önem vermesi ve onların hak ettiği sevgiyi göstermesi için, kimi romantiklerin, iyi niyetle uydurmakta yarar bulduklan, yakıştırmalardır... Botanikçilerin, kendi mesleklerinden olmayan sayısız insan gruplarına, bu son derecede ilginç olan konuyu, daha popüler araçlarla anlatmalan gerekir. Örneğin televizyon. O etkili cam kutu için yapılacak inandıncı programlarla, o sözu edilen titreşimler, etkilenmeler, her nelerse, somut örnekler halinde sergilenebilir. Niye yapılmaz, onu da anlayamıyorum. O EŞSİZ DOĞA ZENGtNLİĞİNE SALD1RI Bütün bu düşünceler aklıma nerede uşüşüyordu, bilir misiniz? Üç beş gunluk bir geziye gittiğim, Foça tepelerinde. Ege'nin bu karakteristik kasabasıru çepeçevre kuşatan yamaçları, denize uzanan yarım adaları, birinden öbürüne hafif inişçıkışlarla geçilebilen tatlı koyların alçak tepelerini geziniyordum. Mevsim nisan başıydı. İlkbahar yağmurlan ile doğa uyanmış, kırları göz alabildiğine çiçekler kaplamıştı... Ağaçsız, çırılçıplak kalmış bu yamaçlar ve düzlukler, amikitedeki zengin çam ve zeytin ormanlanru bir süredir yitirmişlerdi ama, onları yok eden insana karşı, geri kalan butün bitki dünyası, olanca gücü ile direniyor ve hiç değilse yılda bir kez, yani baharlan, bütün yeteneklerini, desen, biçim ve çeşit bolluğunu, kilometreler süren mesafeler boyunca, sergileyip duruyordu. Özellikle, nisan başında bile herkesi yakan güneşin uzaklaşmaya başladığı gün batımı saatlerinde, önümde uzayıp giden izleklerde (patikalarda), bitmez bir coşku ile yürüyor ve karşıda, güneşin deniz üstüne ateş renkli bir panltı yayarak, ufukları erguvan tonlanna boyayan batış tablosunu mu seyre dalayım, yoksa, çevretnde, öbek öbek yayılıp duran, kır çiçeklerinin bir renginden öbürüne, kelebekler gibi uçup koşup durayım mı, gerçekten bilemiyordum. önümde, çevremde yayılan kır çiçeklerinin birçoklan ile, çocukluğumun Yıldız ve Balmumcu yamaçlanndan taruşıyorduk. Bugün çimento blokların ve dimdik "site"lerin yükseldiği o diyarlar da yemyeşil ve renkliydi. Ama itiraf etmeli ki, Ege'nin ılıman iklimi, ot bolluğunu dizlere kadar yükseltiyor ve çiçek türlerini de inanılmaz boyutlarda çoğaltıyordu. Sadece şunu ekleyeyim: Birisi size böyle bir sepet çiçek gönderse, onu ömür boyu unutmaz ve nasıl tesekkür edeceğinizi bilemezsiniz. Burada ise, dağ taş, sepetler ve buketlerle doluydu. Bu akşam gezisi, hayatta mut TESEKKÜR Kırmızı ışık yanıtıca durdum ancak bu bilinçsizce gidiş durmadı bize acıların en büyüğunü tattırdı. Artık ecelin çılgınlıklarla birleşmemesini başka ailelerin de dayanılmaz bu acıyı tatmamasını diler çelenk göndererek, telgraf çekerek, telefon ederek, ziyaretimize gelerek g muz için çektiğimiz acıyı paylaşanlara tesekkürlerimizi sunarım. 1 Son yıllarda, botanik konularında yayınlar epeyce arttı. Bitkiler âleminin, bizim bilemediğimiz bir duygular ve haberleşmeler sisteminden sıkça söz edilir oldu. Birçoğumuzun okumuş olabileceği gibi, meğer çiçekler insanlardan ilgi ve sevgi beklerler, duygu ve düşüncelerimizi algılayabilirlermiş. Bitkiler, bunlan, birbirlerine duyunırlarmış da. Eskilerin bir deyimi olan, "elinde kerâmet var, ne dikse tutar" tarumlaması, yine bu durumla ilgili bir gözlemmiş. Bitkiyi sevgi duyarak diken birinin, elinden geçen olumlu elektrik akımının, çiçek ya da fidan tarafından algılanması olayını anlatırmış. Konu, biz botanikçi olmayanlar için, henüz tümüyle yabancı. Diyelim çiçeklerin kendi aralarında bir dilleri var. Bu, bütün bitkileri kapsayan, tek bir dil mi? Yoksa onlar da insanlar gibi, neredeyse her kabile için ayn olmak üzere, on binJerce dile ve lehçeye bölünmüş mü? Bir bitki, yabana bir bitki karşısında kalınca taş gibi suskunlaşıyor mu! Bunların hiçbiri hakkında bir fikrimiz yok. Günümüzde, herkesin, kendi dar geometrisini yaşadığı "teknik" dönemde, kimse de, konulan uzmanları kadar bilemez. Bitkilerin duygu sistemi, belki olmadık bir gerçektir, belki de otlara ve çiçeklere, hoyrat insan SADİ BAVAR bosfor tunizm ISTANBULBERLIN Bütün Avrupa şehirleriyle bağlantılı muntazam otobüs seferleri. Istanbul: Mete Caddesı No 18 TaksımTei. 143 25 25 Ankara: Aöem Yavuz Sokak No 3/1 Kızılay Tel 34 47 40 EVET/HAYIR OKT4Y AKBAL OKURLARDAN Doçentlik yabancı dil sınavı 25 Mayıs 1986 günü doçentlik yabancı dil sınavına girdim. Yılda iki kez yapılan bu sınavın ikincisi kasım ayı içinde yapılacaktır. Mayıs 1986 döneminde söz konusu sınavda gözlemlediğim bazı noktalan ilgüelere duyurarak, dikkatini çekmek istedim. Söz konusu hususlar şunlardır: Sınavda sorulan 150 soru için verilen 120 dakikalık süre oldukça kısadır. Ben ve benim gibi birçok arkadaşım sınav süresi bittiğinde sadece 100 soruyla ilgilenebilme fırsatı bulabilmiştik. Doçentlik dil sınavı gibi önceden belli bir kontenjan için yapılmayan böyle bir sınavda bizlerin zamanla yarıştınlmasmı bir türlü anlayamıyoruz. Pratik hayatta hiç kimse sınavda bize tanınan süre gibi zamanla yanşırcasına çeviri yapmayacaktır. Bir tercümanda bulunması gereken, fakat bir ilim adamında bulunmasına gerek olmayan özellikler bizden istenmektedir. Sorularda hemen hep guncel yabancı kelimeler kuUanılmaktadır. Bizler ise çok çok kitaba bağlı olarak çahstığımızdan guncel kelunelerin birçoğunu bilmiyoruz. Dolayısıyla gerek sorulan anlamada, gerekse şıklar arasında tercih yaparken çok tereddüte düşüyoruz. Cevap şıklan arasında (beş şık) oldukça anlam ve gramer yapısı benzerlikler bulunmaktadır. Bu nedenle soru başına düşen 48 saniye gibi oldukça kısa bir süre içinde şıklar arasındaki nüans farklannı görmek olanaksız olmaktadır. Bu hususlarda ilgililerin hassasiyet göstereceklerini umarım. Yrd.Dç.Dr. BİRTEN OZUDOĞRU tSTANBUL Uzmaniar Fonlar Konusunda Ne Diyor? "...Fonlann, anayasanm bütçenin pariamentoca denetimi ilkesine aykın düştüğü apaçık bir gerçek..." Eski işletmeler Bakanı Kenan Bulutoğlu'nun görüşü böyle... Niye aykın düşüyor bu fonlar? Bulutoğlu şöyle açıklamış: "Bu yolla, yasama organının kamu hizmetlerine verilmiş parayı belli işler itibariyle onaylaması kuralı çiğnenmektedir. O işler için ne kadar ayrılacağı Meclisce oyiamalarla ayn ayrı saptanır. Fon, bütün bu oylama merasiminin dışında, toptan torba içinde para verdiği için anılan ilkeye aykındır. Bütçe hukukunda ödeneklerın ve gelirlerin genelliği, yani ortak havuzda toplanıp, oradan harcanması kuralı var. Fon uygulamasında ise küçük havuzlar, havuzcuklar ayrıldığı için ortak havuz ilkesi yok edilmekte. Muhasebei Umumiye Kanunu'nun dayandığı temel kural ortadan kaldırılmakta. Buradan da birçok sorun çıkıyor ortaya İta amirlerinin sorumluluğundan tutun da muhasebe sisteminin olayları gerçek biçimde gösterip göstermemesine, harcamalann hem bağlanmasına hem yapılmasına hem de Sayıştay'ca denetimine kadar... Aynca anayasaya kadar girmiş bütçe ilkeleri de bozulmuş oluyor" Fonlar, fonlar, fonlar!... Bütçe dışı fonlar1 Fak Fuk Fon'dan Konut Fonu'na daha başka fonlara kadar!. İkinci sayısı çıkan "Maliye Yazılan" dergısinde bir oturum... "7986 yılı bütçesi ve butçe uygulamasında foniar" Prof Dr. Bedi Feyzıoğlu, Prof. Dr. Kenan Bulutoğlu, Bütçe ve Malı Kontrol eski Genel Mudürü Erciş Kurtuluş ve AP'Iİ bakanlardan, şimdi Manısa DYP milletvekilı kı Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol eski Genel Müdürlüğü görevini yapmış Sümer Oral bu 'fon'lar konusunu tartışmışlar... Tartışmışlar demek yanlış, görüşmüşler demek daha doğru, çünkü dördü de hemen hemen aynı kanıdadır bu fonlar konusunda, bu fonlann yanlışlığında... Sümer Oral bakın ne diyor: "Saptayabildiğim kadarıyla 90'ın üzerindefon var. Bunların 11'i en çok işlemekte. Öbürfonların büyük bölümü olduğu gibi durmakta. Yaptığım hesaba göre o 11 fonda 1986 yılı sonunda 1 trilyon 600 milyarlık bir kaynak birikecek "Oral'a göre bu fonlann çoğu bir vergi nıteliğindedir: "Vergi niteliğindeki bir geliri alıyorsunuz ve belli bir amaçla kullanıyorsunuz: Bütçede gelir ve Hazine birliğine ters düşer bu. Gelirlerde tahsis olur mu? Hem bütçenin ilkeleri bozuluyor, hem de vergi sistemi büyük ölçüde tahrip ediliyor. Önemli olan, bir kaynak Meclis'in iradesi ve denetimi dışında kullanılmaktadır. Oysa Meclislerin en başta gelen görevleri vergi toplamaya karar vermek ve harcamalara hâkim olmak değil midir? Günümüzde bu ilkeler ve yetkiler yok edilmektedir. Devletin ana işlevi başka mercilere, hatta kişilere devredilmiş gibi bir durum." Prof. Bedi Feyzioğlu da bu fonlann gereklı denetimden uzak olduğu kanısında, diyor ki: "Fonlar az çok denetleniyor. Ama kuşkusuz bu daha çok idari bir denetimden ıbaret. Yasama denetiminin, yargı denetiminin çok uzağında bulunduğu da kuşkusuz. Fon hesapları Sayıştay'a intikal ettirilmiyor, bunlar böylece en dakik kontrol niteliğindeki kazai kontrolun dışındalar. Tabii yetkililennsorumlulukları da kazaı merci tarafından tespit olaiağından yoksun bırakılıyor. Bu arada fonlann çeşıtli kayırmalara ve haksız rekabetlere yol açtığım da düşünmek gerek. Yetkilisi, torun yönetimini istediğı biçimde kullanınca, demin adı geçen Destekleme Fonu belli bir sektöre ya da belli firmaya yönehilebilir, onları ihya edebilir, öbür yanda kalanlar da haksız rekabet karşısında dana zor durumlara süruklenebilirler' Erciş Kurtuluşa göre ise "Kamu harcamalarında belli bir denetim söz konusudur. Cumhuriyetin kuruluşundan beri, hatta cumhuriyet öncssi dönemlerde oluşmuş ve kendi içinde belli dengeiere otırruş bir denetim disiplıni. Şimdi fon uygulamalarıylabu displnden uzaklaştığımız" görülmektedir. Dör uzmar rralıyeci, dört deneyimli kişi, bakanlık, genel müdürlükgibi gcre/lerde sorumluluk almış dört aydın, Özal hükümetnin foria~ konusunda işte böyle düşünüyorlar... Denetimsiz harcanar bütçe dışı tutulan bu fonlar nereye gidiyor? Seçirrterde of üplamak çabalarına mı? Eş dost kayırmalarına mı1 Kime, khlere? Meclis ve Sayıştay denetiminden uzak bu foriann hesaoını kim soracak, kamuoyu bu fonlar konusunda nezamanve nasıl aydınlatılacak? "Maliye Yazılan" dergisindeyayımlanai fon konusundaki açıkoturumu okuyunca ınsan ıser ıstemez kuşkulara düşüyor... BÜTÜN ÖÖRETMENLER. Ingiliz, Deneyimli ve Profesyonel Efes Pilsen'i özel ambalajıyla alan herkese JFtte fcnl'te Yeni Dönem: l Kasım BİRABARDAGI • YEMEKKÎTRBI B E D A VA Kayıtlarımız devam ediyor TAl 09 83 Rurreh Cc No 92 4 Ze* Bey Apt Osr^anöe.ST (Yapı Kreöı Ban>v3sı Karşısı ÜSAN OKULLAR1 DANIŞMA MERKEZİ Ingflere ran önde geten 10 Turkçe broşurternden uçak rezervasyonuna Kadar ürr hameOer ANSIKLOPEDIK HUKUK REHBERİ BU KITAPTA. Oelil tespiti, ihtiyati tedbirler, Nıifus, Tazminat, Alacak. Boşanma. Nafaka, Nesep, Evlat Edinme. Miras. Veraset. Tapu, Tahliye. Kamulaştırma ve Kat Mülkiyeti davaları, İş ve ceza davaları, İdari davalar. İcra İşleri, Demek Kuruluşu, Oevlet dairelerine başvuru ve Define arama işlemleriyle ilgili 250 ÖRNEK DİLEKÇE İLE 640 SAYFA 2100 TL. NOT: Tek isteklerde 2100 TL'lik posta pulu gönderiniz. Pulsuz istekler geçersizdir. Bütün kitapçılarda arayınız. Isteme Adresı: GEÇİT KİTABEVI F.K Gokay İşhanı (Vjlayet karşısı) Ankara Cad 31/6 Cağaloğluİst. Tel: 526 07 01 816 mm. filmlerinizi videokasete aldırarak anılarınızı, belgelerinizi ölümsüzleştirin. STÜDYO MEDİCAL. Tel: 158 19 18 BENİM AVUKATIM Son değişikliklerle 2. baskı Av. Ayhan Yalçın DÖKME IÇİMENTO "Bira"yı baıdagından için yemeği kitabından seçin Bugün, Efes Püsen'i beşlı özel ambalajıyla alın. • İçındeki "bıra" bardağı sızm Bedava. • Efes Püsen "Seçkın Yemekler' kitabı da sizın. Bedava. Tel: 358 73 67 360 24 64 360 75 16 YAŞAMAK YASAK çıktı Hasan Kıyafet Lüks baskılı, renkli büyük boy sayfalarda 110 pratik, yenı, seçkın yemek tanfı... Özel ambalajdan çıkan kuponu üçe tamarnlayıp, bıze gönderin. Kıtabtnızı hemen alın* Bugün, "bira"yı özel ambalajıyla alın! Sav Daeıtım VURTEN ABONOZ SEZAİ TÜRKKAN evlendiler. 31.10.1986 Kadıkö) ile ECE BAR PAZAR GECELERİ TANGOLAR ŞECAATTİN TANYERLİ ENGİN EGE ALEKS KELE VOLKAN BİLEN Tel: 164 16 86 169 41 40 ÇOCUK BAKILIR Pedagoji eğitimi görmuş öğretmen, evde veya evinizde çocuklarınıza bakıyor. Tel: 561 17 83 MARMARlS'TE 1339 m2 Yat Limanı yanında imar müsaadeli arsa satılıktır. Satış Günü: 17/11/1986 Tel.: 26542378MUGLA YAFRAK ÇUHADAR (OGE) SERMET ÇUHADAR evlendiler. IAHRAMANMARAŞ 31.10.1986 ile gazeteci Dr. ERDAL AIÂBEK îahariye Cad. 96/3 KADIKÖY Tel. 336 04 49 EFESPİLSEN "Btra" bu kapc^ın altmdadır. *E(es Pusen Y&mek Krabı ÜK 15C bm kupcr.a muracaaı suasma gore •••enımekredu SUSADIKCA
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear